ABD’li diplomat Joey Hood, ülkesinin Kürdistan Bölgesi ile olan ilişkilerinin önemini vurgulayarak bu ilişkinin stratejik bir ortaklık olması gerektiğini ve böyle olacağına inandığını belirtti.
Kurulacak olası bir ittifakın başlangıçta Irak’ı kapsamayacağını belirten Hood, Irak’ın çözmesi gereken başka engelleri olduğunu, ABD ve Körfez ülkelerinin tam bir güvenlik ortağı mı yoksa Tahran rejiminin bir güvenlik ortağı mı olacağına karar vermesi gerektiğini, yıllardır denemesine rağmen her ikisi birden olamayacağını söyledi.
Bağdat’ta ve İran dosyası üzerinde geniş bir tecrübeye sahip olan Joey Hood, Trump yönetiminin Tahran’a yönelik politikasının detaylarını, ABD’nin Kürdistan Bölgesi ve Irak ile ilişkilerinin geleceğini ve savaşı sona erdirmek için gereken şartları değerlendirdi.
Eski ABD Yakın Doğu İşleri Bakan Yardımcısı Joey Hood, 30 Mart 2026 tarihinde Rûdaw’ın Washington ofisinde Dİyar Kurda’ya özel röportaj verdi.
Rûdaw: Büyükelçi, bugün bize katıldığınız için çok teşekkür ederiz.
Joey Hood: Beni ağırladığınız için ben teşekkür ederim Diyar. Teşekkürler.
Rûdaw: Büyükelçi, Bağdat’taki tecrübenizi ve İran meseleleri üzerindeki çalışmalarınızı göz önünde bulundurarak, (Destansı Öfke) operasyonunun yalnızca hava gücü yoluyla hedeflerine ulaşabileceğini düşünüyor musunuz, yoksa bu savaşın mantığı en nihayetinde nihai hedefin, yani rejim değişikliğinin gerçekleşmesini sağlamak için sürekli bir kara baskısına mı ihtiyaç duyuyor?
Joey Hood: Öncelikle Kürdistan Bölgesi’ndeki, Irak’ın dört bir yanındaki ve bölgedeki izleyicilerinize selamlarımı iletmeme izin verin. Umarım herkes huzurlu bir bahar geçirir. Başkan Trump’ın rejim değişikliğinden bahsederken ne kastettiğini anlama konusunda dikkatli olmamız gerektiğini söylemek istiyorum; o, rejimin davranışlarında bir değişiklik kastediyor. Gelecekteki dini liderin seçiminde rol oynamak istediğinden bahsetmişti. Bu gerçekleşmedi ancak sonuçta, şu birkaç gün içinde bahsettiği ve söylediği gibi, rejim değişti, çünkü artık farklı kişilerle muhatap oluyor ve onlar da farklı konuşuyorlar. Onun aradığı türden bir değişiklik budur, çünkü etrafındaki komşuları, ki buna Irak da dahil, tehdit eden ve aynı yayılmacı ve devrimci politikayı izleyen tamamen farklı bir rejiminiz olsaydı hiçbir amaca ulaşılmış olmazdı. Ancak şu anda bölgeyle, ABD ile ve dünyayla olan ilişkilerinde taktiklerini değiştirmeleri gerektiğini öğrenmiş olan aynı aktörlerden bazılarına sahipseniz, bu temelde rejim değişikliğidir.
Rûdaw: Rejim değişikliği konusuna döneceğim ama Kürdistan hakkında bir sorum var. Yanılmıyorsam geçmişte Kürdistan’ı Ortadoğu için bir örnek olarak göstermiştiniz. Oysa Erbil gibi yerler ve ABD’nin Körfez’deki ortakları İran’ın ciddi misillemeleriyle karşı karşıya kaldı. Savaş sona erdikten sonra Washington’un Kürdistan’a ve bölgeye yönelik stratejik ilgisini artıracağını mı düşünüyorsunuz, yoksa ABD’nin öncelikleri başka yerlere kayarak güvenlik taahhütlerini azaltabilir mi?
Joey Hood: ABD ve Kürdistan Bölgesi, Irak ile Körfez de dahil olmak üzere bölgedeki ortaklarının, ortaklıklarını daha da güçlendireceğini düşünüyorum. Çünkü yapabildiğimiz şeyin sonucunu gördük, özellikle de Körfez Araplarıyla 1945’ten bu yana, Kral Abdülaziz bin Suud ve Başkan Roosevelt’in Amerikan gemisi Quincy’de ilk kez buluşup, şu anda 80 yılı aşkın süredir devam eden ve benzeri görülmemiş bir ekonomik ilerleme için güvenlik ve istikrar sağlayan bir güvenlik ortaklığı kurmaya karar verdiklerinde gördük. Aynı şeyi Kürdistan Bölgesi için de söyleyebileceğinizi düşünüyorum. Hayat kusursuz olmasa da istikrar gördünüz, ekonomik büyüme gördünüz, 40 yıl, 50 yıl, 60 yıl önce imkansız olan bazı şeyler gördünüz. Neden? Amerika, Bölge hükümetiniz ve Bağdat hükümeti arasındaki o güçlü ortaklık sayesinde oldu. Bu yüzden bu hükümetlerin güvenlik ve ekonomik ortaklıkları yeni bir seviyede iyileştirmenin yollarını arayacaklarını düşünüyorum.
Rûdaw: Peki, savaştan sonra ABD ile Körfez’deki veya Kürdistan Bölgesi’ndeki ortakları arasında yeni bir güvenlik sisteminin veya bölgesel bir güvenlik sisteminin ortaya çıkmasını öngörüyor veya bekliyor musunuz?
Joey Hood: Evet, bahsettiğim şey bunu, ABD ile Körfez Arap ülkeleri arasında NATO benzeri bir ittifak olarak görmemdir, zira bu güvenlik ve ekonomik ilişkilerimizin olgunlaşmasında bir sonraki mantıklı adımdır. Bunun gerçekleşmemesi için de hiçbir neden yok. Bu ülkeler 1945’teki ülkelerle aynı değiller. Dolayısıyla o zaman sahip olduğumuz yapının aynısına bel bağlamamalıyız. Eğer şimdi NATO benzeri bir ittifakınız varsa, ki bazı ülkeler bunun için farklı zamanlarda ve farklı seviyelerde bireysel olarak çalışmıştır, şimdi ABD ile tüm Körfez İşbirliği Konseyi için uygulanırsa, öyle ki herhangi bir üyeye ne şekilde olursa olsun yapılacak herhangi bir saldırı, herkese yapılmış bir saldırı olarak görülür ve herkesin buna yanıt vermesini beraberinde getirirse, o zaman Tahran’daki veya Saddam Hüseyin rejimi dönemindeki gibi bir rejim için bu imkansız olur, bir intihar olur. Eğer böyle bir lider geri dönerse, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinden herhangi birine saldırmaya çalışması onun için tam bir intihar olacaktır. Bu başlangıçta Irak’ı kapsamayacaktır, çünkü Irak’ın çözmesi gereken başka engelleri var. Irak, ABD ve Körfez ülkelerinin tam bir güvenlik ortağı mı yoksa Tahran rejiminin bir güvenlik ortağı mı olacağına karar vermesi gerekiyor. Irak aynı anda ikisi birden olamaz. Yıllar boyunca ikisi birden olmaya çalıştı.
Rûdaw: Irak’tan bahsettiğimizde, bir hükümetin olduğunu ve aynı zamanda bazı güçlü kişilerin bulunduğunu biliyoruz. Onlar perde arkasındalar ve ne isterlerse yapıyorlar. Hatta milis grupları var ve çok fazla güce sahipler. Ticaret ve ekonomi alanındalar. Sizin bakış açınızdan, Irak’ta ve Dışişleri Bakanlığında çalıştığınız yıllar boyunca, Bağdat’ta gücü elinde tutan kim? Iraklılar mı yoksa yabancı ülkeler tarafından desteklenen başka kişiler mi var? İran da bunlardan biri.
Joey Hood: Bence bu bir karışım. Irak’ı iyileştirmek için çalışan Iraklılar olduğunu düşünüyorum ve Tahran rejiminin çıkarları için, 1979’dan beri sahip oldukları ve Lübnan, Suriye, Irak, Yemen gibi ülkeleri istikrarsızlaştıran, bu ülkelerde daha az başarı elde etmiş olsalar da başka yerlerde de aynısını yapmaya çalıştıkları yayılmacı ideoloji için çalışan Iraklılar olduğunu düşünüyorum. Ancak sizin de bahsettiğiniz gibi oradaki temel fikir, milis olan silahlı gruplara sahip olmaları ve aynı zamanda siyasi parti ve iş insanı olmaları, ancak genel olarak haklarının ülkenin her yerinde geçerli olmasıdır. Bunun nedeni, ülkenin o kadar güçlü olamaması, İran için bir tehdit olarak görülebilecek kadar istikrarlı olamamasıdır. Bu İran’ın savunma stratejisidir. Bu Tahran’ın bakış açısından kabul edilebilir olabilir, ancak o ülkelerdeki yurtsever herhangi biri veya bu ülkelerin ortağı olmak isteyen Amerika’nın bakış açısından kesinlikle kabul edilemez.
Rûdaw: O halde soru şu; kim üstün, İran destekli gruplar mı yoksa Irak hükümetinin kendisi mi?
Joey Hood: İran destekli grupların şu anda geri çekilmekte olduğu çok açık bence. Hasan Nasrallah’ın artık hayatta olmamasının nedeni de bu. Husilerin girmekten bahsetseler de savaşa girmemelerinin nedeni de budur. Bu nedenle Tahran ve Irak’a sadık olan farklı yerlere saldırıldığını görüyorsunuz. Yıllar önce Falih Feyyaz gibi kişilere defalarca bir gün bu grupların sınırı aşacağını, ABD’nin, müttefiklerinin ve ortaklarının cevap vermek zorunda kalacağını söyledim. Ne yazık ki bu tavsiyelere kulak asılmadı. İnsanlar bana Irak’ta bir iç savaş istemediğimizi söylüyorlardı. Kimse hiçbir yerde iç savaş istemez ancak aynı zamanda sadece toplumsal barışa sahip olmak için halkınızın onca güvenliğinden ve ekonomik çıkarından vazgeçmeye hazır mısınız? Bunun uzun vadeli olacağını sanmıyorum, iyi bir yatırım olduğunu düşünmüyorum.
Rûdaw: Kürdistan Bölgesi’nin İran’ın ve aynı zamanda Irak’taki milis grupların saldırılarıyla karşı karşıya kaldığından bahsettik. Washington buna nasıl bakıyor? Kürt liderliği savaşa katılmayacağımızı ve tarafsız kalacağımızı söyledi ancak aynı zamanda sadece ABD üslerine, ABD konsolosluğuna değil, aynı zamanda Kürdistan’ın sivil yerleşim bölgelerine de saldırılar var. Neden Kürdistan Bölgesi’ne saldırıyorlar? Washington bunu nasıl görüyor?
Joey Hood: Bu tarafsızlık ifadesi çok akıllıcaydı çünkü tüm dünyaya İran’daki bu rejimin ne kadar hain olduğunu çok açık bir şekilde gösteriyor. Kürdistan Bölgesi’ne savaşta bir rol oynadığı için veya rejim için doğrudan bir tehdit oluşturduğu için değil, Amerika’nın yakın bir ortağı olduğu için saldırıyorlar. Bazı büyük ülkeler gibi kendilerini savunamayabilirler. Tahran rejimi Kürdistan Bölgesi’ni vurarak bundan faydalanıyor. Washington bunu olduğu gibi görüyor, o da hiçbir stratejik neden olmadan en zayıflara vurmaktır. Çünkü Tahran rejimi bir şekilde Kürdistan Bölgesi’ni istikrarsızlaştırmayı başarsa bile bunun onlara ne faydası olacak? Hiçbir faydası olmayacak. Sadece sınırlarında daha fazla soruna yol açacaktır. Dolayısıyla bunu, Amerika’nın dostu iseler ve bizim istediğimizi yapmazlarsa kimsenin barış içinde yaşamasına izin vermeyeceğimize dair size ve bize bir mesaj göndermeye çalışmak için yapıyorlar. Bu bir tür rehin alma gibidir ve Kürdistan Bölgesi buna direniyor, biz de bunun için onları takdir ediyoruz.
Rûdaw: Büyükelçi, siz yıllardır Kürt liderliğiyle iletişim halindesiniz ve orada çalıştınız. Savaş sonrası durumda Amerika Kürtlere nasıl davranmalı? Onları sadece taktiksel bir ortak olarak görüp gizli operasyonlar için mi kullanmalı? Yoksa Kürtleri savaş sonrası yeni güvenlik sisteminin ana direği olarak mı görmeli?
Joey Hood: Bu stratejik bir ortaklık olmalı ve öyle de olacağını düşünüyorum. Başkan Neçirvan Barzani’nin Duhok’taki evine yapılan saldırıyı kınayan dünyadaki sayısız sese ben de katılmak istiyorum. Bu reddedilen bir şeydir, hiçbir stratejik açıdan mantıklı değildir ve amacı sadece baskı yapmaktır. Kimsenin bunu kabul etmemesine seviniyorum, belki Koordinasyon Çerçevesi hariç ki bu da şaşırtıcı olmayabilir. Bu saldırıyı dış güçlerin gerçekleştirdiğini iddia eden, sanki bu bombardımanın kararını ABD veya başka bir ülke vermiş gibi gösterip suçu İranlıların üzerine atan bir açıklamalarını gördüm. Bu saçmalık; tüm kanıtlara, İranlıların sadece son birkaç haftada Kürdistan Bölgesi’ne fırlattığı onca drone ve füzeye tamamen aykırı. Şans eseri kimse buna inanmıyor. Ancak Washington’da Cumhuriyetçi, Demokrat, bağımsız herkesin inandığını düşündüğüm şey, Kürdistan Bölgesi ile güçlü bir ortaklıktır. Çünkü daha önce de söylediğim gibi, ilerlemeniz ve ortaklıklarınız bölge için bir örnek teşkil ediyor. Bu nedenle bölgenin kalkınmasına yardımcı olabilirsek, bu Irak için iyidir ve genel olarak Ortadoğu için de iyidir.
Rûdaw: Yeni güvenlik sistemine dönüyorum. İsrail ve ABD’nin İran’a karşı belirleyici bir şekilde birlikte hareket ettiğini görüyoruz, ancak aynı zamanda bunu Avrupalı ortakların, hatta NATO’nun onayı olmadan yapıyorlar. Beyaz Saray tarafından NATO’ya yönelik pek çok eleştiri de yapılıyor. Peki siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Savaş bittikten sonra ABD’nin merkezinde Ortadoğu’nun yer aldığı yeni bir güvenlik düzenlemesi veya yeni bir güvenlik ortaklığı düşüneceğini mi yoksa kararlarını ya da Avrupalılarla ve dünyanın o bölgesindeki diğer ortaklarıyla olan ortaklıklarını yeniden mi değerlendireceklerini düşünüyorsunuz?
Joey Hood: Hayır, ABD ile Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında yeni bir stratejik askeri ittifaktan bahsetmemin nedenlerinden biri de bu. Zira insanların, sadece Avrupa kıtasının sorunlarıyla başa çıkmak için NATO’ya sahip olmanın değil, aynı zamanda tüm tehditlerle başa çıkmak, tüm fırsatlardan yararlanmak, kalkınma için koruma ve güvenlik sağlamak; ayrıca Tahran’da, 2003 öncesi yıllarda Bağdat’ta, Suriye’de vs. gördüğümüz devrimci veya aşırılık yanlısı rejimlerin tehdidini engellemek için Ortadoğu’da da benzer bir ittifaka sahip olmanın zamanının geldiğini anladığını düşünüyorum. Bu nedenle bunu bu başkanda görme ihtimalimizin güçlü olduğuna inanıyorum ki bildiğiniz gibi o işleri çok farklı şekilde ve uzun ömürlü olacak bazı şeyler yapmayı sever. Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ile ABD arasında stratejik bir askeri ittifak göreceğinizi ve bunun Irak’a ve Kürdistan Bölgesi’ne fayda sağlayacağını düşünüyorum.
Rûdaw: Körfez ülkelerinden, Kürdistan’dan bahsettik ve Avrupalılardan bahsettik. Peki size göre Rusya ve Çin perde arkasında bu savaşta nasıl bir rol oynuyor? Herhangi bir rol oynuyorlar mı yoksa bunu nasıl görüyorsunuz?
Joey Hood: Hepimiz Rusya ve İran’ın drone teknolojisi alanında birbirleriyle koordinasyon içinde olduklarına ve birbirlerine yardım ettiklerine dair raporları gördük. Şimdi sizler Kürdistan Bölgesi’nde ne yazık ki bu (Şahid) insansız hava araçlarının birçoğunun kurbanı oldunuz. Dolayısıyla Rusya ile ortaklığın bir ülkeye ne kazandırdığını görebiliyorsunuz. Bu iyi değil. Bu yüzden Rusya’nın ekonomik veya siyasi açıdan iyi durumda olan hiçbir dostu yok. Dünyanın dört bir yanında pek çok dostları ve müttefikleri olduğu doğru. Ancak ben bunun geleceğin yolu olduğunu düşünmüyorum. Rusya’nın veya Çin’in aniden Körfez’e gelip “Biliyor musunuz, ben herkesin yeni ortağıyım, herkes bana güveniyor, bunu birlikte yapabiliriz” diyeceklerini sanmıyorum. Kimsenin buna razı olacağını düşünmüyorum.
Rûdaw: Bu, Washington’un o bölgenin geleceğini düşünürken hesaplarına kattığı bir şey mi?
Joey Hood: Biz her zaman stratejik tehditleri düşünmek zorundayız. Pekin’in şu anda bu ortaklıklarda bizimle askeri olarak rekabet etmek için çalıştığı gibi davranmalarına gerek yok. Ancak teknoloji aracılığıyla, ticari anlaşmalar ve petrol anlaşmaları vs. yoluyla farklı şekillerde içeri girmeye çalışıyorlar. Yine de her hükümetin, her bireyin zor zamanlarda ve aynı zamanda iyi zamanlarda ekonomik kalkınmalarına yardımcı olmak için hangi ülkenin, hangi hükümetin orada olduğunu hatırlaması gerektiğini düşünüyorum. O ülke Amerika’dır, Çin veya Rusya değil.
Rûdaw: Ortadoğu üzerine çalıştınız ve işlerin Ortadoğu’da nasıl yürüdüğünü çok iyi biliyorsunuz. O halde söz konusu İran savaşı olduğunda meseleye nasıl bakıyorsunuz? Yüksek bir yanlış hesaplama riski var mı? Bunu görüyor musunuz? Herhangi bir yanlış hesaplama görüyor musunuz? Nedir o?
Joey Hood: Hayır. Aslında meseleye bu şekilde de bakılabilir. Ayrıca başta da belirttiğiniz gibi ben onlarca yıl İran ve İran’ın çevre ülkeleri üzerine çalıştım. Biz diplomatlar olarak askeri meslektaşlarımızla birlikte her zaman farklı senaryoların planlamasına katıldık. İki ya da üç ay önce beni bu programa çıkarsaydınız, eninde sonunda İran’la bir savaş çıkabileceğini tahmin ederdim ama bu savaşı biz başlattığımız için değil, onların yanlış hesapladıkları kırmızı bir çizgiyi aşmaları nedeniyle olurdu. Bence 2019’da Amerika Kasım Süleymani’yi ortadan kaldırmaya karar verdiğinde bunu yapmak üzerelerdi. Tarihte bunun gerçekleşmek üzere olduğu farklı evreler olduğunu düşünüyorum. Hatırlarsınız, 2011’de Suudi Arabistan’ın buradaki Washington’daki büyükelçisi Adil el-Cübeyr’e yönelik bir suikast planı vardı. Planları sadece onu öldürmek değildi. Planları insanlarla dolu bir restoranı havaya uçurmaktı. Eğer bunu yapsalardı, sanırım bu savaşın başlangıcı orada olabilirdi. Yani evet, rejimin bir yanlış hesaplama geçmişi olduğunu düşünüyorum. Açıkçası şimdiye kadar şanslıydılar. Tüm bunların başlangıcını düşünün, 1979, 1980’i. Büyükelçiliğimizi ele geçirdiler. Diplomatlarımızı 444 gün boyunca rehin tuttular. Bu bile tek başına bir savaş nedeni olabilirdi. Bu yüzden bu savaşın öyle ya da böyle çıkacağını düşünüyorum. Başkan Trump bir karar verdi ve “Ben o yanlış hesaplamayı beklemeyeceğim, ben bunu şimdi kendi şartlarımla yapacağım, rejim ve vekilleri on yıllar içinde belki de Irak’la yapılan savaşın sona ermesinden bu yana şu anda en zayıf konumdalar” dedi.
Rûdaw: Sizce Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığı bunu şimdi yapmakla doğru bir hesaplama mı yaptı?
Joey Hood: Bence Başkan Trump bu meseleyi değerlendirdi. Bu konuda net olalım.
Rûdaw: Tek başına mı yaptı?
Joey Hood: Evet, aşağıdan, kurumlardan pek fazla analiz, tavsiye veya yönlendirme aldığını sanmıyorum. Kesinlikle Dışişleri Bakanı Marco Rubio’yu dinliyor. Kesinlikle Genelkurmay Başkanı General Jack Keane’i, Savaş Bakanı Pete Hegseth’i ve birkaç kişiyi daha dinliyor. Ancak bu hükümet, bu yönetim diğer yönetimler gibi çalışmıyor. İyi ya da kötü, başkan şu ya da bu şekilde bu kararın sahibidir.
Rûdaw: Başkan Trump’ın nihai zaferi ilan etmesi ve bu savaşı bitirmesi için onu ne tetikler, hangi şartın yerine getirilmesi gerekir?
Joey Hood: Evet, açıktır ki Hürmüz Boğazı’nın petrol trafiğine yeniden izin verecek şekilde açılması gerekir. Bu, sigorta şirketlerinin durumun güvenli olduğuna ikna olacağı anlamına gelir; yani mesele sadece boğazı güvenli hale getirmek değil, aynı zamanda onları ikna etmek ve güvenli olduğuna dair güvence vermektir. Zira bir gemi geçiş sırasında tamamen güvende olsa bile, sigorta şirketleri bundan emin olmazsa gemileri sigortalamazlar ve gemiler gitmez. Bu, izleyicilerin gerçekten anlaması gereken bir şeydir çünkü boğazın askeri açıdan korunduğu ancak gemilerin hala gitmediği bir an olabilir. Bu da sigorta şirketleriyle ilgili olan ikinci kısımdan kaynaklanmaktadır. Şimdi Amerikan hükümeti, bu sigortanın bir kısmını veya siyasi risk sigortasını sağlayarak yardımcı olabilir, ancak bunun olup olmayacağını görmemiz gerekecek. Sanırım başkan defalarca söylediği gibi rejimin davranışlarında bir değişiklik arıyor.
Bunun bir kısmını 15 maddelik raporlardan da biliyoruz ki bunlar doğru olabilir ya da olmayabilir. Biliyorsunuz bunlar medya raporları ama on yıllardır bu rejimi, başta Irak olmak üzere Lübnan, Suriye ve Yemen de dahil olmak üzere bölgedeki çevre ülkeleri istikrarsızlaştırmaktan alıkoymaya çalıştığımızı kesinlikle biliyoruz. Bu istikrarsızlaştırmanın durması gerekiyor. Füze ve dronlarıyla oluşturdukları tehditlerin durması gerekiyor. İran’ın nükleer teknolojisinin kullanımına ilişkin bir tür güvence olması gerektiğini düşünüyorum. Bunların hepsi bir şekilde çözülmesi gereken şeyler. Washington ve İran şu anda en sert pozisyonlarını ortaya koyuyor gibi görünüyorlar ancak meseleyi Amerika için temel olan şeylere indirgediğinizde, şu üç şey olmalıdır: bölgedeki vekil güçler, füzeler ve insansız hava araçları ve nükleer program.
Rûdaw: O halde ilk soruma dönüyorum. Kara birliği göndermeden buna ulaşabilirler mi? Yoksa müzakere, bunun gerçekleşmesi için Başkan Trump’ın sahip olduğu başka bir seçenek midir?
Joey Hood: Doğru. Başkan Trump’la ilgili farklı olan bir şey var, pek çok farklı şey var ve insanlar bunun hakkında saatlerce konuşabilirler, ama çoğu zaman yeterince bahsetmediğimiz bir şey, onun herhangi biriyle her an konuşmaya hazır olmasıdır; oysa önceki başkanlar “Bir sürece ihtiyacımız var, benimle konuşmaya layık olmalılar ve ayrıca uygun bir zamana kadar beklemeliyiz” demişlerdir. Başkan Trump ise “Hadi bunu yapalım” diyor. Dolayısıyla söylediği şeyi şimdi yapıyor, belki de geçmişte gördüğümüz gibi Pakistan ve diğerleri gibi arabulucular aracılığıyla. Amerika ve İran nadiren birbirleriyle doğrudan konuşurlar. Yani bu kısım normal.
Rûdaw: Hangi yol daha iyi? Doğrudan mı yoksa arabulucular aracılığıyla mı? Başkan Trump’ın politikası mı yoksa diğer başkanların politikası mı?
Joey Hood: Ben bu diyorum.
Rûdaw: Bakan Rubio’nun bu tür bazı durumlar için bir karar vermek üzere aylar süren tartışmalara, işlemlere ve kurumlar ile ajanslar arası toplantılara ihtiyacınız olduğunu, ancak bu başkanla bunu bir veya iki saat içinde yapabileceğinizi söylediğini hatırlıyorum?
Joey Hood: Doğru. Bu aynı zamanda, ister iyi sonuçlansın ister sonuçlanmasın, kararın sahibinin kendisi olduğu anlamına gelir. Bu siyasi bir risktir ancak birçok kez sorumluluğu üstlenmeye hazır olmuştur. Bir hasımla konuşabilmek için hazırlık süresini ve ön koşulları kısaltmaya hazır bir başkana sahip olmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Aslında diplomasinin özü de budur. Şimdi, bunun başarılı olup olmayacağı meselesine gelince; yani, müzakere yapmaya hazır olunduğunu gördük ama bu, İran’a kara birliği göndermek gibi daha fazla baskı olmadan başarılı olacak mı olmayacak mı, bunu henüz görmedik. Başkan’ın elinden geldiğince her yerde baskı noktaları arama gibi bir geçmişi olduğunu düşünüyorum ve şu anda gerçekten kara birliği kullanıp kullanmayacağına dair bir karar vermemiş olabilir ancak seçeneklerinin bölgede hazır bulunmasını istiyor. Bu da rejime bir mesaj gönderiyor. Bahsedilen bazı stratejik hedefleri vurmanın ötesinde, bu çok çok daha kötü olabilir.
Rûdaw: İran ile müzakerelerden bahsetmişken, İranlılardan bu yönetimle gelecekte yapılacak herhangi bir anlaşma için Amerika’nın geri çekilmesini talep ettiklerini duyduk. Peki sizce, Amerika’nın bölgesel güvenliğe ve Ortadoğu’daki ortaklarının güvenliğine yönelik uzun vadeli taahhütleri göz önüne alındığında, Washington bu taleple nasıl başa çıkmalı?
Joey Hood: Göz ardı etmeli. Sadece görmezden gelmeleri gerekiyor çünkü bu saçma bir şey. Bu İran, bu bölgesel tahakküm olan uzun vadeli hedefini ilan eden İran hükümetidir ve “Eğer Amerika bölgeyi terk ederse, artık vekil güçlere ihtiyacımız olmayacak, artık tüm o füzelere ve diğer tüm bu şeylere ihtiyacımız olmayacak çünkü alan bize bırakılmış olacak” diyorlar. Bu gerçekleşmeyecek, bölgedeki ortaklarımızın hiçbiri de bunun olmasını istemiyor. Bu nedenle bu konunun göz ardı edilmesi gerekiyor. Ancak daha önce stratejik bir askeri ittifakla ilgili söylediğime geri dönüyorum, aslında bunun Tahran’daki rasyonel bir rejim için çok güven verici olabileceğini düşünüyorum, çünkü eski Sovyetler Birliği ile Batı Avrupa arasında gördüğümüz gibi istikrarı garanti ediyor. Hiç savaş çıkmadı, bence bunun büyük bir kısmı Sovyetler Birliği’nin bu ülkelerden herhangi birine saldırmanın herkes tarafından saldırı ve karşılık anlamına geleceğini bilmesiydi.
Rûdaw: Peki şu andan itibaren izlenecek doğru yol nedir; rejimi zayıflatıp geçmişte sahip olduklarını yeniden elde edene kadar onları kendi hallerine bırakmak mı yoksa işi bitirmek mi?
Joey Hood: Körfez Arap hükümetlerinin sessizce Washington’u işi bitirmeye nasıl teşvik ettiğine dair pek çok rapor olduğunu düşünüyorum; çünkü birkaç ay önceki Tahran’dan daha tehlikeli olan şey, zayıflamış ama öfkeli ve intikam peşinde koşan bir Tahran’dır. Geçmiş 40 yıllık tarihlerinden bildiğimiz üzere, sabredebilir, planlarını yapabilir, uygun zamanı bekleyebilir ve sonra saldırabilirler. Washington ve tüm ortaklarımızın bunun imkansız olduğundan emin olmaları gerekiyor. Bence rejim, ortaklarımızın yardımı ve desteğiyle her an geri dönebileceğimizi anlamalıdır. Onlar istediklerini söyledikleri o güvenlik garantisini bizden alamayacaklar, ancak bu askeri ittifakın o kadar güçlü ve istikrarlı olacağına, eğer ona saldırırsanız şu ankinden 10 kat daha kötü olacağına dair bir anlayışa varabilirler. Bu yüzden ona saldırmayın. Eğer saldırmazsanız, size de saldırılmaz. Bu işe yarayabilir.
Rûdaw: Bu benim son sorum. İşi bitirmenin ne kadar süreceğini düşünüyorsunuz ve bunu kara birlikleri göndermeden yapabilirler mi?
Joey Hood: Her şey mümkündür. Yani rejim içinde “Bakın, ben artık bunun devam etmesini istemiyorum, kara birliklerinin geldiğini görmek istemiyorum, bunun beraberinde getireceği o öngörülemezliği ve tırmanışı görmek istemiyorum. Bu yüzden ciddi konuşalım” diyecek aktörler olabilir. Bence en azından dronları, füzeleri ve boğaza yönelik tehditleri görmemeniz için işleri sakinleştirecek, soğutacak bir tür anlaşma olması tamamen olasıdır. Bu bir şekilde Tahran’da tamamen yeni bir rejim olduğu anlamına gelmiyor ama en azından ortalığın yatışması, değerlendirme yapılması ve İran’la ve bölge genelinde daha uzun vadeli bir anlaşmanın nasıl olacağı konusunda konuşulması için bir süredir.
Rûdaw: Görüşleriniz ve tüm bu deneyim ile uzmanlığınızı bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz Büyükelçi.
Joey Hood: Çok teşekkür ederim Diyar.
/Rd/










