Afrika’nın Sahel bölgesinde yani Senegal, Moritanya, Mali, Burkina Faso, Nijer, Nijerya, Çad, Sudan, Eritre gibi ülkeleri kapsayan bölgede istikrar sağlanamıyor.
Bu ülkedeki birçok cunta yönetimi Rusya, Çin ve ABD’ye yaklaşıyor ve Avrupa’dan uzaklaşıyor. AB Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, DW’ye verdiği demeçte “dengeli ortaklıklar” çağrısında bulundu. Peki bu işe yarayabilir mi? DW’den Nikolas Fischer analizinde bu soruya yanıt arıyor:
2020 ile 2023 yılları arasında Mali , Burkina Faso ve Nijer’deki askeri darbeler , dış politikada kırılmalara ve Avrupalıların kademeli olarak geri çekilmesine yol açtı. Bunun yerine, Rusya , Çin ve Donald Trump yönetimindeki ABD, askeri cuntalarla olan ilişkilerini ve varlıklarını artırdı.
Ancak bu durum bölgeyi daha istikrarlı veya güvenli hale getirmedi ; tam tersine, Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nün (SWP) “Avrupa Sahel Politikası: Başlangıç Noktasına Dönüş” adlı çalışmasına göre, bölge cihatçı şiddet ve sınır ötesi gerilimlerle karakterize ediliyor. Çalışma, Sahel’deki durumu ve AB’nin eylem seçeneklerini analiz ediyor.
Çalışmanın vardığı sonuca göre, bölgedeki gerginliğin daha da artmasını önlemek için Avrupa, sınırlı etkisine rağmen yeni bir strateji bulmalıdır.
Kaja Kallas: “İşler Afrika’da kalmalı.”
AB’nin tam olarak yapmaya çalıştığı şey de bu: Afrika’daki rolünü güvenlik ortaklıkları, ekonomik kalkınma ve kritik kaynaklar ve enerji açısından yeniden tanımlamak istiyor.
Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Gana’nın başkenti Accra’da DW’ye verdiği özel bir röportajda, “AB, Afrika’da kalkınmaya, istihdama ve büyümeye odaklanıyor ” dedi. Burkina Faso ile sınır komşusu olan Gana ve AB, 24 Mart’ta güvenlik ve savunma alanında ilk resmi ortaklık anlaşmasını imzaladı.
Kallas, Gana’ya destek amacıyla savunma ekipmanlarının teslimatını duyurdu. Yardım, motosikletler, araçlar, insansız hava araçları ve insansız hava aracı karşıtı sistemleri içeriyor. Anlaşma, 2023 yılında başlatılan ve 50 milyon avro bütçeli bir AB programının parçasıdır.
AB’nin bütüncül yaklaşımı: kalkınma, altyapı, inovasyon
Ancak Kallas, güvenliğin sadece askeri araçlarla sınırlı olmadığını belirtti:
“Ayrıca daha geniş bir ekonomik yaklaşımı da destekliyoruz, çünkü istikrarsızlığın temel nedenlerini ele almak önemlidir ve bu nedenler genellikle ekonomiyle ilgilidir.”
Küresel Geçit Girişimi kapsamında AB, 24 Mart’ta Nijer ile sınır komşusu olan Nijerya için de bir yatırım paketi sundu. 290 milyon avroluk bu yatırımla Avrupa, Afrika’nın en büyük ekonomisindeki katılımını artırıyor. Paranın büyük kısmı fiber optik ağların genişletilmesi, yerel ilaç üretimi, tarım ve göç programları için kullanılacak.
Kallas, “Biz işlem odaklı değiliz” diyerek Avrupa’yı bu şekilde konumlandırıyor. İşlem odaklılık, Trump yönetiminin anlaşma odaklı politikalarını tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Esasen performansa ve tazminata odaklanır; somut, genellikle kısa vadeli hedeflere ve ölçülebilir başarılara ulaşmayı amaçlayan bir tür değişim ilkesidir.
Öte yandan, uzun vadeli ilişkiler ve ortak vizyonlar mevcut. Kallas, DW’ye verdiği demeçte, “Afrika ülkelerine yardım etmeye çalıştık çünkü onlar bizim komşularımız. Bugünün sorunları yarının sorunları. Dolayısıyla çok yakından bağlantılı.” dedi.
AB ve Afrika’nın kritik ham maddeleri
AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi, “dengeli ortaklıkların” AB için ne kadar önemli olduğunu açıkça belirtiyor:
“Örneğin, enerji ve kritik hammaddeler konusunda. Afrika ülkelerinin bu ilişkilerde sağlayabileceği desteğe ilgi duyuyoruz; örneğin, teknolojileri sağlayarak ancak işleri burada tutarak.”
Kallas, ABD, Çin veya Rusya’yı açıkça adlandırmasa da, açıklamaları AB’nin kendisi ile bu ülkeler arasında kurmak istediği farkı açıkça ortaya koyuyor:
“Farklı çıkarlarımız var. Kaynakları sömürmek istemiyoruz. Bu kaynakların faydalarının Afrikalılarda kalmasını istiyoruz. Bizim için Afrika’da iş ve büyüme olması önemli. Çünkü iş varsa, istikrarsızlık azalır. Ayrıca Avrupa’ya göç baskısı da azalır, çünkü insanlar gerçekten zorlanmadıkça evlerini terk etmek istemezler. Bu nedenle Afrika ülkelerinin refahı gerçekten bizim çıkarımızadır.”
Avrupa’ya giden göç yolları Sahel ülkelerinden geçmektedir
Mali merkezli, CDU’ya bağlı Konrad Adenauer Vakfı’nın (KAS) Sahel programı başkanı Ulf Laessing , “Sahra altı Afrika’dan Sahel ülkeleri üzerinden iki ana göç yolu var: biri Mali’den Moritanya üzerinden Kanarya Adaları’na , diğeri ise Nijer’den Libya üzerinden İtalya’ya doğru” diyor. “Bu yüzden burada hiçbir şey yapmamayı göze alamayız.”
Laessing, Fransa’nın Brüksel’deki rolünü vurguluyor:
“Geleneksel olarak, Fransa Sahel’de baskın güçtü. AB’nin geri kalanı onu takip ediyordu. Şimdi Fransız egemenliği sona eriyor ve diğerlerinin dahil olması zorlaşıyor.”
Sahel için gerçek bir AB stratejisi göremiyor. “Geçen yıldan beri bir pozisyon belgesi var, ancak çok genel.” Ayrıca, üç Sahel ülkeleriyel kalkınma işbirliği için planlanan 195 milyon avroluk fon da askıya alındı: “Fransa buna direniyor çünkü Fransızlar hala bir şekilde geri dönüş yapabileceklerini umuyorlar.”
Laessing, planlanan kalkınma fonunu “AB’nin herhangi bir etki gösterebilmesinin neredeyse tek yolu” olarak tanımlıyor. Ancak, İtalya hariç diğer AB ülkelerinin çoğunun “Sahel konusunda Fransa ile tartışmaya hazır olmadığını ve bu nedenle hiçbir şeyin olmadığını” eleştiriyor.
Yardım yerine ticaret: ABD’nin Sahel bölgesindeki yaklaşımı
AB, yerel değer zincirleri oluşturarak Afrika’nın tercih edilen ortağı olmayı hedefliyor. Ancak bunun Sahel bölgesinde de başarılı olup olamayacağı tartışmalı. Orada şu ana kadar diğer yöntemler daha iyi sonuç veriyor gibi görünüyor:
“ABD, Mali, Nijer ve Burkina Faso ile başa çıkmak için pragmatik bir yaklaşım buldu,” diyor Ulf Laessing (KAS). “Cihatçılarla mücadeleye yardımcı olmak ve belki de ekonomik kazanımlar elde etmek istiyorlar. Bu, en azından ABD’nin Sahel’deki askeri hükümetleri ciddiye aldığını gösteren bir yaklaşım.”
Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nün (SWP) Avrupa Sahel politikası üzerine yaptığı yukarıda bahsedilen çalışmada, AB’nin cuntaları ciddiye aldığını da göstermesi gerektiği tavsiye ediliyor. Çalışmanın yazarı Lisa Tschörner, DW’ye verdiği demeçte, asıl amacın “karşılıklı güvensizliği azaltmak için yaklaşık iki yıldır minimuma indirilmiş olan diplomatik ve toplumsal diyaloğu yeniden başlatmak” olduğunu söyledi.
Tschörner, “Diyalog çabalarının verimli olması durumunda, örneğin, AB’nin bölgede pragmatik ve seçici bir şekilde yer alması ve açıkça tanımlanmış alanlarda işbirliğini hedeflemesi düşünülebilir” dedi.
Brüksel, Batı Afrika’da yarının küresel zorluklarını ele alan yeni ve uzun vadeli bir işbirliği modeli kurmayı hedefliyor. Bunun başarılı olup olmayacağı ise henüz belli değil.
/Deutsche Welle/











