‘Senin için mücadele etmeyen insan, sadece gitmeni bekliyordur.’
Bob Marley’in söylediği bu söz, hayatın en sessiz anlarında yankı buldu.
Ben o yankıyım. Bazen duyulmayan bir iç çekişte, bazen susan bir bakışta yaşarım.
Görmezden gelinirim bazen. Anlatıldığım hâlde anlaşılmam. Herkesin yaşayıp da adını koyamadığı, bazen öfke sanılan, bazen korkuya karışan ama asla yok olmayan bir devinimim.
Sessizliğin içinden konuşurum, gürültünün ortasında susarak direnirim.
Ben her sabah bir çocuğun uyanışı kadar temiz, her gece bir kadının gözyaşı kadar gerçeğim.
Herkesin içinde bir kıpırtıyım ben, kimilerinin susturduğu, kimilerinin ise büyütüp güçlendirdiği ve hayata kattığı anlamım.
Evet, mücadeleyim ben.
Ben en çok inatla yaşatıldığım yerlerde varım. Bir madencinin soluduğu tozlu havada, sınırda yürüyen bir annenin gözlerinde iz bırakırım. Yasaklanan dillerde, bastırılan seslerde, değersiz görülen terlerde yaşarım. Ve hep oradaydım. Bazen bir bakışta, bazen bir haykırışta… Bir zamanlar devrim diye yankılanan, sonra bastırılmaya çalışılan ama asla yok olmayan o iç direncim.
Ben mücadeleyim…
Ben bazen bir çocuğun gözlerinde büyürüm. Oyuncaklarını değil, hayallerini toplamaya çalışanım. Geleceğine çalıştığı sokak lambasının altında sessizliğim.
Karanlıktan değil, adaletsizlikten ürken cesaretim, kaldırımlarda yok sayılan bir tekerlekli sandalyenin inadıyım.
Göz göze gelinmeyen ama her gün var olmak için direnen, bunun için bedel ödeyen bir varlığı taşırım.
Kimi zaman otizmiyle dünyaya kendi yolunu açan bir çocuğun inadıyım.
Kimi zaman iliklerinde yankılanan sancıya rağmen sabahı bekleyen bir bedenin inadıyım.
Goethe “Hayatın nimetlerini anlamlı kılan, onun zahmetleridir” diyor. İnsanın bedel ödemeden, zorluklara göğüs germeden ve özveride bulunmadan başarılı olamayacağına vurgu yapıyor.
Çünkü mücadele yalnızca çatışmalarda değil, bir çocuğun güvenle uyuyabilmesi için gösterilen özveride de vardır.
Nitekim Simone de Beauvoir der ki: “Gerçek mücadele bazen bir çocuğun altını değiştirmekle başlar.”
Ben, öldürülmek istenen düşlerin inadına her sabah yeniden doğan bir çocukta yaşarım.
Mücadeleyim ben, her gün biraz daha büyüyen bir çocuğun yüreğinde.
Ve bazen bir kadının bakışında dirilirim.
Doğuran, büyüten, koruyan ama en çok yok sayılanım.
Bir annenin sessizce büyüttüğü sabrım, çocuklarının geleceği için korkusuzca ayağa kalkan cesaretim.
Her susturulmak istendiğimde çoğalırım.
Çünkü ben sadece bir bedenin değil, bütün bir yaşamın direnişiyim.
Ve o direniş, bazen yalnızca görünmeyen emekle taşınır.
Kimsenin görmediği sabah 5’te kalkılan mesai, eve taşınan yük, susarak büyütülen umut…
John Steinbeck der ki:
“Ve nerede birileri özgür olmak için mücadele ediyorsa, onların gözüne bak anne, beni göreceksin.”
Ben kadınım, kardeşim ve anneyim. Jin, Jiyan, Azadi’yim.
Ve elbette bunların anlamlı mücadelesiyim.
Ben yalnızca bir kimliğin, bir coğrafyanın değil; ezilenin, ötekileştirilenin, yok sayılanın sesiyim.
Kürt’üm ben, yasaklı bir stranın ezgisiyle yürürüm.
Kadınım, bastırılmış her nefeste yeniden filiz veririm.
Emekçiyim, emeği görünmeyen ama hayatı sırtlayan bir alın teriyim.
Ve hepsinden öte, bu hayatta yok sayılmaya karşı varolmanın inadıyım.
Ve bazen bir alın teriyim gün doğmadan.
Kimi zaman bir fabrikada, bir okulun koridorunda, bir hastane nöbetinde ya da mevsimlik bir işçinin ellerinde çalışırım.
Ne mesaime sınır çizilir ne emeğime değer biçilir.
Yine de üretirim, taşırım, inşa ederim.
Çünkü ben yalnızca çalışan değilim; ben emekçiyim.
Ve her sabah yeniden doğan bir mücadeleyim.
Sokaklardan, mekanlardan ekranlara uzanırım.
Ben dijital kalabalıklarda görünmeyen gerçekliğim.
Paylaşılmayan bir düşünce, beğenilmeyen bir cümleyim.
Sosyal medya çağında varlığım bir bildirime sığmaz.
Mücadele, görünür olmak için değil; haklı olanı, görünmese bile sürdürmek içindir.
Yalnızlık ekranlardan değil, bazen yan odada unutulmaktan büyür.
Ama mücadele, tam da orada başlar: unutulduğumuz yerde kendimizi yeniden hatırlamakla.
Voltaire der ki:“Hırs, bir geminin yelkenini şişiren yele benzer. Çoğu gemiyi batırır, azı da yerinde tutar.”
Ama ben hırsla değil, anlamla yürürüm.
Yarışı değil, direnci bilirim.
İlerlemek uğruna geçmişi ezmem, büyümek için başkalarını küçültmem.
Çünkü bana göre asıl güç, yüksek sesle öne atılmakta değil; sessizce taşınan yüklerde, sabırla örülen kelimelerdedir.
Ben, gürültülü adımlarla değil, derin izlerle yürürüm.
Ve o iz, alın terinden, vazgeçmeyenlerden, isimsiz emekçilerden oluşur
Ben verilen emeği küçümseyenlerden değilim.
Yılların birikimine, sabrına, direnişine kulak tıkayanlardan değilim.
Ben demokratik mücadeleyi seçenlerin yanındayım; o yolu yadırgayanların değil.
Ben, kimliğini inkâra karşı var etmeye çalışanların tarafındayım.
Küçümseyenlerin, sabrı zayıflık sananların, sözü hafife alanların, seviyeyi düşürenlerin değil.
En çetin olanı bu yolu seçmektir.
Öfkeye kapılmadan yürümek, sabırla direnmek, sözle var olmak kolay değildir.
Bu yol, her gün yeniden başlama cesaretidir.
Ve ben, her defasında yeniden başlayanların inadıyım.
Susarak ezilmeyen, konuşarak çoğalanların inadıyım.
Köprü kuran, kırmayan, onaran her sözün izindeyim.
Bana yöneltilen her yok sayışta biraz daha büyürüm.
Çünkü ben, suskunluğun içinden yükselen mücadelenin kendisiyim.
Ben fikirde büyürüm, bilinçte örgütlenirim.
Günün birinde susturulurum sanılır, ama ben kelimelerle yürürüm.
Samuel Beckett der ki:
“Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene. Gene yenil. Bu defa daha iyi yenil.”
Çünkü vazgeçmem.
Ben her fırtınada biraz daha güçlenirim.
‘’Çünkü biliyorum, ancak kış geldiğinde, soğuklar bastığındadır ki çam ve selvinin sonuna dek direndiğini görürsün’ diyor Konfüçyüs.
Ve işte bu yüzden…
Ben mücadeleyim.
Adım konmamışken bile yazılmışım.
Bir ağıtla başlamışım, bir stran ile sürmüşüm.
Diz çöktürülmek istenen her yerde ayağa kalkmışım.
Çocukların rüyasında, kadınların öfkesinde, yoksulların yakarışında, toprağın derinliğinde, göğün sonsuzluğunda…
Çünkü bazen sadece hayatta kalmak değil, hayatta bir iz bırakmaktır asıl mesele.
Ve o iz, bazen sadece bir çocuğun gülümsemesinde gizlidir.
Ben o izi taşırım.
Çünkü ben, her an yeniden doğanım…
Her seferinde küllerinden yeniden yükselen Anka Kuşu misali inat, cesaret, bağlılık ve özveriyle özdeşleşmiş mücadeleyim…











