:
Muhabirlik öldürülünce yabancı başkentlerdeki dış haber muhabirleri de eksildi. Ekrana çıkartılan cahil cühela taifesi, hiç bir bilgisi ve uzmanlığı olmadığı halde her konuda rahatça atıp tutabiliyor. Maksat iktidarın görüşlerini yaymak olunca.

Hocam merhaba. Bugün İsrail-ABD-İran meselesini mi konuşalım yoksa Macaristan’ı mı?
Belki bilmezsin ama ben profesyonel gazeteciliğe bundan tam 48 yıl önce Dış Haberler Servisinde başlamıştım. Daha sonra Paris, Londra, Boston’da da Türk medyasının bazı organlarında muhabirlik yaptım.
Bilmiyordum. Memnun oldum. Anladığım kadarıyla bugün dış habercililkten söz edeceksiniz.
Sen de uygun görürsen evet… Bugün mesleki açıdan çok sıkıntılı/sorunlu bir aşamadayız. Hem genel olarak gazetecilik bunalımda hem de onun önemli bir parçası olan dış habercilik büyük ölçüde çökmüş durumda.
Neden?
TV ya da genel olarak medyayı izliyorsan bu sorunun cevabını verebilirsin.
Nasıl?
Ekrana çıkıp İsrail-ABD-İran ya da Macaristan konusunda yorum yapan, pardon ahkam kesenleri görmedin mi? Adam İlahiyat mezunu doğru dürüst bir yabancı dil bilmez, hayatında ne ABD’ye, ne İran’a ne de Macaristan’a gitmiş. Bu ülkeler hakkında bir tek kitap okumamış ekrana çıkıp gayet bilgiç havalarda ondan bundan, daha doğrusu iktidar mahfillerinden duyduğu üç cümleyi, o da bozuk bir Türkçe ile, tekrar ediyor. Halbuki İran ve Arap ülkeleri komşularımız. Macarlar ve Finlilerle Orta Asya’dan beraber çıkmışız yolculuğa. Hazar Denizinin kuzeyinden batıya sarkmışız.!!! Macarca ‘’Van egy alma a zsebemben’’ cümlesi Türkçe ‘’Cebimde elma var’’ demekmiş. Güneş dil teorisi doğrulanır gibi. Kih kih! Bak, bizim bugünkü Hariciye, Osmanlının 6 yüzyıllık diplomatik geleneği ile övünür ama Bakanlıkta doğru dürüst bir İran ya da Arap uzmanı yok. O bölgelere atanan Büyükelçiler de görev yaptıkları ülkelerin tarihini, kültürünü filan doğru dürüst bilmez. Halbuki Fransa’da mesela, INALCO diye bir okul var, ‘’Institut National des Langues et Civilisations Orientales’’, yani Doğu Dilleri ve Uygarlıkları Ulusal Okulu, kaç yılında kurulmuş biliyor musun?
Bilmiyorum.
1795’de!
Hocam Fransa sömürgeci bir İmparatorluk bu nedenle sömüreceği ülkelerin dilini ve uygarlıklarını bilmek zorunda.
Vaay bakıyorum, birden bire solcu kesildin. Bir bakıma haklısın. Ama senin Osmanlı İmparatorluğun da o zamanlar ve daha sonraları üç kıtada egemenlik kurmuş bir devlet. ‘’Allahın gavuru’’ sömürgecilik için doğu dillerini ve uygarlıklarını yüksek okulda okutup öğretiyor de senin Saray’ında 5-10 dil konuşan insanlar/görevliler varken sen ilk başlarda Dragomanlarla yetiniyorsun. Ancak Cumhuriyet döneminde Tercüme Bürosunu kuruyorsun Too late bro! Ayrıca Türkiye akademiasında da öyle özel olarak köklü ve ciddi İran ya da Arap ya da Macar Etüdleri Merkezleri filan yok.
İyi de hocam. Osmanlı sömürgeci değildi ki?
Neciydi peki? Üç kıtaya babasının ya da oradaki insanların hayırı için mi gitmişti? Kiliseler neden camiye çevrildi? İşgal ettiği bölgelerdeki sakinlerden vergi toplamadı mı? Oranın çocuklarını devşirmedi mi? Oralara askeri valiler atamadı mı? Nüfus transferi yapmadı mı? Bak dış habercilikten nerelere geldik?
Siz geldiniz hocam ben bir şey demedim ki…
Osmanlı sömürgeci değildi diyen dedem miydi?
Estağfurullah hocam. Siz şimdi 1795’deki Fransa ile Osmanlı’yı sanki aynı sepete koydunuz da oradan bir itirazım oldu. Daha doğrusu takıldım orada.
Peki tamam. Dış habercilik sadece yabancı dil bilmekle olmuyor. Yabancı ülkelerden haber vereceksen o ülkelerin tarihini, kültürünü de az çok bilmen gerekir. Dış muhabirlik atama/görevlendirme yöntemi batıda biraz Büyükelçilik gibidir. Yanlış anlaşılmasın yabancı başkente atadığın muhabir orada devletinin çıkarlarını savunmakla görevli değildir. O, sözkonusu ülkedeki olayları haberleştirip, kendi ülkesindeki okur, dinleyici ya da izleyicinin anlayabileceği bir şekilde gerçeği aktarmakla yükümlü. Büyükelçilerle benzerliği şu: Hiç bir ciddi Batı medyası yurtdışında görevlendirdiği muhabirini en fazla 4-5 seneden fazla o başkentte tutmaz. Büyükelçiler gibi.
Neden?
Çünkü bir dış haber muhabiri, yabancı bir ülkede diyelim 5 yıldan fazla kalır çalışırsa, o ülke ile gereksiz ve yanlış yere fazla haşır neşir olur. Ülkesindeki insanların perspektifinden kopabilir, çalıştığı ülkenin insanları gibi düşünmeye, haber yazmaya başlayabilir. Bu nedenle 5 yıl sonra ya merkeze çekilir ya da başka bir başkente tayin edilir. Büyükelçiler gibi.
Benim Türk diplomasisinin yakın geçmişinden bildiğim iki örnek var. Bu iki vaka sizin söylediklerinizle çelişiyor.
Hangi vakalar?
Şükrü Elekdağ Washington’da galiba 10 yıl sefirlik yaptı. Bir de merhum Tanşuğ Bleda da Paris’te 5 yıldan fazla görev yaptı.
Şükrü Elekdağ benim için mesleki ya da siyasi açıdan tayin edici bir referans değil. Tanşuğ beyi tanımıştım. ‘’Maskeli Balo’’ başlığıyla güzel bir anı kitabı da vardır. Bitirirken fıkra gibi komik bir olay anlatayım mı?
Buyrun tabii.
Gerçek mi uydurmamı bilemem ama Hariciye koridorlarında bugün bile hala anlatılır: Şükrü Bey ile son derece zarif bir diplomat olan merhum Osman Olcay henüz gençken, Bakanlıkta bir dosya üzerinde çalışırken ihtilafa düşmüşler. Tartışma gerginlik yaratmış, Sesler yükselmiş. Bıraksan birbirlerine girecekler. Etrafı sakinleştirmek isteyen bir meslekdaşları Osman Bey’in kulağına eğilmiş:
– Aman beyefendi yapmayın, Şükrü Bey boksördür, iş kötü sonuçlanir.
Osman bey son derece sakin bir şekilde yanıtlamış meslekdaşını:
– Yaa öyle mi? Sir (Sör) olduğunu bilmiyordum!


(SON/RD)










