*Kürtlerin bölündüğü modern ulus-devletler, otoriter, hatta bazı durumlarda açıkça diktatörlük niteliğinde rejimler kurarak Kürtleri baskı altına aldılar ve onların kimliğini yok etmeye çalıştılar.
*Bu tutum, Kürtleri temel ulusal haklarını korumak için mücadele etmeye zorladı. Eğer merkezi hükümetler bu hakları tanısaydı ve Kürtleri asimile etmeye kalkışmasaydı, Kürtlerin sisteme entegrasyonu çok daha barışçıl ve sorunsuz olabilirdi.
*Kürtlerin yakın gelecekte bağımsızlığa ulaşma ihtimali üç önemli değişkene bağlı görünüyor: 1-Bölgedeki bir “tektonik değişim”, örneğin İran veya Türkiye’de rejim değişikliği gibi köklü bir dönüşüm, 2-Batı’nın bakış açısında bir değişim, yani Kürtlerin demokratik, laik ve çoğulcu değerleri koruma konusundaki öneminin yeniden değerlendirilmesi, 3-Kürt diasporasının kendi hükümetleri üzerindeki baskısı, bu baskının Batı’da Kürt ulusuna yönelik bir değişimin motor gücü olabilmesi.

Ronî Riha
Ortadoğu çalışmaları alanında uluslararası düzeyde saygın bir akademisyen olan Profesör Ofra Bengio, özellikle Kürt Çalışmaları konusunda uzmanlığıyla tanınıyor. Tel Aviv Üniversitesi’ne bağlı Moshe Dayan Center for Middle Eastern and African Studies bünyesinde Kürt Çalışmaları Programının kurucusu ve başkanı olarak, son yirmi yıldır Kürtlerin tarihi, kültürü ve jeostratejik sorunlarına dair kapsamlı araştırmalar yürütüyor.
Profesör Bengio, aynı zamanda Kürt meselesi üzerine kaleme aldığı çok sayıda makale ve kitabıyla hem akademik dünyada hem de uluslararası platformlarda söz sahibi olmuş bir isim.
Profesör Bengio, çalışmalarında Kürtlerin modern Ortadoğu’daki durumu, devletleşme süreci, özerklik mücadeleleri ve uluslararası aktörlerle olan ilişkilerini derinlemesine analiz ediyor. Akademik kariyerinde, Washington’daki ASMEA konferansları, Knesset, Avrupa Parlamentosu ve İngiliz Parlamentosu gibi uluslararası forumlarda Kürt meselesini tartışarak kamuoyunu bilinçlendirmeye yönelik etkinlikler düzenledi.
Ayrıca Tel Aviv Üniversitesi’ne bağlı Moshe Dayan Center for Middle Eastern and African Studies’te Kürt Çalışmaları Programının Başkanı olan Bengio, özellikle Kurdish Awakening (Kürt Uyanışı): Nation Building in a Fragmented Homeland ve Kurdistan’s Moment in the Middle East gibi eserleriyle tanınıyor.
Bu röportajda Profesör Bengio ile Kürtlerin tarihsel ve güncel siyasal durumunu, özerklik ve devletleşme meselelerini, uluslararası ilişkilerde Kürtlerin rolünü ve bölgedeki son gelişmeleri detaylı bir şekilde ele almayı gerçekleştirdik.
Profesör Bengio, Kürtlerin kendi iç bölünmüşlükleri, uluslararası aktörlerin çifte standartları ve Ortadoğu’daki jeostratejik değişimler ışığında nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini akademik bir perspektifle değerlendiriyor. Röportaj, Kürt meselesine dair derinlemesine bir anlayış sunarken, aynı zamanda geleceğe dair stratejik öneriler ve olası senaryolar hakkında da önemli ipuçları veriyor.
Bu değerli ve kapsamlı söyleyişi için Sayın Profesör Bengio’ya teşekkür ederiz.
Sayın Profesör Bengio, ilkin bu röportaj için zaman ayırdığınız için size çok teşekkür ederim. Bu fırsatı yakalamak benim için büyük bir onurdur. Görüşleriniz ve önerileriniz bizim için çok önemlidir.
İlk sorum, Ortadoğu uzmanı olmanızla birlikte, özellikle Kürt Çalışmaları alanında tanınmış bir isimsiniz. Tel Aviv Üniversitesi’ne bağlı Moshe Dayan Center for Middle Eastern and African Studies’te Kürt Çalışmaları Programı’nın başkanı olarak, bu program kapsamında yürütülen çalışmaları bize anlatabilir misiniz?
Kürt Çalışmaları Programı’nın temeli yirmi yıl önce atıldı. Dolayısıyla yirmi yıl önce kuruldu. Bu süre zarfında, Kürtler, onların kültürü, tarihi ve jeostratejik sorunları hakkında farkındalığı artırmaya yönelik çeşitli etkinlikler gerçekleştirdik. Bu etkinlikler arasında, asistanım olan Ceng Sağnıç tarafından verilen Kürtçe öğretim kursu da yer alıyordu. Ayrıca, bazı öğrencilerim yüksek lisans tezlerini bu konuda yazdılar; bu çalışmalar daha sonra Texas University Press tarafından yayımlanan “Kurdish Awakening” (Kürt Uyanışı) adlı kitapta bir araya getirildi.
Washington’daki ASMEA konferansında Kürt meselesi üzerine bir panel düzenledim. Kamuoyumuzu bilinçlendirmek amacıyla düzenlediğimiz Kürt Forumu etkinliklerine, çeşitli konularda konuşmak üzere birçok Kürt akademisyen davet edildi. Bu konuda konferanslar da düzenledik. Ben de şahsen, Knesset’te (İsrail Parlamentosu), Avrupa Parlamentosu’nda ve İngiliz Parlamentosu’nda dâhil olmak üzere çeşitli platformlarda bu konu üzerine konuşmalar yaptım ve çalışmalar yürütüm.
Şu anda Kürt Toplumu, Tarihi ve Kültürü Forumu’nu yönetiyorum. Alman-Kürt akademisyen Dr. Veysi Dağ ile birlikte, Kürt ve İsrailli akademisyenlerle Kürdistan’ın farklı bölgelerine odaklanan çeşitli akademik etkinlikleri yürütüyoruz. Gelecekte, bu girişimlerimizi daha da derinleştirmeyi amaçlıyoruz.
Kürt tarihi, sıklıkla ‘tamamlanmamış devlet olma tarihi’ olarak nitelendirilir. Bu durum, günümüz Kürt kimliğini ve siyasetini sizce nasıl şekillendiriyor?
Hem devletler hem de Kürt liderleri bu anlatının yayılmasına katkıda bulundular. Devletleri birleştiren tek unsur varsa, o da bir Kürt devletinin kurulma olasılığına karşı kurdukları ittifaklardır. İronik bir biçimde, Kürtler Müslüman olmalarına rağmen, tarih boyunca onların başlıca düşmanları ve sömürenleri sözde Müslüman kardeşleri olmuştur.
Ne yazık ki Kürtler açısından, Kürt liderlerin kendileri de bir devlet kurma hedefini yeterince zorlamadılar. Bağımsızlıktan özerkliğe, federalizmden genel insan hakları taleplerine kadar sürekli yön değiştirip durdular. Halkları için net ve sürdürülebilir bir vizyona sahip olamadılar. Amaç sabit değilse ve halka açık biçimde net olarak ifade edilmemişse, onu nasıl hayata geçirmek mümkün olabilir ki?
Irak, Suriye, Türkiye ve İran’daki son gelişmelere bakarak, Kürt özerkliğinin veya self-determinasyonun geleceğinin nereye doğru gittiğini düşünüyorsunuz?
Özerklik zaten Başûr’da (Güney Kürdistan’da) ve belirli bir ölçüde Rojava’da da mevcut.Ancak bu özerkliklerin, özellikle de Rojava’dakinin, en büyük sorunu çok kırılgan olmalarıdır.
Bakur (Türkiye Kürdistanı) ve Rojhilat (İran Kürdistanı) durumları ise çok daha tehlikeli ve belirsizdir. Şu anda bu bölgelerde yalnızca özerklik düşüncesi değil, Kürtçe konuşma hakkı gibi temel ulusal haklar bile çiğnenmektedir.
Son dönemde yaşanan gelişmeler, durumu daha da kötüleştirdi.
Dolayısıyla, Kürtlerin yakın gelecekte bağımsızlığa ulaşma ihtimali üç önemli değişkene bağlı görünüyor:
1-Bölgedeki bir “tektonik değişim”, örneğin İran veya Türkiye’de rejim değişikliği gibi köklü bir dönüşüm,
2-Batı’nın bakış açısında bir değişim, yani Kürtlerin demokratik, laik ve çoğulcu değerleri koruma konusundaki öneminin yeniden değerlendirilmesi,
3-Kürt diasporasının kendi hükümetleri üzerindeki baskısı, bu baskının Batı’da Kürt ulusuna yönelik bir değişimin motor gücü olabilmesi.
Kurdistan’s Moment in the Middle East adlı kitabınızda, bölgedeki istikrarsızlığın genellikle Kürtlerden değil, onları baskılayan merkezi hükümetlerden kaynaklandığını ve Batı’nın Irak gibi başarısız devletleri koruma ısrarının ters etki yarattığını savunuyorsunuz. Bu dinamikler, yakın tarihte Kürt hedeflerini ve bölgesel istikrarı ne şekilde etkilediğini açıklayabilir misiniz?
Kürtlerin bölündüğü modern ulus-devletler, otoriter, hatta bazı durumlarda açıkça diktatörlük niteliğinde rejimler kurarak Kürtleri baskı altına aldılar ve onların kimliğini yok etmeye çalıştılar.
Bu tutum, Kürtleri temel ulusal haklarını korumak için mücadele etmeye zorladı. Eğer merkezi hükümetler bu hakları tanısaydı ve Kürtleri asimile etmeye kalkışmasaydı, Kürtlerin sisteme entegrasyonu çok daha barışçıl ve sorunsuz olabilirdi. Dolayısıyla, bölgede yaşanan istikrarsızlığın nedeni Kürtler değil, bizzat merkezi hükümetlerin kendileriydi.
Irak örneğinde, İngilizler politikalarını değiştirerek, başlangıçta Kürtlerin bağımsızlığını desteklerken daha sonra onlara karşı savaşmaya başladılar; hatta İngiliz Hava Kuvvetleri’ni Kürtlere karşı kullandılar. O günden bu yana “birleşik devlet” anlayışı onların temel sloganı oldu, her ne kadar bu çözümün uygulanamaz olduğu zamanla kanıtlanmış olsa da.
ABD ve genel olarak Batı dünyası da bu konuda Britanya’nın izinden gitmeyi sürdürmektedir.
Kürt Çalışmaları alanının öncülerinden biri olarak, Kürtler ile Yahudiler arasında kimi zaman ortak bir geçmişten ve benzer yaşam mücadelelerinden söz ediliyor. Bu tarihsel deneyimler ve benzer mücadeleler ışığında, Orta Doğu’da bu iki kadim halkın birbirine ilham ve güç vererek ortak bir gelecek perspektifi inşa etmeleri sizce mümkün müdür?
Yahudilerle Kürtler arasında birçok benzerlik, ayrıca iki halk arasında güçlü bir yakınlık ve dayanışma bulunmaktadır.
Bu durum, özellikle diasporadaki Yahudi ve Kürt toplulukları arasındaki işbirliği ile açıkça görülmektedir.
İsrail ile Kürt oluşumları arasındaki iş birliği konusuna gelince, bu mesele çok daha karmaşık bir nitelik taşımaktadır.
Teorik olarak, taraflar arasında mükemmel bir jeostratejik iş birliği geliştirilebilirdi. Ancak pratikte, böyle bir girişimin önünde pek çok engel bulunmaktadır.
Bunların başında, İki taraf arasında doğrudan bir sınırın bulunmaması, Kürtlerin, “İsrail devletiyle ilişkilendirilme korkusu” nedeniyle “hain” damgası yemekten çekinmeleri, Irak’ta İsrail ile her türlü bağı cezalandıran yasalar, Kürt oluşumları arasında bu ilişkiler konusunda fikir birliğinin olmaması,
Ve İsrail’in kendisinin de bu tür bağlara yönelik çekinceleri gelmektedir.
Yine de, iş birliği için üç olası alan mevcuttur:
- Diasporada, Kürt ve Yahudi örgütleri arasında yürütülebilecek ortak çalışmalar,
- İsrail ile Kürt oluşumları arasında perde arkasında yürütülebilecek ilişkiler,
- Batı’daki diplomasi ve lobi faaliyetleri alanında kurulabilecek ortak girişimler.
İsrail dahil uluslararası aktörlerin Kürtleri algılama ve onlarla etkileşim kurma biçimlerini nasıl görüyorsunuz? Bu etkileşim, son yıllarda değişmiş midir?
Uluslararası aktörler hem pastayı elde tutmak hem de yemek istiyorlar. Başka bir deyişle, Irak ve Suriye’de devletin birliği fikrine büyülenmişçesine bağlılar, ancak aynı zamanda Kürtleri kendi çıkarları için kullanmak istiyorlar. Örneğin IŞİD’e karşı savaşta, zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarından faydalanmakta veya onları merkezi hükümetlere karşı denge unsuru olarak görmekte.
Buna karşın, Kürt bağımsızlığına kesinlikle karşılar. Bu tutumları, 2011’de kurulmasına yardımcı oldukları Güney Sudan’a yönelik yaklaşımlarından tamamen farklıdır.
El Kaide geçmişiyle bilinen Ahmed el-Şahra bugün Suriye Cumhurbaşkanı olarak BM’de kabul görüyor. Oysa onun zihniyetine karşı savaşan Suriyeli Kürtler uluslararası arenada izole ediliyor. Sizce bu durum Batılı ülkelerin çifte standardı mı?
Yukarıda da belirttiğim gibi, bu durum çifte standardın en açık örneğidir. Ne yazık ki bu, yeni bir tutum değil; yüzyılı aşkın bir süredir devam eden bir anlayıştır. Peki Kürtler bu konuda bir şey yapabilir mi? Bunu kamuya açık şekilde paylaşmak güvenli mi? Emin değilim.
7 Ekim 2023 Hamas saldırısıyla başlayan ve İsrail’in öncülüğünde şekillenen Ortadoğu’daki yeni bölgesel dinamikler nereye evrilebilir ve nasıl bir sonuca ulaşabilir? Bu süreçte Kürtlerin rolü ve konumu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu durum, bölge genelinde ve hatta dünya çapında etkileri olan bir tür ‘tektonik değişim’ olduğunu kanıtladı. İttifaklar ve güç merkezleri dramatik biçimde değişti.
Ne yazık ki Kürtler bu süreçte ellerindeki kartları iyi oynayamadılar ya da belki de oynayamadılar. Örneğin, PKK, Türkiye’deki Kürtler adına hiçbir somut hak elde etmeden, tek taraflı olarak silahsızlanmayı kabul etti.
İran’daki Kürtler, rejimin aşırı zayıflamasından hiçbir şekilde faydalanamadılar.
Irak’ta ise, KDP ile YNK arasındaki bölünme, merkezi hükümetin tüm zayıflığına rağmen IKBY üzerinde baskıyı çeşitli alanlarda artırmasına olanak sağladı. Rojava’daki Kürtler ise şu anda Suriye ve Türkiye’nin iki yönlü kuşatma manevraları arasında hayatta kalmaya çalışıyorlar.
Şu ana kadar, karizmatik Kürt general Mazlum Abdi ve arkadaşları bu zorlu koşullarda oldukça başarılı bir direniş sergiliyorlar.
2009 yılında Davos’ta Shimon Peres ile dönemin Başbakanı Erdoğan arasında yaşanan gerilimden bu yana, Türkiye–İsrail ilişkileri gergin seyretmektedir. Suriye’deki son gelişmeler, özellikle HTŞ’nin yükselişi ile birlikte Türkiye ve İsrail çoğu zaman karşıt pozisyonlarda bulunmuş ve kamuoyunda birbirlerini suçlayan açıklamalarda bulunmuşlardır. Sizce bu durum daha da tırmanabilir mi? Ayrıca, Türkiye’nin Hamas ve HTŞ gibi cihatçı gruplarla kurduğu ittifaklar hem İsrail’in güvenliği hem de Kürt mücadelesi üzerinde nasıl etkiler yaratmaktadır?
AKP’nin ve Erdoğan’ın Türkiye’de iktidara gelmesinden bu yana, İsrail–Türkiye ilişkilerinde pek çok iniş çıkış yaşandı. Genel olarak bakıldığında, ilişkileri ya iyileştirme ya da germe girişimlerinin çoğu Türkiye tarafından başlatıldı. Mevcut koşullarda, iki ülke arasında en az iki gerilim alanı bulunuyor: Suriye ve Gazze. Ancak bu gerilim, ABD’nin arabuluculuğuyla bir ölçüde hafifletilebilir.
Türkiye’nin cihatçı gruplarla kurduğu ittifaklar hem İsrail’in güvenliği hem de Kürtlerin mücadelesi açısından tehlike arz etmektedir. Türkiye’nin Hamas’a verdiği destek, İsrail için son derece zararlı sonuçlar doğurmuştur; aynı şekilde, Ankara’nın Suriye’de Kürtlere karşı cihatçı güçlere verdiği destek de benzer biçimde olumsuz etkiler yaratmıştır ve yaratmaya devam ediyor.
Son yüzyıla baktığımızda, Kürdistan’ın dört farklı bölgede (Türkiye, Irak, İran ve Suriye) yaşayan 50-60 milyonluk Kürt halkı, yoğun mücadelelerine rağmen, Irak’taki belirsiz resmi statü hariç, büyük ölçüde statüsüz kalmıştır. Bu durumun tek sebebinin bölgeyi kontrol eden devletler olduğunu düşünüyor musunuz? Kürtlerin bu süreçte hangi eksikleri olmuş olabilir ve gelecekte hangi adımları atmaları gerekiyor?
Kürtlerin en büyük düşmanının kendi içlerindeki bölünmüşlük olduğu artık herkesçe bilinen bir gerçektir. Üstelik bunu çok iyi bilmelerine rağmen, bu kronik sorunu aşmanın bir yolunu hâlâ bulamadılar.
Kürt tarihi, eğer birlik olabilselerdi büyük başarılara ulaşabilecekleri, ancak birlik eksikliği yüzünden fırsatları kaçırdıkları örneklerle doludur.
Bu durumun en güncel örneği, 2017’de Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde yapılan bağımsızlık referandumudur. Halkın çoğunluğu bağımsızlığa destek vermesine rağmen, liderlik bu tarihi fırsatı heba etti.
Evet, komşu ülkeler bu girişimi boşa çıkarmak için ellerinden geleni yaptılar, ancak eğer Kürtler birlik içinde olabilselerdi, sonuçlar bu kadar yıkıcı olmazdı. Olası bir çözüm, sivil toplum örgütlerinin ve genel olarak halkın, liderleri yön değişikliğine zorlaması olabilir. Bugün artık Kürtler arasında, yolu gösterebilecek çok sayıda entelektüel ve siyasi aktivist bulunmaktadır.










