Silivri’de görülen ‘casusluk’ davasının ikinci duruşmasında savunma yapan gazeteci Merdan Yanardağ, iddianamede “kime casusluk yapıldığının belirtilmediğini” söyledi. Hakkındaki suçlamaları reddeden Yanardağ, “Savcılık makamı yumurtasız omlet yapılabileceğini iddia ediyor. Bu iddianameyi yazanları Masterchef’e davet ediyorum” dedi. Necati Özkan ise mahkemeye, “Hangi gizli bilgiyi sızdırdığımı söyler misiniz?” diye seslendi.
‘Casusluk’ davasının ikinci celsesi bugün görülüyor. Duruşmayı çok sayıda gazeteci takip etti.
Saat 10.00’da başlayan duruşmada tutuklu gazeteci Merdan Yanardağ ve Ekrem İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan savunma yaptı.
Yanardağ, yaklaşık 2 saat boyunca savunma yaptıktan sonra Yanardağ’ın avukatı savunmasını sundu. Yanardağ’ın avukatı da savunmasını tamamladıktan sonra duruşmaya ara verildi.
Aradan sonra Necati Özkan da yaklaşık iki saat savunma yaptı. Daha sonra Özkan’ın avukatlarının savunmasına geçildi.
Silivri’deki 4 no’lu duruşma salonunda 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen dava dün başlamıştı.
Davanın ilk gününde CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile itirafçı Hüseyin Gün savunma yapmıştı.
Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ hakkında 20’şer yıl hapis cezası talep ediliyor. Dava, dün etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak ifade veren Hüseyin Gün, savunma yapan ilk isim olmuştu.
Savunmasını dün yapan İmamoğlu, davanın bugünkü duruşmasına katılmadı. İmamoğlu, Silivri’de yargılandığı bir diğer dava olan İBB duruşmasında hazır bulundu.
Avukat Erkam Erdem’in savunmasının ardından duruşma yarın saat 10.00’a ertelendi.
18. 40 | DURUŞMA YARINA ERTELENDİ
Avukat Erkam Erdem’in savunması bitti. Duruşma yarın saat 10.00’a ertelendi.
16.45 | NECATİ ÖZKAN SAVUNMASINI TAMAMLADI
Necati Özkan’ın savunmasının ardından avukatı Kazım Yiğit Akalın savunmasına başladı. Akalın; iddianamenin ‘düşman ceza hukuku’ anlayışıyla yazıldığını öne sürerek ‘Eğer karşınızdaki insanı vatandaş olarak değil de düşman olarak görürseniz, işte böyle iddianameler yazarsınız. O zaman görmeniz gereken şeyleri görmez, görmemeniz gereken şeyleri görürsünüz’ dedi.
Yiğit Akalın’ın savunmasının ardından Özkan’ın diğer avukatı Erkam Erdem’in savunması başladı.
14.28 | NECATİ ÖZKAN SAVUNMA YAPIYOR
Duruşma, yaklaşık 1 saatlik aradan sonra tekrar başladı. Merdan Yanardağ’ın savunmasını tamamlamasının ardından Ekrem İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan’ın savunmasına geçildi.
“DAVA, TÜRKİYE’NİN ZAMANINI BOŞ YERE ÇALIYOR”
Davayı ‘başlamadan bitmiş’ olarak gördüğünü belirten Necati Özkan, şunları söyledi:
“Eften püften gerekçelerle üretilmiş bir dava bu. Ben bu davayı başlamadan bitmiş bir dava olarak görüyorum. Bu dava Türkiye’nin zamanını boş yere çalıyor. Merdan Yanardağ ile 2 kez bir araya geldim. Biri dün, biri bugün. Bu dava, 42 yıldır çalıştığım şirketi kapatma noktasına getirdi. Türkiye Cumhuriyeti devleti adına yetkilerini bu şekilde kullananlara teşekkür ederim.”
Necati Özkan, davanın açıldığı anları anlattı. O sırada Silivri’den Kandıra’ya gönderildiğini, CHP’ye ilişkin mutlak butlan davasının açıklanacağı sabah, içeride kahvaltı yapıp sayıma çıktıktan sonra televizyonu açtığını ve TELE1 ile Merdan Yanardağ hakkında bir soruşturma başlatıldığını öğrendiğini hatırlattı.
Bu durumu hem garip bulup hem de garip bulmadığını belirten Özkan; Merdan Yanardağ’ın bir suç işlediğine inanmamakla birlikte, temsil ettiği televizyon kanalının susturulması ihtiyacı nedeniyle bunu normal gördüğünü söyledi. Haberlerde kendi adını gördüğünde inanamadığını söyledi.
“HANGİ BİLGİLERİ SIZDIRMAKLA SUÇLANIYORUM?”
Mahkeme heyetine de seslenen Özkan, “Devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri sızdırmakla suçlanıyorum Sayın Başkan. Hangi gizli bilgi? Lütfen söyler misiniz bana? Benim kafam mı basmıyor?” diye sordu.
“GÜN’ÜN TAVSİYELERİNİN BİR KATKISI OLMAZDI”
Hüseyin Gün ile tanışıklığından bahseden Necati Özkan, Hüseyin Gün’ün tavsiyelerinin Ekrem İmamoğlu’nun kampanyasına bir katkısı olmasının imkansız olduğunu söyledi. Özkan, Kampanya anlayışlarının “Ekrem Bey’in ağzından tek bir negatif kelime çıkmasın; çıkarsa yollarımızı ayırdık” şeklinde olduğunu belirtti.
Hem casusluk hem İBB davasında Hüseyin Gün’ün, kendisinin ‘amiri’ olarak göründüğünü belirten Özkan, “Bana mesajlarında rica dili kullanan biri, benim amirim olabilir mi?” diye sordu.
Necati Özkan, Hüseyin Gün ile arasındaki ilişkinin kronolojisini de anlattı. 11 Haziran 2019 öğleden sonra gerçekleşen yarım saatlik tek bir görüşmede Seher Hanım’ın manevi oğlunu ‘çok başarılı bir iş adamı, önemli bir teknoloji yatırımcısı’ olarak tanıttığını; Gün’ün de bir sosyal medya analizi raporu göndermek istediğini, kendisinin ise “Bu dönemde seçim gününe hazırlanıyoruz, Türkiye’de sosyal medya analizi yapan çok şirket var” diyerek bunu önemsemediğini belirtti.
‘”KLASİK PAZARLAMA SUNUMU’ YAPTI”
Gün’ün “Sizin elinizdekiler Murat 124 ise bizdeki Ferrari’ sözüne karşılık ‘Peki bu Ferrari’yi görelim” dediklerini, ancak anlatılanın ‘Ferrari falan değil, Türkiye’yi anlamayan bir sistem’ olduğunu gördüklerini ifade eden Özkan; bu dönemde ‘Sandık başına’ filmi ve ‘İstanbul teşekkür’ kampanyası üzerinde çalıştıklarını, 23 Haziran 2019’a kadar Gün ile başka bir görüşme yapmadıklarını vurguladı. İşini iletilen herhangi bir projenin kampanyaya zarar vermesini engellemek olarak gördüğünü, Gün’ün projesini de bu çerçevede ‘iyi niyetli insanlar da zarar verebilir’ şeklinde değerlendirdiğini belirtti. Seçimi kazanmalarının yaklaşık 40 gün sonrasında Hüseyin Gün’ün yeniden görüşmek istediğini, öğle yemeğinde buluştuklarını, yemekte manevi annesi Seher Alaçam’ın Ekrem İmamoğlu ile fotoğraf çektirmek ve tebrik etmek istediğini ileten Gün’ün bir ‘klasik pazarlama sunumu’ yaptığını anlattı. Özkan, fotograf isteğinde mahsur görmediğini, bu dönemlerde yüzlerce kişinin fotograf çektirebildiğini hatırlattı.
Mahkeme başkanı “Wickr uygulamasını kullanıyor musunuz, Bluestar adlı kullanıcı siz misiniz?” diye sordu, Necati Özkan ise mahkeme başkanının sorusunu “Hayır kullanmıyorum, o kullanıcı adı bana ait değil” diyere yanıtladı.
Necati Özkan, davanın bütününe ilişkin bir değerlendirme yaptı. “Casusluk gibi son derece ciddi ve millî güvenliğimiz açısından hassas bir konuda, hakikat dışı şeylere dayanan bir iddianame ile karşı karşıyayız” diyen Özkan; “İBB davasında ‘Eylem 13’ ve ‘İstanbul Senin / İBB Ailem” meselesinin de günlerce konuşulup çöktüğünü’ hatırlatarak ‘Bu dava boş değil; bomboş’ nitelemesinde bulundu.
BERAAT VE TAHLİYE TALEP ETTİ
Necati Özkan, savunmasını tamamlamadan önce Hüseyin Gün ile WhatsApp mesajlaşmasını ve son gelişmeleri detaylandırdı. Gün ile yalnızca sekiz WhatsApp mesajlaşması olduğunu ve Gün’ün bu mesajlarda sürekli rica dili kullandığını, ‘Lütfen, eder misiniz’ ifadesiyle yazdığını; buna rağmen hem bu hem de İBB davasında sanki kendisinin amîri gibi anlatıldığını belirtti.
Mart 2025’te malvarlığı ve banka hesaplarına tedbir konulduğunda Gün’den gelen geçmiş olsun mesajını verbatim okuyan Özkan; mesajda ‘Necati Bey, uzun zaman oldu konuşmayalı. Hatırlayacağınız üzere en son diyaloğumuz 2019’daydı. Size karşı yürütülen akıl dışı komplo çabalarını yeni duydum. Çok geçmiş olsun’ yazıldığını ve kendisinin de yalnızca ‘Teşekkür ederim’ yanıtını verdiğini aktardı.
Davayı ‘kendi kendini çürüten, hakikat ötesi bir iddianame’ olarak nitelendiren Özkan; casusluk isnadını ‘tümüyle reddettiğini, bunu bir hakaret olarak kabul ettiğini’ belirtti. Özkan, savunmasını “Aylardır aleyhimde yürütülen, orantısız bir itibar suikastına dönüşen bu gayri hukuki davanın hızla beraatle sonuçlanmasını talep ediyorum” sözleriyle tamamladı.
13.20 | DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Yanardağ’ın ve avukatı Selin Nakıpoğlu’nun savunmalarının ardından duruşmaya ara verildi.
11.52 | AV. NAKIPOĞLU: DAVA BASIN HÜRRİYETİNİ DE HEDEF ALIYOR
Merdan Yanardağ’ın savunması saat 11.52’te tamamlandı. Yanardağ’ın ardından avukatının savunmasına geçildi.
Yanardağ’ın avukatı Selin Nakıpoğlu, yargılamanın Merdan Yanardağ’ın şahsına yönelik olmaktan çıktığını belirterek şöyle konuştu:
“Huzurdaki bu davanın bizim için farklı bir yönü de vardır. Zira sadece müvekkil Merdan Yanardağ’ın şahsına yönelik bir yargılama olmaktan çıkmış; doğrudan Anayasal güvence altındaki basın hürriyetini ve bir yayın kuruluşunun varlığını hedef alan bir ‘cezalandırma operasyonuna’ dönüşmüştür. İddianame ile talep edilen müsadere ve henüz yargılama sürerken atılan satış adımları, hukuk tarihimize kara bir leke olarak geçecek niteliktedir.
Bu dava sadece bir ‘casusluk’ yargılaması değil, aynı zamanda bir basın özgürlüğü ve mülkiyet hakkı ihlali l dosyasıdır. Neden mi? Özellikle Anayasa’nın 30. maddesindeki mutlak korumaya rağmen, daha hüküm kurulmadan kanalın satışa çıkarılması hukuk devletinin can damarına indirilmiş bir darbedir. Anayasa madde 30 hiçbir yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır: ‘Kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz.’
‘DOĞRUDAN ANAYASA’YI İHLAL ETMEKTİR’
Kanun koyucu, basını demokratik toplumun ‘dördüncü kuvveti’ olarak gördüğü için bu zırhı örmüştür. TELE1 TV’nin müsaderesini talep etmek, doğrudan Anayasa’yı ihlal etmektir. Bir televizyon kanalı, savcılığın kurgusal casusluk iddialarına dolgu malzemesi yapılacak bir ‘suç aleti’ değildir.
İddianame ile hakkında müsadere talep edilen TELE1 TV, suç teşkil ettiği iddia edilen fiillerle illiyeti henüz mahkemenizce sabit görülmemişken ve hakkındaki mülkiyet kısıtlaması kesinleşmiş bir hükme dayanmıyorken; daha yargılama aşamasına geçilmeden satışa çıkarılmıştır.
Bu durum, mülkiyet hakkına yönelik telafisi imkânsız bir saldırı ve mahkemenizin nihai kararını ve yargı yetkisini etkisiz kılmaya yönelik bir girişimdir. Bu durum, Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen Masumiyet Karinesi’nin açıkça katledilmesidir. Daha hüküm verilmeden mülkiyet hakkına el atmak ve kanalı elden çıkarmaya çalışmak, ‘biz kararı çoktan verdik’ demektir. Bu uygulama, mahkemenizin kuracağı hükmü etkisiz kılmaya yönelik bir idari gasptır.
‘BAĞIMSIZ BASIN YOKSA, ADALET DE YOKTUR’
Anayasa’nın 30. maddesiyle korunan bir basın kuruluşunun, henüz yargılama bile sonuçlanmadan haraç mezat satışa çıkarılması, hukuk güvenliğini yok etmiştir. Mahkemenizden beklentimiz, anayasayı askıya alan bu uygulamalara ‘dur’ demeniz, müsadere talebini derhal reddetmeniz ve müvekkilin gazetecilik faaliyetlerinin casusluk olarak nitelendirilmesine izin vermemenizdir. Çünkü bağımsız basın yoksa, adalet de yoktur.”
“İDDİANAME DEĞİL NİYETNAME”
Nakıpoğlu, iddianame ile ilgili eleştirilerini ise şöyle ifade etti:”Öncelikle ifade etmek gerekir ki bu metin bir iddianame değil adeta bir niyetnamedir. Zira burada deliller maddi gerçeği ortaya koymak için değil, adeta olayların doğal akışı içindeki bağlamından koparılarak; iddia olunan kurgusal çerçeveyi desteklemek amacıyla tek taraflı bir değerlendirmeye konu edilmiştir. Bu haliyle iddianame, maddi gerçeği arayan bir belge olmaktan ziyade, sübjektif bir yorum metni niteliğindedir. Ceza yargılamasında suçun maddi unsuru ve tipiklik kavramları birer lüks değil, hukukun temel şartıdır.
Bu iddianame, müvekkil Merdan Yanardağ’ı madde 328/1 uyarınca siyasal casusluk ile suçlarken hukuk tarihine geçecek bir hukuki imkânsızlığı da beraberinde getirmiştir. Siyasal casusluk suçu, doğası gereği çift taraflı bir fiildir. Bir tarafta bilgiyi sızdıran, diğer tarafta ise bu bilgiden fayda sağlayan bir yabancı devlet bulunmalıdır. 162 sayfalık iddianamenin hiçbir yerinde, müvekkilin hangi yabancı devlet lehine, hangi gizli servis adına çalıştığına dair tek bir somut bilgi yoktur. Çünkü öyle bir şey yok.
‘ALENİ OLANIN CASUSLUĞU OLMAZ’
Birileri lehine’ demek ceza hukukunda bir iddia değildir. Hangi devlet? Hangi ajanda? Hangi menfaat? Bu soruların cevabı yoksa siyasal casusluk maksadı unsuru en baştan çökmüştür. İddianameye bakıyoruz; müvekkilin temin ettiği iddia edilen gizli bilgi nedir? Bir kozmik oda bilgisi mi? Hayır. İddianamede gizli ilgi olarak sunulan her şey, müvekkilin televizyon programlarındaki analizleri. Televizyon programında analizin, aleni olanın casusluğu olmaz. Bu iddianame, müvekkile ‘Sen casussun ama kime ve neyle yaptığını biz de bilmiyoruz, mahkeme bulsun’ demektir. Bu ispat yükünü sanığa yıkmaktır, hukuk devletinde yeri yoktur.”
10.05 | “TÜRKİYE’YE SİLİVRİ’DEN BİR CUMHURBAŞKANI ÇIKACAKTIR”
Duruşma, gazeteci Merdan Yanardağ’ın savunmasıyla başladı. Yanardağ, şunları söyledi:
“Siyasi bir iddianameyle karşı karşıyayız. İdeolojik ve temel vatandaşlık haklarını yok sayan bir iddianameyle karşı karşıyayız. Siyaset yapmayı, eleştiri yapmayı ve kazanmayı suç sayıyor. Bu dava siyasi bir davadır. Bu dava sonunda Türkiye’ye Silivri’den bir cumhurbaşkanı çıkacaktır. 2 tez, 1 makaleyi kaynak göstererek bizi casus yapıyorlar. Yabancı bir ülkeye gerek yokmuş! Yabancı bir istihbarat örgütüne gerek yokmuş! Çünkü bulamadılar kime casusluk yaptığımızı. Çünkü yok. Savcılık makamı yumurtasız omlet yapılabileceğini iddia ediyor. Ben bu iddianameyi yazanları Masterchef programına katılmaya davet ediyorum.”
“BU İDDİANAMENİN KAFASI SOĞUK SAVAŞ KAFASIDIR”
Bu iddianamenin iktidara karşı siyaset yapmayı yasakladığını ve ‘bir içtihat oluşturarak bir dikta hukuku oluşturmaya çalıştığını’ savunan Yanardağ, iddianame ile ilgili eleştirilerine şöyle devam etti:
“Bu iddianamenin kafası Soğuk Savaş kafasıdır. Dolaylı savaş doktrininden besleniyor. Dolaylı savaş doktrini, gayrinizami harp yöntemleriyle mücadele eder. NATO kampı devrimci, sosyalist yapılara karşı o dönemde hukuk dışına çıktı. Türkiye’deki adı kontrgerilla, İtalya’daki adı Gladio’dur. Bu bir Gladio kafasıdır. Brezilya kumpası bozdu. Lula seçime girdi Amerika’nın desteklediği Bolsonaro’yu indirdi. Bolsonaro Amerika’ya kaçarken yakalandı ama insaflılar yargılama sürecinde ev hapsine aldılar. Türkiye’de ne olacak göreceğiz.”
“BU DAVANIN AMACI TELE1’E EL KOYMAK”
Merdan Yanardağ, genel yayın yönetmenliğini üstlendiği ve kendisi tutulandıktan sonra kayyum atanarak satışa çıkarılan TELE1’in patronsuz ve bağımsız bir kanal olduğunu belirtti. Yanardağ, kanalı yaşatmak için destek çağrısı yaptıklarını suçlama konusu olan Seher Alaçam’dan gelen paranın da bu çağrıya cevap veren on binlerce izleyiciden birisi olduğunu söyledi ve şu ifadeleri kullandı:
“Bu davanın amacı TELE1’e el koymak; beni ve arkadaşlarımı susturmaya çalışmak. TELE1, gazetecilerin kurduğu bir medya organı, ticari bir kuruluş değil. BirGün, Evrensel ve Cumhuriyet gibi yazılı basında bunun örnekleri var ama televizyonculukta yoktu. Destek için açık paylaşım yapıyoruz. Seher Alaçam da bu çağrıya kulak veren TELE1 izleyicilerinden biri. Ben Hüseyin Gün’ü, Seher Alaçım’ın oğlu olarak tanıdım. Telefonumda ‘Hüseyin Alaçam’ olarak kayıtlı çünkü gerçek oğlu zannediyordum. Parantez içinde de hatırlamak için Seher Alaçam’ın oğlu yazmışım. Nasıl bir casusluk örgütüysek artık, birbirimizi bu kadar tanıyoruz!”
“TELE1’İ İYİ BİR SEMTTE DAİRE PARASINA SATIŞA ÇIKARDILAR”
Genel Yayın Yönetmeni olduğu TELE1’e kendisi cezaevindeyken kayyum atanmasına ve satışa çıkarılmasına tepki gösteren Yanardağ, savunmasına şu şekilde devam etti:
“Bugün TELE1’i İstanbul’da iyi bir semtte 3+1 daire parasına, 28 milyon liraya satışa çıkardılar. Daha dava bitmedi, belki beraat edeceğim! Ki beraat edeceğimden eminim. Niye bu acele? Bu kanala 10 milyon dolar ödemeye hazır olanlar vardı. Bu kanalın satılık olmadığını düşündüğümüz için reddettik. Ortaklık teklif edenler oldu, onu da uygun bulmadık.”
“DEVLET YA BENDEN ÖZÜR DİLEMELİ YA DA BAHÇELİ’Yİ TUTUKLAMALI”
Bu davadan önce ‘çözüm süreci’ bağlamındaki bir yorumu nedeniyle tutuklandığını da hatırlatan Yanardağ, “Devlet ya benden özür dilemeli ya da Devlet Bahçeli’yi tutuklamalı. Benden ileri gitti ve ‘Gelsin Meclis’te konuşsun’ dedi. Darbe yapanlar yargılanacak bu ülkede. Kimse dokunulmaz değil. Siyasi darbe yapıyorlar. Bir bu operasyonu yaptılar bir de çözüm sürecini başlattılar. DEM Parti’yi kendi yanlarına çekerek Kürt siyasal hareketini etkisizleştirmek istiyorlar. Kontrollü bir şekilde seçime gidip kazanmayı amaçlıyorlar” ifadelerini kullandı.
“BİZE ‘CASUS’ DEMEK ATILABİLECEK EN ALÇAK İFTİRADIR”
Hakkındaki casusluk suçlamasını reddeden Yanardağ, şunları söyledi:
“Ben sol görüşlü, sosyalist bir gazeteciyim. Daha bacak kadar çocukken ‘Bağımsız Türkiye’ sloganı atıp yürüyüşlere katıldım. 17 yaşındayken Ariel Şaron’a (Eski İsrail Başbakanı) karşı düzenlenen mitingde konuştum. Bizim gibi insanlara ‘casus’ demek, atılabilecek en alçak iftiradır. Emperyalizmin işbirlikçileri, bizi casuslukla suçluyor. Hadi oradan be! Bizim arkadaşlarımız idam sandalyelerini kendi ayaklarıyla tekmeledi.”
“KİMSEDEN DOĞRUDAN PARA ALMAM”
Kimseden doğrudan para almadığını anlatan Yanardağ, savunmasına şöyle devam etti:
“Ben kimseden doğrudan para almam. Bağışları ya ön muhasebe alır ya da direkt muhasebe alır. Diğer bağışlar bizim hesaplarımıza yatırılır. Güya Seher Alaçam’ın şoförü B.Y., Hüseyin Gün’ün talimatıyla bana elden 15 bin dolar vermiş. Sonra dekont bulamadığı için savcılık bunu iddianamede 10 bin dolara indirdi. Yalan, ben kimseden para almam. Kaldı ki diyelim ki para gönderildi, bu casusluğun kanıtı olabilir mi?”
“SAVCILIĞIN KEMAL KILIÇDAROĞLU TAKINTISI VAR”
Yanardağ, savunmasını şu şekilde tamamladı:
“Savcılığın Kemal Kılıçdaroğlu takıntısı var. Bunu anlayamadım. Kılıçdaroğlu’nu programda sıkıştırmışım! Gazetecinin görevi sıkıştırmak değil mi? CHP’de bir değişim tartışması var o dönem. 22 Haziran’da Sayın Kılıçdaroğlu’yla program yaptık. Mayıs 2023 seçimlerini iktidarın çaldığını, demokrasiye karşı suç işlendiğini ve CHP’nin de bunu tartışmadığını söyledim. CHP’de kişileri tartışmanın yanlış olduğunu, program tartışılması gerektiğini söylüyorum. Yüzde 48 oy her şeye rağmen iyi bir orandır ama Kılıçdaroğlu’na buna siz de sahip çıkmadınız diyorum. Siz yeterince oyları korudunuz mu diye soruyorum. Daha sonra Kılıçdaroğlu’nun olmadığı 4×4 adlı programda ise seçimin tek faturasının Kılıçdaroğlu’na çıkarılamayacağını söylüyorum. Savcılık bunu neden görmüyor? Ben bunu deyince Kılıçdaroğlucu mu oldum? Emre Kongar’la yaptığımız programda kişiler üzerinden CHP’yi tartışmanın doğru olmayacağını söylüyorum. Ekrem İmamoğlu’nu da eleştiriyorum. Kişilere sıkıştırılmış bir değişim tartışması olmaz diyorum.”
09.50 | YANARDAĞ VE ÖZKAN SALONA GELDİ
Bugün savunma yapacak olan Merdan Yanardağ ve Necati Özkan salona geldi. İki isim de duruşmayı takip edenler tarafından alkışlarla karşılandı.
Savunmasını dün yapan İmamoğlu ise İBB davasında hazır bulundu.
DÜNKÜ DURUŞMADA NELER YAŞANDI?
Savunmasında 15 Temmuz’dan sonra “devletim adına yurt dışında görev yaptım” diyen Hüseyin Gün, şirketlerine dönemin Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay tarafından “Türk devleti adına tam yetki” verildiğini ve İBB ile ticari ilişki kurulmadığını söyledi. Savunma sonrası Gün, “çıkar amaçlı suç örgütü mensubu musunuz?” sorusunu yanıtsız bırakmıştı.
İmamoğlu ise savunmasında davayı “siyasi” olarak nitelendirdi ve iddianamenin somut delile dayanmadığını söyledi. Hakkındaki “siyasal casusluk” suçlamasını reddeden İmamoğlu, “Ortada casusluk varsa MİT de ilgili tüm istihbarat birimleri de çıksın millete tek bir somut belge göstersin” diyerek MİT Başkanı İbrahim Kalın’a ve ilgili kurumlara çağrı yaptı.
/Kaynak: Birgün/










