Kapitalizmin ne olduğuna, insana, topluma ve doğaya verdiği zararlara ilişkin binlerce kitap yazıldı, programlar yapıldı. Kapitalizmin ne olduğunu, i̇nsanın geçinmek için emek gücünü (bir köleden daha da kötü koşullarda) satışa çıkardığını bu kitaplara ve diğer medya örneklerine gerek duymadan da insanlık yaşayarak öğreniyor. Belki teorik olarak temellendiremeyebilir, belki pratikte kapitalizmden kurtuluşun örgütlü ve sınıfsal bir mücadeleye dayandığını göremeyebilir ama yaşayarak öğrendiği şu gerçekliği; her gün defalarca bedeninden ve ruhundan bedel ödeyerek öğrendiğini asla unutmaz. Bilincin kazanılması ve kapitalizmden kurtuluşun zaman, örgütlülük ve çaba gerektiren bir etkinlik olduğu için, insanlık daha uzun süre kapitalizmin pençeleri altında can çekişecektir. Yıkılanın yerine konulacak olanın gerçekleşmesi “bu bir rüya değil, bu bir hayal değil, yıldızıdır kurtuluşun” diyen aydınlık bir geleceğin ışığı olacaktır, ama şimdi değil.
Anavatanı olarak kıta Avrupa’sının sınırlarını çoktan geçti kapitalizm. Bundan yüzyıllar önce doğumu gerçekleşen ve insanlığın gözleri önünde ağır ağır büyüyen bir yaratığa dönüştü. Dokunduğu her yeri, her şeyi paramparça eden, insanlığı kendi emeğine düşman hale getiren büyük bir yabancılaşmanın ürünü haline getirdi. Kapitalizmin insanlığa tek yararı şu olacaktır; kendisiyle beraber bütün insanlığı bu kölelikten kurtaracak olan proletaryayı yaratması ve kendi mezarını kazmasının yolunu açmasıdır.
Çewlik-Çolig (Bingöl), Kanîreş (Karlıova), Liçik (Kaynarpınar) köyü ve çevresinde Peri Vadisini de kapsayacak şekilde jeotermal santral kurulması planlanıyor. Projeyi alan ve planlayan Ignis.Energy diye bir şirket. Baktığımızda İzlanda’da bile faaliyet yürüten bir şirket. İzlanda’dan Kurdistan’a… Şirketin sitesine baktığımızda yapılan jeotermal güzellemelerine rağmen insanı bir tiksinti sarıyor. Meğer jeotermal santraller ne kadar da iyi ve güzelmiş!… Böyle böyle geliyorlar ve hayatımıza giriyorlar. Kapitalizmin gözeneklerinden kan damlayan halini sevecen göstermeye çalışıyorlar. Bölge turist merkezi olacakmış, ısınma sorunu ortadan kalkacakmış, köylülere i̇ş imkanı yaratılacakmış, gelir elde edilecekmiş……. Bütün bunlar için jeotermal santral gerekliymiş. Amaç; kar elde etmek değil, bölgenin kalkınması imiş. Bu sözlere inanacak saf bulamadılar, bulamayacaklar da.
Licçik köylüleri günlerdir ayakta. Seslerini duyurmaya çalışıyorlar. ayrım gözetmeksizin siyasi partiler, meslek odaları, imza kampanyaları gibi her türlü aktiviteyi canlı tutuyorlar. Siyasi partiler geleneksel olarak “cagğız, ceğiz” diye destek! sunuyorlar. Oysa net bir tutum alsalar santral yapımı iptal edilebilir. Bu nedenle köylüler siyasi parti temsilcilerini eylemliliklerin en önünde tutum almaya ikna etmelidirler. Hukuk örgütleri öncülük etmekten imtina etmemelidir. Bir baskı unsuru olarak sürekli bir eylemlilik süreci, köylülere kazandıracaktır.
Öte yandan bir kabus gibi çöktüler i̇nsanların hayatına . Tartışmasız olarak kapitalizmin çıkarlarının savunuculuğunu yapan bu iktidarın bugüne kadar yaptıklarına bakarsak gerek Kurdistan, gerekse Türkiye’de doğayı tam anlamıyla bir kırıma uğrattılar. Öylesine gözü aç bir şekilde geldiler ki iktidara, 23 yılda onca yolsuzluk, hırsızlık ve talan gözlerini doyuramadı. Çünkü zengin olmayı burjuva olmak sandılar. Oysa burjuvazi bir sanat, bir kültür ve bir yaşam anlayışına sahiptir. Zengin olmak ile burjuva olmak arasında ince bir cizgi vardır. Bunlar sadece zengin oldular. Başka da bir hedefleri yoktu. Zenginliğin bedelinin ne olduğunu kavrayacak kapasiteden de yoksun oldukları için sadece baskıyla yönetmeye çalıştıkları bir iktidar ellerinde kaldı.
Jeotermal santrali yapımı şimdilik Liçik köyünü ilgilendiriyor ama durdurulmazsa bir süre sonra başka nereye yapılacaksa orayı da ilgilendirecek. Doğa talan edilmiş, toplumsal hayat zehirlenmiş umurlarında bile olmayacak. Çünkü şişkin cüzdanlarını yastık yapıp, denize hakim bir tepeden doldurdukları kadehleri içerken yeni yerleşim alanlarını yok etmeye koyulacaklar.
O köy uzun, çok uzun senelerdir orada. O köylüler atalarından miras aldıkları köyde yaşıyorlar. Bundan sonra da orada yaşayacaklar.
Soma, İzmir, Bursa ve daha birçok yerde kapitalistlerin doymayan gözlerinin hırsının sonucu olarak çıkarılan felaketlere Kurdistan’dan dayanışma eli uzatıldı. Ama devletin zehirlediği toplumsal yapıdan kaynaklı Kurdistan’da doğal veya doğal olmayan felaketlere kimse el uzatmıyor. Oysa Liçik’te zehirlenen havayı alan rüzgar kuş uçuşu ile bir saatte istanbul’a ulaşacak ve orayı da zehirleyecektir. Sakın yıllardır bombalanan Kurdistan dağlarına bakıp da “bize ulaşmaz” diye düşünmeyin. O rüzgar Liçik’e layık gördüğünüz ölümü size de taşıyacaktır. Bir zamanlar “Çernobil Rusya’daydı, onlara iyi oldu çünkü gomonisttiler” diye düşünenler bir kaç ay sonra bu sözlerinin bedelini kuşaklar boyu devredilecek başta kanser olmak üzere onlarca hastalıkla karşı karşıya kalarak ödediler.
Barış ve Demokratik Toplum çağrısı adı üstünde “toplum” denilen organizmanın her şeyiyle ilgileniyor. Ekolojinin temelden sarsıldığı bir toplum o çağrıdan uzak kalacaktır. Mecliste kurulan komisyon ekolojiyi de gündemine almalıdır.
“Politikayla uğraşmazsanız, politika sizinle uğraşır” demişti Lenin. Bu sözü tekrar hatırlamanın tam zamanıdır. Liçik köyü ile dayanışmaya girip jeotermal santrali engellemezseniz, o santral bir süre sonra kapınıza gelecektir, adı veya şekli ne olursa olsun.











