ABD ve İsrail’in saldırıları sürerken gözler İran’daki Kürt fraksiyonlarına çevriliyor. Eşi görülmemiş bir koalisyon içinde birleşen bu gruplar, rejimin zayıflamasından yararlanmayı deneyebilir. Ancak Kürtlerin tarihi, kırılgan ittifaklar ve terk edilmelerle dolu olduğu için bu durum hem umut hem de temkin yaratıyor.
Ghazal Golshiri ve Allan Kaval yazdı:
Söylentiler, belirsizlikler, hatalar ve yalanlamalar… İran’ın batı sınırlarındaki durum hâlâ spekülasyon konusu olmaya devam ediyor. 5 Mart Perşembe sabahı itibarıyla Kürt silahlı grupları, bir gün önce İsrail ve Amerikan medyasında yer alan bazı operasyonlara katıldıkları yönündeki haberleri yalanladı.
Komşu Irak Kürdistanı’nda konuşlanmış olan ve İran nüfusunun yaklaşık yüzde 10’unu oluşturan bir azınlığı temsil ettiklerini söyleyen bu örgütler, İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı örgütlü silahlı bir muhalefet oluşturabilecek başlıca aktörler olarak görülüyor.
Çarşamba akşamından itibaren, yoğun bir bilgi kirliliği ortamında, savaşçılarının Irak Kürdistanı’ndaki mevzilerinden İran sınırını geçtiğine dair söylentiler yayılmaya başladı. Ancak şu ana kadar bu iddiaları doğrulayan bağımsız ya da resmi hiçbir kanıt bulunmuyor.
Daha önce İsrail güvenlik çevreleriyle yakınlığıyla bilinen Axios sitesi, CIA’in Kürt ulusal hareketini finanse ettiği ve silahlandırdığı, bunun da İran Kürdistanı’nı ele geçirme stratejisinin parçası olduğu yönünde haberler yayımlamıştı.
Bu yöndeki haberler CNN, Fox News ve bazı İsrail medyası tarafından da aktarılırken, bazı Cumhuriyetçi siyasetçiler de Kürt güçlerine destek veren açıklamalar yaptı. Ancak bu durum Kürt güçleri içinde bir rahatsızlık yarattı.
Bu sırada İran genelinde, İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’na (HRANA) göre ABD-İsrail saldırılarında en az 1.114 sivil, bunların 181’i çocuk olmak üzere hayatını kaybetti. Buna ek olarak 926 ölüm daha doğrulanmayı bekliyor.
Kardeş çatışmalarıyla dolu geçmiş
Ülkenin batısında son günlerde başlayan bombardımanın dağılımı, İran’ın Kürt bölgelerinde gelecekte gerçekleşebilecek bir operasyon alanının haritasını andırıyordu. Türkiye sınırına yakın Urmiye’nin güneyinden Irak sınırındaki Kirmanşah’a kadar uzanan bir hattı kapsıyordu. Ancak Perşembe sabahı itibarıyla Kürdistan dağlarının üzerinde savaşın sisi hâlâ yoğun.
Kesin olan tek şey şu: uzun bir bölünmeler ve kardeş çatışmaları geçmişi olan altı Kürt fraksiyonu, 22 Şubat’ta ilan edilen bir koalisyon içinde resmen birleşti.
Sınırın Irak tarafındaki mevzileri daha önce de drone ve füze saldırılarına uğradı; Çarşamba’yı Perşembe’ye bağlayan gece de bu saldırılar devam etti.
İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDKI) yöneticilerinden Kerim Pervizi şöyle diyor: “Bu saldırılara sonsuza kadar tahammül edemeyiz.”
Ancak Çarşamba günü yayılan söylentilerin aksine, İranlı Kürtlerin askeri yapısı henüz savaş konumuna geçmiş değil.
Komala Kürdistan Partisi merkez komite üyesi Ali Ranjbari şöyle açıklıyor:
“Ortak bir operasyon odası kurulması hâlâ sürüyor. Bu ancak rejimin baskı kapasitesini kaybettiğinden emin olursak tamamlanabilir. Ancak artık geri dönüşü olmayan bir noktaya geldik ve bazı bölgelerin el değiştirmesi mümkün.”
Şu ana kadar hiçbir Kürt örgütü bir askeri operasyonun başladığını doğrulamadı.
PJAK yönetim konseyi üyesi Ahwan Chiako da koalisyonun henüz tek bir temsilcisi olmadığını doğruladı ve dış destek iddialarını reddetti.
“Hava kontrolü olmadan bir Kürt operasyonu katliama dönüşür.”
PJAK, Türkiye’ye karşı 1984’ten beri savaşan PKK’nin İran’daki uzantısı olarak biliniyor. PKK bu yıl Suriye’den çıkarılmış ve Türkiye ile zor bir müzakere sürecine girmiş durumda.
Terk edilme korkusu
Ortaya çıkan durumun tarihî bir fırsat olduğu düşünülse de Kürtler arasında ciddi bir kaygı var. Acaba Tahran’ın düşmanlarının çıkarlarıyla kendi çıkarlarını birleştirebilirler mi?
Yoksa yine Kürt tarihinin tekrar eden bir senaryosu mu yaşanacak: büyük güçler tarafından kullanılmak ve ardından terk edilmek?
Suriye’de Kürtlerin kontrol ettiği bölgelerin Ocak ayında Şam yönetimi ve Ahmed el-Şara güçleri tarafından yeniden ele geçirilmesi — üstelik Batılı ülkelerin onayıyla — hâlâ herkesin aklında.
Stockholm’de yaşayan İranlı Kürt analist ve eski PJAK dış ilişkiler sorumlusu Şamal Bişir şöyle diyor:
“Son raporlar bazı Kürt şehirlerinin rejim güçleri tarafından terk edildiğini ve halkın gelişmeleri umutla beklediğini gösteriyor.”
PJAK komutanlığı Çarşamba günü yayımladığı bir bildiride Kürtlere yerel siyasi ve askeri öz örgütlenmeler kurma çağrısı yaptı.
Irak Kürdistanı yönetiminin rolü de belirsizliğini koruyor. Tarihsel olarak Tahran’la ilişkileri olan bu yönetimin toprakları böyle bir operasyon için üs olabilir.
Roma’daki Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Maria Luisa Fantappie şöyle diyor:
“Irak Kürdistanı’nın istikrarı her zaman bölgesel güçlerle iyi ilişkilerine bağlıydı. Bu denge şimdi tehdit altında.”
Ve ekliyor:
“Bölgesel krizler Kürt tarihini hızlandırır. Şimdilik zaman onların lehine, çünkü ABD ve İsrail onlara ihtiyaç duyuyor. Ancak gerçek garantiler olmazsa bir felaket yaşanabilir.”
Milliyetçilik riski
Bazı İranlılar özellikle Reza Pahlavi etrafında toplanan monarşist çevreler Kürt hareketini ayrılıkçılıkla suçladıkları için, Kürt fraksiyonları ülkenin diğer muhalif kesimlerinin de tepkisini çekebilir.
Florida Güney Üniversitesi’nden araştırmacı Arman Mahmoudian’a göre:
“Bir Kürt saldırısı rejim değişikliği ihtimalini zayıflatabilir. Çünkü ülkede milliyetçiliği güçlendirebilir ve savaş etnik bir çatışmaya dönüşebilir.”
İran içinden bakıldığında Kürt hareketi çoğu zaman ikili bir algıyla görülür.
Kürdistan dağları, gerillaları ve kaçakçılarıyla, İslam Cumhuriyeti’ne karşı muhaliflerin Türkiye, Irak ve Batı’ya geçmek için kullandıkları bir geçiş yolu olmuştur.
Kürtler 1979 devriminde ön saflarda yer aldı. Ancak Ayetullah Humeyni’nin taraftarları daha sonra monarşiye karşı birlikte mücadele ettikleri müttefiklerini tasfiye etti ve bu azınlığa karşı kanlı bir baskı süreci başlattı. Bu baskı günümüze kadar sürdü.
Bölgesel etkiler
İran’ın batısında yaşananlar ülke sınırlarının ötesinde sonuçlar doğurabilir. Montpellier Paul-Valéry Üniversitesi’nden tarihçi Boris James şöyle hatırlatıyor:
“İran Kürdistanı pankürt milliyetçiliğinin merkezlerinden biridir. İran, Irak, Türkiye ve Suriye Kürtleri 1946’daki Mahabad Cumhuriyeti’nin hatırasını hâlâ yaşatır.”
Mahabad Cumhuriyeti modern tarihteki tek Kürt devleti olarak kabul edilir.
2003’te Irak’ta Amerikan müdahalesi sonrası Kürdistan’ın özerkliğinin tanınması, 2015’ten sonra Türkiye’de Kürt hareketinin yükselişi ve ardından bastırılması, 2011’den itibaren Suriye’de ortaya çıkan ve 2026’da çöken Kürt deneyimi…
Şimdi İran’daki gelişmeler, Kürt tarihinin yeni bir bölümünü açabilir.
Neden Le Monde gazetecileri İran’da bulunamıyor?
28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail saldırılarından bu yana İran’daki gelişmeleri yerinde takip etmek oldukça zor.
Son aylarda İran rejimi ile İsrail ve ABD arasında yaşanan diğer çatışmalarda olduğu gibi, Le Monde gazetesi de sahada bulunamıyor.
Uluslararası servis muhabirlerinden birinin İran’daki son haberi Haziran 2021’de, cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında yapılmıştı. O tarihten bu yana gazetecilerin vize başvuruları ya reddedildi ya da Tahran yönetimi tarafından hiç işleme alınmadı. Bu nedenle görüşmeler ve tanıklıklar Paris’ten telefon veya video aracılığıyla alınıyor; açık kaynaklardan elde edilen bilgiler uzman gazeteciler tarafından doğrulanıyor. Gazete ayrıca uydu görüntüleri ve sahada çekilmiş amatör videoların doğrulanması yoluyla gelişmeleri belgeliyor.
Ocak ayında başlayan hükümet karşıtı protestolar ve ardından gelen yoğun baskı nedeniyle, İran yönetiminin internet ve iletişim ağlarını büyük ölçüde kesmesi bu çalışmayı daha da zorlaştırıyor.













