Xwedêda Dilxêrî: Rojhilat Sınırı; Kürdistan’da Harita ve Gerçeklik

Yazarlar

Sınırlar söz konusu olduğunda Kürdistan örneği bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Özellikle Orta Doğu’da haritalarda çizilen çizgiler ile insanların hayatında gerçek bir sınırın oluşması çoğu zaman aynı şey değildir. Belki de Kürdistan’da son çizilen bazı sınırların bir gün ilk ortadan kalkacak sınırlar olabileceği bile söylenir. Buna karşılık dikkatle bakıldığında bugün genellikle en eski sınır olarak bilinen bazı sınırların da fiiliyatta o kadar eski olmadığı görülür.

Bugün İran ile Türkiye arasındaki sınırın ve İran ile Irak arasındaki sınırın temeli, 1639 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Safevi Devleti arasında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması’na dayanır. Bu anlaşmayla Kürdistan’ın ortasından bir sınır çizilmiş, ülke yüzyıllar boyunca görünürde ikiye bölünmüştür. Osmanlı’nın dağılmasıyla birlikte bu bölünmenin daha da derinleştiğini, hatta ikiye katlandığını görüyoruz.

Fakat şu da bir gerçek ki özellikle İran sınırı uzun süre bölgede yaşayan insanlar için gerçek bir ayrım anlamına gelmedi. Daha çok haritalarda var olan bir çizgi olarak kaldı; yerelde ise aşiret ve beyliklerin kendi dinamikleriyle düzenlenmiş bir düzen hâkimdi ve büyük ölçüde geçişkenlik söz konusuydu.

Gerçekte bu sınırın Kürtler açısından belirgin bir sınır karakteri kazanması ancak 19. yüzyılın başlarından itibaren mümkün oldu. Ondan önce Kürt aşiretlerinin ve ailelerinin sınırın her iki tarafında yaşadığını görüyoruz. Çoğu zaman yaylak ve kışlak düzenine dayanan yaşam biçimi sınırın iki tarafını da kapsıyordu. Bu durum yüzyıllar boyunca böyle devam etti ve bunun etrafında oluşan kültür ve hafıza bugün hâlâ Kürtler arasında canlıdır.

Bugün Kürtlerin “Serhat” dediği bölgede birçok aile “Revan’dan geldiklerini” söyler. Revan dedikleri yer, 19. yüzyılda bugünkü İran–Türkiye sınırı civarında varlık göstermiş ve İran İmparatorluğu’na bağlı bir hanlıktır. Birçok Kürt aşiretinin bu hanlıkların topraklarında yarı göçebe bir yaşam sürerek uzun süre siyasi ve idari sınırlar olmaksızın yaşadığını; ancak zamanla Türkiye ya da İran tarafında yerleşmeye zorlandığını görüyoruz.

Aynı olguyu bütün sınır hattı boyunca görmek mümkündür. Iğdır’dan İlam’a kadar uzanan bu coğrafyada insanların kültürleri, dilleri ve inançları bunu açık biçimde göstermektedir. Makû’nun kültürü ile Iğdır’ın kültürü aynıdır; Urmiye ile Hakkâri’nin, Mahabad ile Süleymaniye’nin, Serpel-i Zahow ile Hanekin’in kültürel dünyaları da yine öyledir. Aynı şekilde İlam ile Irak’taki Feylilerin dili, dini ve tarihsel geçmişi de ortaktır ve sınırların olmadığı bir dönemde oluşmuştur. Buna rağmen bu topluluklar bugün siyasi sınırlar nedeniyle ikiye bölünmüştür.

Somut olarak, örneğin bugün Türkiye tarafında yaşayan bazı aşiretlerin yaylakları 1800’lü yıllara kadar İran tarafında bulunuyordu. Sipkan ve Hayderan aşiretlerinin yaylaları buna örnek gösterilebilir. Aynı şekilde Milli aşiretinin bazı kolları ve Celali aşiretleri Makû, Hoy civarında yaşarken, aynı toplulukların bir bölümü bugünkü Ağrı, Iğdır, Van ve çevresinde yaşamaktadır. Sınırlar daha belirgin hâle geldikçe bu aşiretlerin bir kısmı bir tarafta, bir kısmı ise diğer tarafta kalmıştır.

Uzun süre aşiretler için bu sınırlar gerçek bir engel oluşturmadı. Ancak Osmanlı Devleti ile İran arasında imzalanan Erzurum ve Bağdat anlaşmalarıyla birlikte sınırlar giderek somutlaştı ve devletler tarafından daha sıkı biçimde uygulanmaya başladı. Böylece daha önce gündelik hayatı pek etkilemeyen çizgiler zamanla gerçek bir devlet sınırına dönüştü.

Benzer bir durum İran ile Irak arasındaki sınır bölgesinde de görülür. Bu bölgede de çok sayıda Kürt ailesi ve aşireti sınırın iki tarafında yaşamıştır. Sınırlar fiilen uygulanmaya başladığında ise aynı aşiretler veya aileler parçalanmış; yine bir bölümü bir tarafta, diğer bölümü başka bir tarafta kalmıştır.

Kelhur aşireti buna örneklerden biridir. Aşiretin bir bölümü Irak’ın Hanekin bölgesinde yaşarken, diğer bir bölümü İran’ın Kasr-ı Şirin tarafında yaşamaktadır. Osmanlılar zamanında belirli bir özerkliğe sahip olan Bacilan aşireti de benzer şekilde bu tarihsel bölünmenin örneklerinden biridir. Aynı topluluğa mensup insanlar zamanla farklı devletlerin sınırları içinde kalmış; daha önce geçişkenlik arz eden, onlar için fiilî hiçbir değeri olmayan sınırlar nedeniyle parçalanmış ve dağılmışlardır.

Bu süreçten en ağır biçimde etkilenen topluluklardan biri ise Feyli Kürtleri olmuştur. Feyli ve Lek Kürtleri yüzyıllar boyunca yurtlarını iki bölgeye ayırarak yaşamışlardır: Pişê Kuh ve Piştî Kuh (Zagros Dağları’nın önü ve arkası). Hayvanlarıyla birlikte yaz aylarını İlam ve Luristan’daki serin yaylalarda geçirir, kışın ise dağın ön tarafında, yani bugünkü Irak tarafında geçirirlerdi. Ancak sınırlar kesin biçimde uygulanmaya başlanınca bu mevsimlik hareketlilik burada da sona erdi. Birçok Feyli Kürdü Irak tarafında kaldı ya da bırakıldı ve sınırı geçmelerine izin verilmedi. Daha sonra, bilindiği üzere, Saddam Hüseyin döneminde ağır baskılara maruz kaldılar. Bir kısmının vatandaşlık hakları ellerinden alındı ve “bu ülkenin vatandaşı değilsiniz” denilerek dışlandılar. Onların Saddam döneminde yaşadıkları, Kürdistan’ın en karanlık sayfalarından biridir.

Bütün bu örnekler, bugün Doğu Kürdistan’ı Kürdistan’ın diğer parçalarından ayıran sınırların aslında sanıldığı kadar eski olmadığını gösteriyor. Bu sınırlar tarihsel olarak var olsa da, gerçek anlamda katı devlet sınırlarına dönüşmeleri büyük ölçüde son iki yüzyılda gerçekleşti.

Bugün Rojava ile Türkiye arasında bölünmüş ailelerden söz ediliyor, yine Irak ile Türkiye arasında yurdundan ve birbirinden edilen insanlardan bahsediliyorsa, söz konusu trajedi Kürtler açısından İran ile çizilen sınır için de geçerlidir. Aynı aileler, aynı aşiretler ve aynı kültürel topluluklar son yüzyılda çizilen ve giderek sertleşen sınırlar nedeniyle birbirinden ayrılmak zorunda kaldı.

Sınırların Kürtler üzerinde yarattığı tarihsel kırılmalar ve toplumsal trajediler aslında Kürdistan’ın her parçası için geçerlidir. Buna Rojhelat Kürdistan’ı da dahildir. Orada sınırlar üzerinde yaşananların, filmlere ve kitaplara konu olan Rojava ve Başûr sınırlarında yaşanan insani trajediden hiçbir farkı yoktur.

İlginizi Çekebilir

Amerika’da medyaya lisans tehdidi
Delil Karakoçan: ABD’nin Zihinsel İnşasının Jeopolitik Arka Planı

Öne Çıkanlar