Bayramdan sonra yasal düzenlemelerin gündeme geleceğini düşündüğünü belirten Meclis Başkanı Kurtulmuş, ” Meclis raporunda mutabakatla üzerinde durulan, ‘kritik eşik’ meselesi var. Bu konuda yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için örgütün silahları bıraktığının ve kendini feshettiğinin devletin güvenlik birimleri tarafından tespit edilmesi bir ön şart olarak ortaya kondu.” ifadelerini kullandı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, gazetecilerle bir araya geldi. Gazeteciler Kurtulmuş’a süreçle, Kürt sorunuyla ve Meclis’e gelmesi beklenen yasalarla ilgili sorular yöneltti.
“Rapor her şey değil ama bir yol haritası mahiyetinde”
Kurtulmuş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu’nun tamamlanmasının ardından, bayramdan sonra Meclis’te yasal düzenlemelerin görüşülmeye başlanacağını açıkladı.
Rapora dair soruyu yanıtlayan Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:
“Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu’nun en önemli tarafı tüm partilerin uzlaşıyla, ortak bir metinde buluşmuş olmalarıydı. Bu rapor tabii ki her şey değil ama bir yol haritası mahiyetinde. Raporun özellikle 6. ve 7. bölümlerinde neler yapılabileceğine ilişkin somut öneriler ortaya kondu. Bundan sonra süratle yasalaşma safhası gerekiyor. Benim kanaatim yine tüm partilerin uzlaşısıyla ortak bir metin üzerinde mutabakat sağlanmasıdır. Bunun için de çok vakit kaybetmeden bu konunun ele alınması lazım. Bayramdan sonra gündeme gelir diye düşünüyorum.
6’ncı bölümde mutabakatla üzerinde durulan, ‘kritik eşik’ meselesi var. Bu konuda yasal düzenlemelerin yapılabilmesi için örgütün silahları bıraktığının ve kendini feshettiğinin devletin güvenlik birimleri tarafından tespit edilmesi bir ön şart olarak ortaya kondu.
Bu çalışmalar eş zamanlı olarak da yürütülebilir ama sonuçta örgütün kendisini feshetmesi ve silahların bırakıldığının tespit edilmesi Meclis’in yapacağı bir iş değil; tabii ki güvenlik birimleri çalışmasını yapacak. Bu konuda en azından büyük oranda, bu istikamette ilerleme sağlandığına ilişkin bir karar ortaya çıkarsa ondan sonra zaten tabii ki konunun gereği olan yasal düzenlemeler yapılır.”
“Türkiye’deki siyasal aklın Kürt vatandaşlarıyla herhangi bir problemi yok”
Bölgesel gelişmelerin sürece etkisine dair soruyu yanıtlayan Kurtulmuş şunları kaydetti:
“Gelişmelere bütünüyle hakim olmamız, bunları yönlendirmemiz çok kolay değil ama Türkiye olarak bunların hepsini çok dikkatli ve detaylı şekilde çalışıyoruz; takip ediyoruz. En önemli avantajlarımızdan birisi, Suriye’deki entegrasyon sürecinin fevkalade olumlu seyretmesidir. Ümit ederim ki bozulmadan o süreç devam eder.
Bu meseleye sadece örgüt üzerinden de bakmamak lazım. Kürt halkının yönünün Türkiye’ye dönmesini, Ankara’ya ve İstanbul’a dönmesini sağlayacak bir gelişme olarak bu süreci değerlendirebiliriz. Türkiye’deki siyasal aklın Kürt vatandaşlarıyla herhangi bir problemi yok.
Hedefimiz esasında sadece bir örgütün kendisini feshetmesi değil, antidemokratik silahlı mücadele safhasının ortadan kaldırılmasıydı. En başta, komisyonu kurarken de söylediğimiz, mühim olanın zihinlerdeki dönüşümün sağlanması olduğuydu. Bunun için de Kürt’ün onurunu koruyacak adımlar atarken Türklerin de biz bölünmüyoruz, parçalanmıyoruz, tam tersine bütünleşiyoruz duygusunu kuvvetlendirecek, gururunu koruyacak işler yapmamız lazım.”
“Sakine Cansız ve arkadaşlarının öldürülmesi provokasyonu süreci zehirledi”
Kurtulmuş, önceki süreçleri hatırlatarak şunları söyledi:
“En önemli kazanımlarımızdan birisi, tüm siyasi partilerin aynı masa etrafında bir araya gelebilmiş olmasıdır; çok olgun bir demokratik müzakere yöntemiyle sonuca ulaşmasıdır. Komisyonda 137 kişi ve kurum dinlendi. Dinlenenler arasında çok aşırı uçlardan temsilciler de geldi. Toplumunun tüm farklı kesimleri geldi, kemal-i edeple görüşlerini anlattı ve olgun bir şekilde konular müzakere edilebildi. Bu günlerin de öncesine gitmek lazım. Malum geçmiş dönemlerde rahmetli Demirel’in, Özal’ın, Erbakan Hoca’nın, Erdal İnönü’nün çeşitli vesilelerle çeşitli dönemlerde o günün şartları içerisinde PKK terörünün bitirilmesiyle ilgili girişimleri oldu. Hatta bazılarının doğrudan temasları oldu. Çok mesafeler alındı zannedildi ama bir anda her şey altüst oldu. Bunun birkaç sebebi var. Bunlardan bir tanesi devletin içerisinde tek bir siyasal aklın olmamasıydı.
2009-2013 süreçlerini de hatırlıyoruz. Hemen hemen çok büyük bir mesafe alınmış, neredeyse sonuç elde edilecekken birtakım provokasyonlarla, örneğin Habur provokasyonu, Sakine Cansız ve arkadaşlarının öldürülmesi provokasyonu, Oslo görüşmelerinin sızdırılması provokasyonu gibi birtakım provokasyonlarla devletin içerisindeki FETÖ’cü ve başka unsurlar süreci zehirlediler.
“Devletin bütün kurum ve kuruluşları ortak bir istikamette yürüyor”
Benzer şekilde Özal’ın gayretlerini biliyoruz, Erbakan’ın gayretlerini biliyoruz, Demirel’in gayretlerini biliyoruz. O süreçlerde de devlet tek bir siyasal akılla ortaya çıkmadı. Bu sürecin en önemli artılarından birisi, devletin bütün kurum ve kuruluşları ortak bir istikamette yürüyor, büyük bir eş güdüm içerisinde süreç devam ediyor.
“Konu, ilk defa Meclis zeminine taşındı”
Daha da önemlisi konu, hiçbir zaman Meclis zeminine taşınmamıştı, ilk defa Meclis zeminine taşındı. Bir partinin ya da bir iktidar grubunun kanaati, fikri olmanın ötesinde bir parti dışında 11 partinin katıldığı, temsilci verdiği, milli iradenin sahiplendiği bir demokratik zemin ortaya çıktı. Onun için bizatihi bu çalışmanın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Böyle olduğu için de toplumun başlangıçta belki önemli bir kısmında var olan o ihtiyatlı iyimserlik dediğimiz birtakım endişeler, zaman içerisinde izale oldu. Rapor ortaya çıktıktan sonra da hemen hemen endişelerin büyük bir kısmı ortadan kalktı.
İran, Suriye ve bölgedeki diğer gelişmelere baktığımızda her an çok kırılgan bir sürecin içinde olduğumuz aşikâr. Elimizin çok rahat olduğu bol bir zamanımız yok. Hızlı bir şekilde bu süreci, ortaya çıkan müşterek istikamette sonlandırmamız lazım.”
“En ağır bedel ödediğimiz mesele, terör meselesidir”
Sürecin ortaya çıkmasına dair “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu süreci dillendirdi. Siz devlet aklı dediniz. Ne öngörüldü de bu başlatıldı? Herkes diyor ya nereden çıktı bu diye” şeklinde sorulan soruya Kurtulmuş’un yanıtı şu şekilde oldu:
“Bu bölgede yaşadığımız hiçbir şeyin tesadüf olmadığını biliyoruz. Belki yüz yılı aşkın bir süre, Osmanlı cihan devletinin çözülmesiyle birlikte malum birinci Sykes-Picot… Sınırları cetvellerle çizdiler, insanları birbirinden ayırdılar. Nusaybin’in karşısında Kamışlı var… Sadece Türk’ü Kürt’ten, Arap’ı Kürt’ten ayırmadılar aynı aşireti birbirinden ayırdılar ama insanları birbirine düşman edemediler. Özellikle çok net konuşmak gerekirse Amerika’nın Irak’ı işgaliyle birlikte başlayan süreçte fiilen bölgenin etnik ve mezhebi anlamda bölünmesi süreci uygulamaya konuldu.
Birçok ülkede bu uygulamanın sonuçları çok kötü bir şekilde ortaya çıktı. Şimdi bizim bunu geri çevirmemiz lazım. Etnik ve mezhebi bölünmenin aksine, bölge halklarının ortak bir geçmiş ve daha da önemlisi ortak bir gelecek üzerinden, kaderdaşlık üzerinden bütünleşmesini, aralarındaki güncel sorunların ortadan kaldırılmasını temin etmemiz lazım. Burada Türkiye’ye dönük baktığınız zaman bizim en ağır bedel ödediğimiz mesele, terör meselesidir. Akıl, bu sorunu ortadan kaldırmayı gerektirir. Bunun için ne yapmak gerekiyorsa hızlı bir şekilde yapmak lazım. Kaldı ki emperyalizmin bakışının dışında, zaman zaman emperyalizmi koltuğunun altına almış, zaman zaman emperyalizmin koltuğunun altına girmiş olan Siyonizm de çok açık bir şekilde son kozlarını oynamaya başladı. Bunu görmeden bu bölgede siyaset yapmak saflıktır. Artık son vuruşunu yapmayı epey bir süredir gündeme getirdi. Lübnan’daki iç savaş buydu, Suriye’deki iç savaş buydu. Ayrıca birçok ülkede rejim değişikliklerinin çok süratli bir şekilde gerçekleşmiş olması hedeflerinin bir parçasıydı. En sonunda Gazze üzerinden son safhaya geçmeyi düşündüler. Büyük İsrail projesinde esas yutulması gereken ana gücü Türkiye’dir. Bunu görüyorsak, biliyorsak iç kalemizi tahkim edeceğiz.”
“Bizim hukuk sistemimizde umut hakkı diye bir şey yok”
PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik “umut hakkı”na dair konuşan Kurtulmuş “Umut hakkını somut olarak söyleyeyim. Bizim hukuk sistemimizde umut hakkı diye bir şey yok. Raporda da umut hakkıyla ilgili bir başlık söz konusu değil. Burada infazla ilgili birtakım düzenlemeler yapılabilir. Ama ben burada kendi kişisel kanaatlerim var, şu anda neler yapılabileceğine ilişkin görüşlerimi söylemek istemiyorum. Çünkü burada aslolan parti gruplarının devreye girmesi ve partilerin çalışarak ortak müşterek bir çabayı ortaya koymalarıdır” dedi.
Kayyumlar
Kayyumlara dair soruya ise Kurtulmuş, “Raporda kayyum meselesi var. Eğer kayyumla karşı karşıya kalınırsa, başkan eğer bir şekilde görevden alınırsa seçilmiş belediye meclisi üyeleri arasından seçilmesi gibi partilerin uzlaştığı bir teklif var. Eğer bir araya gelirler ve tamam derlerse bu konuda da adım atılır” şeklinde yanıt verdi.
“İran’daki savaş süreci etkilemez”
Rojhılat (Doğu Kürdistan) ve İran’da süren savaşın sürece etkisinin olup olmayacağına dair soruyu yanıtlayan Kurtulmuş “Etkilemeyeceğini düşünüyorum çünkü oradaki gelişmeleri de takip ediyor, Türkiye’ye olumsuz bir şekilde yansımaması için her türlü tedbir alıyoruz. Zaten bakmayın bu günlerde bu tür şeyler konuşulduğuna, Amerikalıların da İran’da bir iç karışıklıkla rejim değişikliğini gerçekleştiremeyeceklerini çoktan anlamış olduklarını zannediyorum” ifadelerini kullandı.
“Artık silahlı mücadelenin anlamsız ve gereksiz olduğu şeklindeki görüşleri Öcalan’ın kendi görüşleridir”
“Sayın Başkan bütün heyetler gitti, geldi ve raporlar size geldi. Öcalan’la yapılan görüşmeler. Bizlere sızdı sadece ara ara bazı yerlerde. Siz bütün raporları okudunuz. Öcalan’ın ne dediğini, ne gördüğünü veya bize yansımayan bölümleri. Nasıl bir Öcalan gördünüz siz? Yani sizi ne şaşırttı Öcalan’la ilgili?” sorusunu da Kurtulmuş şu şekilde yanıtladı:
“İmralı’nın yaptığı açıklamaları, kamuoyuna açık olan deklarasyonları var. İlk başta 27 Şubat’ta ortaya koydu, sonra geçen son yaptığı açıklamada ortaya koydu. Orada birkaç temel unsur var. Bunlardan birisi, örgütün kurulması ve gelişmesini sağlayan ideolojik çerçevenin artık geçersiz olduğu ve o günkü Türkiye’nin ret, inkâr ve asimilasyon politikaları geride kaldığı için artık silahlı mücadelenin de anlamsız ve gereksiz olduğu şeklindeki görüşleri kendi görüşleridir.
Bölgenin bölünme parçalanma senaryolarının da bölge halklarının lehine olmayacağını açık olarak söylüyor. Demek ki burada onun da gördüğü bu bölünme parçalanmanın Kürtlere de bir faydası olmayacağı şeklinde bir kanaati olduğu anlaşılıyor. Nihayetinde tüm bunların nasıl gelişeceğini görmek de uygulamaya bağlı. Bu da süratle örgütün tasfiyesi ve yine İmralı tabiriyle zihinlerde de silahların bırakılmasının sağlanmasıdır.”
“Bu iş başarısız olursa, sivil siyaset bu duvarın altında kalır”
“Umutsuzluğa kapıldığınız an oldu mu hiç? Örneğin İmralı heyetleri noktasında hepimiz tedirgin olduk. Acaba dağılır mı diye bir düşünceniz oldu mu?” sorusuna ise Kurtulmuş, “Bu iş 2009’a, 2013’e ya da önceki çalışmalara benzemez. Eğer bu iş başarısız olursa, duvar yıkılırsa, sivil siyaset bu duvarın altında kalır ve Allah korusun başarısız olduğumuz zaman PKK’nın terör eylemlerine başladığı günlere döneriz. Bölgede bu kadar çatışmanın olduğu bir ortamda bu yangına benzin dökecek çok eller var” karşılığını verdi.
“En önemli iş birliği yapacakları ülke Türkiye’dir”
İran savaşı sonrası Körfez ülkelerinin Türkiye’ye yönelip yönelmeyeceğine dair soruyu yanıtlayan Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:
“Zaten böyle bir yaklaşım vardı Körfez ülkelerinde. Sadece bu son savaşta değil. Hamas heyetinin Katar’da vurulmasıyla birlikte aslında İsrailliler, Körfez ülkelerine çok açık bir mesaj verdiler. Ne kadar para verirseniz verin, Amerika’ya ne kadar yaranırsanız yaranın, Amerika sizi bu bölgede koruyamaz. Biz her zaman söylüyorduk bunu, belki çok anlaşılmıyordu.
Şimdi fiilen görmüş oldular. İsrail hepsine diyor ki siz İran’a düşmansınız; Umman, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan siz İran’a düşmansınız. Ülkeler arasındaki düşmanlığı körükleyerek zemin kazanmaya çalıştı. Şimdi bu ülkeler artık kendi savunmalarını düşünmek zorundalar. Burada da en önemli iş birliği yapacakları ülke Türkiye’dir.”
/Rûdaw/












