1979’daki devrim sonrası kısa bir dönemde Kürt kentleri yerel konseyler aracılığıyla kendi kendini yönetmeye çalıştı; ancak bu deneyim kısa sürede askeri müdahaleyle sona erdirildi.
Akademisyen Rojin Mukriyan tarafından kaleme alınan analizde, 1979’da Şah döneminin sona ermesinin ardından İran’ın Kürt bölgelerinde kısa süreliğine ortaya çıkan yerel özyönetim deneyimi aktarılıyor.
Akademisyen Rojin Mukriyan tarafından Amargi için kaleme alınan analizde, 1979’da Şah döneminin sona ermesinin ardından İran’ın Kürt bölgelerinde kısa süreliğine ortaya çıkan yerel özyönetim deneyiminin 1980’de İran yönetimi tarafından bastırıldığı anlatılıyor.
Yazıya göre, devrim sonrası kısa bir dönemde Kürt kentleri yerel konseyler aracılığıyla kendi kendini yönetmeye çalıştı; ancak bu deneyim kısa sürede askeri müdahaleyle sona erdirildi.
Devrim sonrası Kürt bölgelerinde özyönetim girişimi
1979’da Ruhullah Humeyni önderliğinde kurulan İran İslam Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerinde, İran’daki Kürtler yeni yönetimin teokratik yapısını reddetti. Kürt siyasi hareketleri, Mart 1979’daki referandumu boykot etti ve bazı kentlerde köy, kasaba ve şehir konseyleri oluşturarak yerel yönetim modelleri geliştirdi.
Rojhilat olarak da adlandırılan bu bölgedeki bazı şehirlerde bu konseyler günlük yaşamın örgütlenmesinde aktif rol aldı ve konsey temelli bir demokrasi pratiği oluştu. Ancak bu durum yeni kurulan yönetim tarafından “ülkenin toprak bütünlüğüne tehdit” olarak görüldü.
1979–1980: İlk büyük çatışma
Devrimin ardından geçen ilk aylarda bölgedeki gerilim hızla şiddete dönüştü. Mart 1979’da Senendec’te yaşanan ve “Kanlı Newroz” olarak anılan olaylarda İslamcı milisler ve İran Devrim Muhafızları birlikleri Kürt ve sol örgütlere saldırdı. Çatışmalarda yaklaşık 200 kişinin yaşamını yitirdiği belirtiliyor.
Çatışmalar daha sonra Mahabad, Nakade ve Paveh gibi kentlere yayıldı. Temmuz 1979’da Meriwan’da protestolar yayıldı.
19 Ağustos 1979’da Humeyni’nin Kürt silahlı gruplara karşı “cihat” ilan ettiği ve onları “Tanrı’ya karşı savaşanlar” olarak nitelendirdiği aktarıldı. Bunun ardından İran ordusu, Devrim Muhafızları ve diğer güvenlik güçleri Rojhilat’ta geniş çaplı askeri operasyonlar başlattı.
On binlerce can kaybı
1979 sonbaharında başlayan çatışmalar kısa süreli ateşkeslere rağmen devam etti ve 1980’de ikinci büyük askeri operasyon başlatıldı. Rojin Mukriyan’ın aktardığına göre bu süreçte yaklaşık 10 bin Kürt hayatını kaybetti, sivil yerleşimlerin bombalandığı, kitlesel gözaltı, işkence ve idamların yaygınlaştığı belirtiliyor.
Şeriat hâkimi olarak görev yapan Sadegh Khalkhali’nin eşlik ettiği birliklerin sıkıyönetim uygulamaları ve hızlı yargılamalarla çok sayıda infaz gerçekleştirildi.
Qarna ve Qallatan köylerinde yaşanan katliamlar ile Senendec kuşatması, dönemin en sembolik olayları arasında gösteriliyor.
İran soluyla kırılgan dayanışma
Yazıda, Kürt hareketinin başlangıçta İran’daki bazı sol örgütlerden destek gördüğü de belirtiliyor. 19 Şubat 1979’da yayımlanan Mahabad Bildirgesi’nde Kürt hareketinin, işçi ve emekçi hareketleriyle ortak bir mücadele perspektifi ortaya koyduğu ve ayrılık değil federal bir İran talep ettiği vurgulanmıştı.
Ancak Rojin Mukriyan’ın aktardığına göre bu dayanışma uzun sürmedi. İran’daki birçok sol örgüt, merkezi ulus-devlet anlayışından kopamadı ve Kürtlerin özyönetim taleplerine mesafeli yaklaşmaya başladı. İran-Irak savaşının yarattığı milliyetçi atmosfer de bu geri çekilmeyi hızlandırdı.
Kürt partileri dağlara çekiliyor
Devlet baskısının artmasıyla Kürt siyasi hareketleri kentlerden çekilmek zorunda kaldı ve güçlerini büyük ölçüde dağlık bölgelere kaydırdı. Birçok Kürt siyasetçi ve aktivist tutuklandı, idam edildi ya da sürgüne gitmek zorunda kaldı.
Rojin Mukriyan yazısında bu süreçte on binlerce İranlı Kürdün Avrupa ve Kuzey Amerika’ya göç ederek diaspora toplulukları oluşturduğunu belirtiyor.
Yazıda, 1979 devrimi sırasında verilen siyasi reform ve özgürlük vaatlerinin kısa sürede ortadan kalktığına dikkat çekilerek, bu deneyimin Kürtler arasında bugün de güçlü bir tarihsel hafıza oluşturduğu ve siyasi değişim tartışmalarına temkinli yaklaşılmasının nedenlerinden biri olduğu vurgulanıyor.
Rojin Mukriyan, İrlanda’daki University College Cork’ta Devlet ve Siyaset Bölümü’nde doktora derecesine sahiptir. Rojin Mukriyan’ın başlıca araştırma alanları siyaset teorisi, feminizm, sömürgecilik karşıtı teori ve Kürt çalışmaları ağırlıklı Orta Doğu siyasetidir.
/Kaynak: İlke TV/










