Cafer Solgun: CHP ve Kürt sorunu; Yetmez ama evet

Yazarlar

Türkiye’de gündem çok hızlı değişiyor. “Gündemin efendileri” neyin gündemde kalmasını istiyorlarsa, neyin gündemden düşmesini istiyorlarsa rüzgarın yönü ona göre değişiyor; Balkanlar’dan gelen yeni soğuk, rüzgarlı ve yağışlı hava dalgası misali…

CHP’nin geçtiğimiz ayın sonunda “Ortak Gelecek Buluşmaları” adıyla başlattığı çalışmalar kapsamında, İstanbul’da düzenlediği Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansında CHP adına Kürt sorunuyla ilgili dile getirilen görüşlerden bahsediyorum. Gereğince gündem olmadı, objektif tartışmalara konu olmadı.

İktidar ve muhalefet çevrelerinden gelen tepkiler usulün gereğini yerine getirmek kabilinden tepkiler olmanın ötesinde değildi. Her iki cenahtan gösterilen tepkilerin kesişme noktası, “küçümseme” idi. Kim bilir belki de iyi niyetli olmak damarım tutmuştur ve ben abartıyorumdur?

Gündemden düşürülmüş olması, gereğince ve objektif tartışılmış olmaması konunun önemini azaltmıyor bence. 

Önceki yazımı şöyle bitirmiştim: 

“Son derece gerilimli ve sıcak bir gündemle ilgili CHP’nin kendi dışındaki kişi ve çevrelerin görüşlerini (de) dinleyerek yeni ve yapıcı bir politika oluşturma çabası, iyidir, olumludur. Eleştiriden önce teslim edilmesi gereken budur. 

Türkiye’nin Kürt sorunu başta temel demokrasi sorunlarıyla ilgili bugüne değin genellikle müesses nizamı savunan bir pozisyon takınan CHP’nin attığı adımlar, başlangıç kabilinde de olsa, yeni bir politik vizyona tekabül etmektedir… İzleyeceğiz…”

Tarihi ve siyasi bağlamda sorumluluğunu taşıdığı bir sorunla ilgili yeni, kapsayıcı, yapıcı ve demokratik çözüme açık duran bir politika geliştirilmeye çalışılmasını, önemsemek ve izlemek gerekir gerçekten de. 

Kuşkusuz olumsuz manada “siyasetçi” gibi davranmayıp sahici bir barışçıl ve demokratik çözüm amacınız, çabanız varsa…

Malum, olumsuz manada “siyasetçi” gibi davrananların sahici bir barış ve demokrasi çabası olmadığı gibi tutarlı olmak gibi bir sorumlulukları da yok.

Bakıyorsun, kendini Türkçü, milliyetçi olarak tanımlayanlar üslup ve ton açısından nüans farklılıklarını saymazsak, CHP’yi “terörle arasına mesafe koymuyor, teröre göz kırpıyor, milli güvenliğimizi tehlikeye atacak işler yapıyor” (vb) şeklinde ithamlarla suçluyorlar. Bilmeyen de sanır ki İmralı üzerinden sorunla ilgili hala belirsizliklerle, soru işaretleriyle dolu bir girişim  yürüten CHP’dir…

Bakıyorsun, bir zamanlar “inkar” siyasetine son vermekle, “yeni Türkiyenin” mimarı olmakla  övünenler, iktidarları boyunca nihayete erdirilmemiş “açılım” ve “süreçleri” sokağa terk edenler, CHP’deki yeni politika arayışlarını önemsemek şöyle dursun, görünmez kılmaya, “gömmeye” çalışıyorlar… Siyaseten fayda elde etmek adına bile olsa “bizim dediğimize geldiniz” demeye dahi tenezzül etmeden,

Bakıyorsun, “süreç” ile ilgili en önemli gündemleri “umut hakkı” olanlar, “madem süreç var siyasi mahpusları serbest bırakın” bile demeyenler, AİHM kararlarının hiçe sayıldığı Selahattin Demirtaş, Osman Kavala gibi “siyasi rehine” dosyalarını ısrar ve kararlılıkla gündemde tutmaya mecali olmayanlar da Ekrem İmamoğlu’nun “eşit yurttaşlık” öneren politikasını yerle bir ediyorlar: Kolektif değil, bireysel hak diyor… Kürtlere anayasal güvenceden bahsetmiyor, vb.

***  

Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’in söz konusu konferansta partileri adına dile getirdikleri çözüm önerileri için iyimser bir ifadeyle ancak “yetmez ama evet” denilebilir. 

“Yetmez” kısmı; eşit yurttaşlık, kardeşlik, herkes kendi dilini konuşsun kardeşim, reform (vb) denilmesine karşın bunların gereksindiği yasal ve anayasal değişiklik ve güvencelerden söz edilmemesi… “Yanlış anlaşılmasın kolektif hak değil bireysel hak diyorum” (Ekrem İmamoğlu) lafının zaten var olan durumu tarif etmenin ötesinde hiçbir “yenilik” içermemesi… 

“Evet” kısmı ise, CHP’nin, iktidar koalisyonu “Kürt sorunu” demekten vazgeçmişken sorunu adını dosdoğru koyarak tartışması, tartışmaya açık bir duruşu olması, farklı ve eleştirel kişi ve çevreleri de en azından “dinleyen” bir  tutumu benimsemesi oluyor… 

*** 

Sorun reel ve güncel siyasetin kısa erimli çıkar ve birbirine galebe çalma hesaplarına kurban edilmeyecek denli ciddi bir sorundur ve Türkiye’nin geleceği ile ilgilidir… 

Soruna bu önem ve ciddiyetle bakmayanlar, hangi kesimden olurlarsa olsunlar, çözümsüzlüğün devam edip gitmesini siyaseten varlıklarını sürdürmenin gereği görenlerdir… 

İlginizi Çekebilir

TÜİK: Türkiye’nin nüfusu 86 milyonu geçti
​Hunermendan bi Strana “Cenga Netewî” Piştgirî Dan Rojava

Öne Çıkanlar