🔴O.A., Türkiye’ye dönmeleri halinde çocuklarıyla birlikte ciddi bir güvenlik riskiyle karşı karşıya kalacaklarını söylüyor. Herkesi kendisine destek olmaya çağırıyor.
Bianet’ in haberine göre Türkiye’den İsviçre’ye sığınan O. A., eşinin kendisine ve çocuklarına uyguladığı fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddet ile çocuk istismarı iddiaları nedeniyle başlattığı hukuki mücadeleyi iki ülkede birden sürdürüyor.
İsviçre mahkemeleri babanın çocuklara yönelik şiddet eğilimini ve istismar bulgularını tespit etti. Buna rağmen mahkeme, anne ve üç çocuğun Türkiye’ye iadesine karar verdi.
Kararın ardından İsviçre makamları çocuklar için Türkiye’ye dönüş sürecini başlattı. Mart ayının ilk günleri için uçak biletleri alındı. O.A. ise çocuklarıyla birlikte Türkiye’ye dönmeleri halinde ciddi bir güvenlik riskiyle karşı karşıya kalacaklarını savunuyor.
Şiddet iddiaları ve sığınma süreci
O.A., eşinin Arnavutluk’a seyahat için verdiği muvafakatnameyle çocuklarıyla birlikte Türkiye’den ayrıldı. Daha sonra İsviçre’ye geçerek sığınma talebinde bulundu.
İsviçre’de uzmanlar çocuklarla ayrı ayrı görüşmeler yaptı. Görüşmeler sırasında 11 yaşındaki oğlunun babası tarafından cinsel istismara uğradığını ifade ettiği kayda geçti. Uzmanlar, bu iddianın ayrıca detaylı şekilde araştırılması gerektiğine dair not düştü. O.A., bu iddiayı İsviçre’de yürütülen uzman görüşmeleri sırasında öğrendiğini belirtti.
Ailenin bir diğer çocuğu ise Türkiye’de yaşadığı psikolojik şiddet nedeniyle intihar girişiminde bulundu. Bu olayın resmi kayıtlara geçtiği ifade edildi.
İsviçre mahkemesi: Şiddet var, ama “ağır tehlike” yok
İsviçre’deki yerel mahkeme ve ardından Yüksek Mahkeme, babanın şiddet eğilimini ve çocukların babadan korktuğunu tespit etti. Ancak mahkeme, Türkiye’de aile içi şiddete karşı koruma mekanizmalarının bulunduğunu savunarak iade talebini reddetti.
Kararda, çocukların babaya teslim edileceğine dair bir hüküm yer almadı; velayetin anne ve baba tarafından ortak kullanıldığı vurgulandı. Mahkeme, iade halinde “ağır bir tehlike şartının oluşmadığı” değerlendirmesini yaptı.
Karar sonrası O.A., çocukları İsviçre dışına çıkarması yasaklandı. Anne, haftada bir gün çocukları polis merkezine götürerek ülkede bulunduklarını bildirmek zorunda kalıyor. O.A., “Eğer çocuklarımla birlikte Türkiye’ye dönersek can güvenliğimiz tehlikede, can güvenliğimiz yok” diyor.
Türkiye’deki davalar ve savcılık kararı
O.A., avukatları Bursa Orhangazi Aile Mahkemesi’nde boşanma ve üç çocuğun velayetinin anneye verilmesi talebiyle dava açtı. Mahkeme sosyal inceleme raporu talep etti; ancak anne ve çocukların yurt dışında bulunması süreci zorlaştırdı.
Baba, çocukların “kaçırıldığı” iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Ancak Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı, babanın yurt dışı seyahati için muvafakat vermiş olmasını gerekçe göstererek takipsizlik kararı verdi.
Ayrıca savcılık, O.A., babasına gönderdiği yazıda, anne ve çocukların Türkiye’ye dönmesi halinde kendilerine haber verilmesini ve koruma sağlanacağını bildirdi. Bu gelişme, İsviçre mahkemesinin “Türkiye’de koruma mekanizmaları var” yönündeki değerlendirmesiyle aynı döneme denk geldi.
O.A.,’nın avukatları, İsviçre mahkemelerinin şiddet ve istismar tespitlerini Türkiye’deki aile mahkemesine delil olarak sundu ve geçici velayet talebinde bulundu. Bursa Orhangazi Aile Mahkemesi, annenin çocuklarının velayetini alma talebini kabul etmedi.
“Türkiye’ye dönersek çocuklarıma ulaşamayabilirim”
O.A., Türkiye’ye dönüşlerinin engellenmesini, çocuklarının velayetinin kendisine verilmesini ve çocuklar üzerindeki yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep ediyor.
“Benim derdim refah değil, can güvenliği” diyen A., Türkiye’ye dönmeleri halinde eşinin bağlantılarını kullanarak çocuklara zarar verebileceğini ve bir daha çocuklarına ulaşamayabileceğini öne sürüyor.
O.A. eşinin daha önce tehdit içerikli mesajlar gönderdiğini ve bazı akrabalarının da cinsel istismar iddiasını dile getirmemesi yönünde baskı yaptığını iddia ediyor. 11 yaşındaki oğlunun babasıyla görüşmek istemediğini ve ona “sapık” dediğini aktarıyor.
“Bu karar çelişkili”
Dosyayı yakından takip eden hukukçular, İsviçre mahkemelerinin şiddet ve istismar bulgularını kabul etmesine rağmen iade kararı vermesini çelişkili buluyor. Kararın, Türkiye’deki koruma mekanizmalarına yapılan atıfla gerekçelendirildiğini ancak çocukların yüksek yararı ilkesinin yeterince gözetilmediğini savunuyorlar.
Hukukçular ayrıca, çocukla yapılan uzman görüşmelerinde cinsel istismar iddiasının açıkça kayda geçtiğini ve bu başlığın ayrıca soruşturulması gerektiğinin belirtildiğini hatırlatıyor.
Süreç kritik aşamada
İsviçre makamları, Mart ayının ilk günlerinde iade sürecini tamamlamayı planlıyor. O.A. ve çocukları için hukuki girişimler sürüyor. Türkiye’de aile mahkemesinden çıkabilecek olası bir geçici velayet kararı, İsviçre’deki süreci etkileyebilecek kritik bir gelişme olarak görülüyor.
Avukatlar: “Şiddet tespit edildi, buna rağmen iade kararı verildi”
Ailenin avukatları, İsviçre mahkemelerinin kararına sert tepki gösterdi. Avukatlar, kadın ve çocukların korunmasının yalnızca bir ülkenin inisiyatifine bırakılacak bir mesele olmadığını vurguluyor.
“Çocukları ve kadınları korumak sadece bir ülkenin talep edildiğinde yerine getireceği bir yükümlülük değildir. Bu sorumluluğu bütün dünya adına talep etmeliyiz. Hukukçuların da, basının da, insan hakları ve kadın hakları savunucularının da bu ilkeyi savunması gerekir” diyen avukatlar, mahkemenin kendi tespitleriyle çeliştiğini de anlatıyor.
Avukatlara göre, İsviçre mahkemeleri babanın şiddet eğilimini ve çocuklara yönelik istismar bulgularını ortaya koydu. Buna rağmen mahkeme, “ağır tehlike şartının oluşmadığı” gerekçesiyle iade kararı vermesi kabul edilebilir değil.
“Bir mahkeme hem şiddeti hem istismarı tespit edip hem de sığınma hakkı tanımazsa burada ciddi bir çelişki vardır. Bu tespit, kadın ve çocuklara insani koruma sağlamak için yeterli olmalıydı. Mahkeme bunu görmezden geldi” diyor.
“Koruma var demek yeterli değil”
Avukatlar, Türkiye’de koruma mekanizmalarının bulunduğu yönündeki gerekçeyi de eleştiriyor. Savcılığın, anne ve çocukların Türkiye’ye dönmesi halinde haber verilmesini isteyen ve koruma sağlanacağını bildiren yazısına işaret eden hukukçular, bunun fiili güvenliği garanti etmediğini savunuyor.
“Bir yazı gönderip ‘haber verin, koruyacağız’ demekle gerçek güvenlik sağlanmaz. Karakolda iki polis görevlendirmekle ağır şiddet riski ortadan kalkmaz. Uygulamada koruma kararlarına rağmen kadın cinayetleri işlendiğini hepimiz biliyoruz” diyor.
Avukatlar, bazı vakalarda faillerin intihar ettiğini ya da daha ağır suçlara yöneldiğini hatırlatıyor ve “Bir kişinin başına polis dikmek her zaman yeterli olmuyor. Risk ortadan kalkmıyor” diyor.
“Bu karar siyasallaşma tartışmasını gündeme getiriyor”
Hukukçular, kararın hukuki olmaktan çok siyasi bir arka plan taşıdığı görüşünde.
“Bir hâkimin görevi ülkedeki politik iklime göre değil, hukuka göre karar vermektir. Mahkeme gerekçesinde şiddeti kabul ediyor ama iade kararı veriyor. Bu tablo, İsviçre yargısının da siyasallaştığı yönünde soru işaretleri doğuruyor.”
Avukatlar, kararın satır aralarında “Bu kapıyı açmak istemiyoruz” yaklaşımının hissedildiğini düşünüyor. “Eğer bu başvuruyu kabul edersek, Türkiye’den her şiddet mağduru kadın ve çocuk gelir” kaygısının etkili olduğunu öne süren hukukçular, bunun evrensel hukuk ilkeleriyle bağdaşmadığına dikkat çekiyor.
“Çocuğun üstün yararı gözetilmedi”
Avukatlar, özellikle küçük çocuğun cinsel istismar iddiasının annenin beyanı değil, İsviçre’de uzmanların görüşmeleri sonucu ortaya çıktığını vurguluyor:
“O. yurt dışına çıkmadan önce fiziksel ve psikolojik şiddeti anlatıyordu. Ancak cinsel istismar iddiası, İsviçre’de uzmanların çocukla yaptığı görüşmeler sırasında ortaya çıktı. Bu, annenin ileri sürdüğü bir iddia değil; uzman tespiti. Bu bulgu tek başına dahi çocuğun üstün yararı kapsamında koruma sağlanmasını gerektirirdi.”
Avukatlar, aynı iddiaların İsviçre vatandaşı bir kadın tarafından dile getirilmesi halinde kamuoyunun ve yargının farklı tepki verip vermeyeceği sorusunu da gündeme taşıyor.
“Kadına ve çocuğa yönelik şiddet evrensel bir sorundur. Bu mesele sınır tanımaz. Bir ülke, ‘yasal mekanizmalar var’ demekle sorumluluktan kaçamaz. Çocuğun üstün yararı ve yaşam hakkı her şeyin önündedir.”











