İktidar partisi AKP`nin başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan uzun süreden beri yeni bir Anayasanın gerekliliğinden bahsetmektedir. Fakat nasıl bir Anayasa istedikleri konusunda bugüne kadar kamuoyuna sundukları bir anayasa çerçevesi yok. Dönem dönem Cumhurbaşkanı başdanışmanı Mehmet Uçum ´un muhalefete verdiği hukuk derslerinden de pek bir şey anlaşılamıyor.
Mevcut Anayasaya uymayan bir iradenin yeni bir Anayasa yapması mümkün değildir. Her şeyden önce yeni bir anayasa için toplumsal katılımın sağlanması gerekli ve zaruridir. Yalnızca muhalefetin ve parlamentodaki partilerin katılımıyla yapılacak yeni bir anayasa mevcut anayasadan daha da kapsayıcı ve toplumsal sorunları giderecek bir meşruiyet zemini yaratamaz.
8.Haziran´2025 tarihinde X hesabından CHP´ye seslenen Başdanışman Mehmet Uçum “CHP’nin mevcut temsil alanlarının, eğer demokrasiye inanıyorlarsa bir an önce demokrasi ve hukuk sınırları içinde muhalefet diline ve pratiğine dönmesi gerekir” diyerek demokrasi dersi veriyor.
Devamında “Terörsüz Türkiye hedefinin dünyanın içinde bulunduğu durumu ve bölgemizdeki riskleri dikkate alan bir politika olduğu artık çok daha net görünüyor.” diyerek “Terörsüz Türkiye” sürecinin çerçevesini de çizdi diyebiliriz.
23 yıldan beri iktidarda olan ve mevcut anayasaya uymayan bir iktidarın tüm kültürlerin ve sosyal grupların bir arada birlikte ve eşit yurttaşlar olarak barış içinde yaşamalarını hedefleyen yeni bir anayasa yaparak Kürt sorununu çözmesi muhalefete karşı sürdürdüğü sindirme ve teslim alma politikasıyla mümkün değildir.
Halkın oylarıyla mevcut parlamentoya seçilmiş Can Atalay’ın anayasa mahkemesinin kararlarına rağmen içerde tutulması bunun en bariz bir örneğini oluşturmaktadır.
Mehmet Uçum AA için 4. Temmuz 2025 tarihinde kaleme aldığı uzun bir analizde 2023 ruhuna sahip yeni bir Anayasanın gerektiğine vurgu yapmaktadır.
“1921 Anayasası Kurtuluş sürecimiz bakımından, 1924 Anayasası ise Kuruluş sürecimiz açısından misyoner anayasalardır. Hakikaten Kurtuluş ve Kuruluşun kilometre taşı olan iki anayasa tarihine sahibiz. Darbe ürünü 1961 Anayasası ile halen yürürlükte olan yine darbe ürünü 1982 Anayasası da anayasal tarihe eklenmiştir. “
Uçum ‘un 1982 Kenan Evren anayasasından en çok beslenen partinin AKP olduğunu bilmesi gerek.
Mehmet Uçum´ un “Türkiye’de yeni anayasa, her şeyden önce daha güçlü bir güvence sistemi için bir ihtiyaçtır. Çünkü mevcut anayasa, hiçbir konuda tam güvence sağlayan bir norm düzenine sahip değildir.” derken de danışmanlığını yaptığı Cumhurbaşkanının yasalara uymadığı ve yargı kararlarını es geçtiğine dair tek bir kelime etmemektedir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve iktidardaki AKP’nin anayasaya ve imzaladığı uluslararası anlaşmalara uymamasını nasıl açıklayacağız.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Demirtaş ve Kavala hakkında verdiği kararlarının, her ikisinin uzun süren tutukluluklarına rağmen siyasi gerekçelerle halen içeride tutulmalarını nasıl açıklayacaklar, daha doğrusu suskunluklarını. Bu bir istisna değildir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre Türkiye´nin Madde 5 (3) ile 18’i ihlal ettiği; ayrıca “Siyasi tartışma özgürlüğünü ve çoğulculuğu bastırdığı” açıkça görülmesine rağmen daha demokrat özgürlükçü bir anayasa mümkünmüş gibi kendilerine demokrasi kahramanları payesi biçmeleri inandırıcılıktan çok ama çok uzaktır.
Mehmet Uçum ´un bir hukukçu olarak yaptığı bazı açıklamalar genel hatlarıyla söylemde doğru olsa da iktidarın mevcut anayasayı dikkate almamasında olduğu gibi Erdoğan’ın yeni bir anayasaya uyacağının garantisi yok. Daha doğrusu arkası boş olan açıklamalarla kamuoyu yanıltılarak Erdoğan’a göre bir elbise -anayasa- biçilmek istenmektedir.
‘Terörsüz Türkiye’ sürecine ilişkin olarak Mecliste 51 kişiden kurulacak bir komisyonun ne yapacağı henüz bilinmiyor. Bilinen tek şey hangi partilerin kaç kişiyle komisyonda yer alacağı. Parlamento dışında STK’lardan, sendikalardan, kadın örgütlerinden ve yerel yönetimlerden kimsenin çağrılmadığı bir komisyon barışı sağlayabilir mi ? Komisyon oluşturulurken bile sayısal çoğunluğun Cumhur ittifakında olması dikkate alınarak oluşturulan bir kurul toplumsal beklentilere cevap vermekten uzaktır ve uzak kalacaktır.
Batılı demokrasilerde – eksikliklerine rağmen – anayasalar bir toplumsal mutabakatı yansıtmaktadır. Ama tüm eksikliklerine rağmen Demokratik devletlerde anayasal güç halkın siyasal süreçlere katılımını temel alır. Burada tüm devlet güçleri en üst norm olarak anayasaya bağlıdır ve güçleri bu normla sınırlıdır. Ve dolayısıyla tüm Devlet organlarının eylemleri şekil ve içerik bakımından anayasa hükümlerine bağlıdır ve buna uyulması bir anayasal zorunluluktur.
Hukuk devleti olmanın en belirgin özelliği tüm bireylerin haklarının korunmasını temel alan ve aynı zamanda da kişilerin ve devlet organlarının buna uymak zorunluluğunun olmasıdır.
Devletler İnsanlar için vardır, insanlar devletler için değil. Kurallar ise insanların birlikte barış içinde yaşamaları için düzenlenir.
Sonuç olarak, yeni anayasanın ruhu katılımcılığı ve parlamenter sistemi temel alan insan hak ve özgürlüklerin öne çıkarıldığı bir değerler toplamının bütününü ifade etmelidir. Muhalefetin ve STK’ların toplumsal barışa ve sosyal refaha odaklı birlikte alternatif bir anayasa çalışması AKP ve Cumhur ittifakının mecliste oluşturmak istediği komisyona karşı en etkili cevap olacaktır.









