ABD müzakereler umarken, İran zamana, enerjiye olan bağımlılığına ve her şeyden önce Hürmüz Boğazı’na bel bağlıyor.
Deutsche Welle’den Kersten Knipp yazdı:
Basra Körfezi’ndeki durum çıkmaza girdi. ABD ve İran arasındaki diplomatik kanallar resmen açık kalırken ve ABD Başkanı Trump hafta ortasında ateşkesin uzatıldığını duyururken, gerçekte görüşmelerde çok az ilerleme kaydediliyor. Henüz yeni bir müzakere tarihi belirlenmedi. Planlanan toplantılar ertelendi veya tamamen iptal edildi.
Ulusal haber ajansı Tasnim’e göre, İran’ın ABD ile barış görüşmelerine katılma planı henüz yok. ABD medyası daha önce yeni bir müzakere turunun bu Cuma (24 Nisan) gibi erken bir tarihte gerçekleşebileceğini bildirmişti.
ABD Başkanı Trump için en önemli konu olan İran nükleer programının yanı sıra, yeni baskının bir başka hassas konuya da değinmesi muhtemel: Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki kullanımı .
Tahran rejimi kendi açıklamalarına göre, abluka altındaki boğazdan geçiş için ücretleri çoktan almış durumda . Tasnim haber ajansının Parlamento Başkan Yardımcısı’ndan aktardığına göre, “İlk geçiş ücretleri İran Merkez Bankası’nın hesabına yatırıldı.”
“Bir çeşit taktiksel sabır oyunu”
Uzmanlara göre, şu anda ortaya çıkan şey klasik bir askeri çatışmadan ziyade zaman, nüfuz ve dayanıklılık için stratejik bir mücadele.
Friedrich Ebert Vakfı’nda Ortadoğu uzmanı olan Hanna Voß, DW’ye verdiği demeçte, “Şu anda her iki taraf da bir tür taktiksel bekleme oyununa girmiş durumda” dedi. İran, olası görüşmelere büyük bir ihtiyatla yaklaşıyor diyen Voß şöyle dedi:
“Tahran’da, bunun bir aldatmaca olabileceği, yani müzakerelerin eş zamanlı askeri hazırlıklarla birleştirilebileceği konusunda büyük bir endişe var.”
Berlin merkezli düşünce kuruluşu Middle East Minds’tan siyaset bilimci Pauline Raabe ise DW ile yaptığı bir röportajda, bu ihtiyatlılığın stratejik hesaplamalardan kaynaklandığını söylüyor:
“İran için riskler çok daha yüksek çünkü kendi topraklarıyla ilgili. Buna göre Tahran, araçlarını bilinçli bir şekilde kullanıyor. Hürmüz Boğazı söz konusu olduğunda, İran şüphesiz güçlü bir konumda; şu anda en önemli varlıklarından biri.”
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’ne (CSIS) göre , bu konum sadece askeri açıdan değil, her şeyden önce ekonomik açıdan da büyük önem taşıyor. İran, coğrafi konumunu kullanarak Hürmüz Boğazı’nı kontrol ederek dünya ekonomileri üzerinde baskı kuruyor. Bu nedenle enerji sorunu merkezi bir kaldıraç haline geliyor. Washington Enstitüsü de petrol ve doğalgazın bölgesel ve küresel piyasalar için uzun vadeli sonuçları olan belirleyici faktör olmaya devam ettiğini vurguluyor.
Bir kaldıraç olarak Hürmüz Boğazı
Voss, bu kaldıraçın kolayca devreye sokulabileceğini söylüyor:
“Bu geçişi etkili bir şekilde engellemek için fazla çaba gerekmiyor. Sadece tehditler bile büyük ekonomik sonuçlar doğurmaya yetiyor. Nakliye şirketleri geri çekiliyor, sigorta şirketleri poliçelerini iptal ediyor ve insansız hava araçları ve mayınlar sürekli bir risk oluşturuyor. “Başka bir deyişle, taktiksel olarak İran şu anda üstünlüğe sahip ve stratejik bir avantaj tam olarak burada ortaya çıkıyor.”
Raabe bu gelişmeye askeri bir boyut da ekliyor:
“İran’ın düzenli olarak füze fırlatma yeteneğine sahip olduğu görünüşe göre hafife alınmıştı.”Bu, ülkenin önemli ölçüde zayıfladığı varsayımıyla çelişiyor. Aksine, son yıllarda yeteneklerini sistematik olarak genişletti.’’
Hürmüz Boğazı’nın etkisinin siyasi kararlara tam olarak yansıtılmamış olması, stratejik uygulamada eksikliklere işaret ediyor. Voss, “Bu kaldıraç etkisini hesaba katan planlama çalışmaları kesinlikle yapıldı. Ancak soru şu ki, bu bilginin siyasi etkisi ne ölçüde oldu?” diye soruyor.
İdeolojik bir aktör
Aynı zamanda, çatışmanın askeri alanın ötesine uzandığı da giderek daha açık hale geliyor. Washington Enstitüsü, İran’ı yalnızca devlet düzeyinde değil, aynı zamanda ideolojik olarak da faaliyet gösteren bir aktör olarak tanımlıyor. Bu nedenle anlaşmalar, temel duruşu değiştirmeden taktiksel nitelikte olabilir.
Bu yapısal özellik içsel olarak da yansıyor. Voss, “İran liderliği kendi halkından çok şey talep etmeye hazır. Oradaki acı seviyesi, on yıllardır Batı toplumlarındakinden önemli ölçüde daha yüksek” diyor.
Raabe ayrıca sosyal dinamiklere de dikkat çekiyor:
“İnsanlar ülkelerinin dışarıdan saldırıya uğradığını deneyimlediklerinde, bu daha büyük bir birlikteliğe yol açabilir. Ancak bu, otomatik olarak rejime destek anlamına gelmez, aksine dış baskıya bir tepkidir.’’
İran dayanıklılığına bel bağlarken, ABD’de iç siyasi baskı artıyor. Raabe, “Zaman geçtikçe ekonomik sonuçlar giderek daha belirgin hale geliyor. Yükselen enerji fiyatları ve piyasa belirsizliği kamuoyunu doğrudan etkiliyor’ diyor.
Ancak kısa vadede çatışma İran sistemini istikrara kavuşturuyor. Voss, “Bu, içsel konsolidasyona yol açıyor” diyor. Savaş, rejimin hazırlıklı olduğu ideolojik bir mantığa karşılık geliyor.
Tavizler ve karşı teklifler
Diplomatik dinamikler de değişiyor. Arap dünyasının önde gelen gazetelerinden Al-Quds al-Arabi, Washington üzerinde çatışmayı siyasi olarak kontrol altına alma yönünde artan bir baskı olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda Tahran daha iddialı davranıyor ve verilen her türlü söz karşılığında somut tavizler talep ediyor; örneğin yaptırımların hafifletilmesi veya fonların serbest bırakılması gibi.
Bu stratejinin başarısı aynı zamanda İran’ın asimetrik savaş stratejisiyle de bağlantılıdır. CSIS’e göre, askeri yenilgiler yaşansa bile Tahran siber saldırılar, sabotaj ve ekonomik baskı yoluyla önemli ölçüde etkisini sürdürebilir .
Washington Enstitüsü bu nedenle birkaç olası sonucu özetliyor. Senaryolardan biri ABD için “gizli bir yenilgi”: İran’ın kilit güç araçlarını elinde tuttuğu bir ateşkes. Diğeri ise “açık bir yenilgi”; Tahran, ABD üzerindeki baskı çok artana kadar direnmeye devam.
Sonuç olarak, çatışma tek bir soruya indirgeniyor: Ekonomik, politik ve sosyal olarak kim daha uzun süre ayakta kalacak? Ya da Raabe’nin dediği gibi: “Zaman şu anda ABD hükümetinin aleyhine işliyor.” Ve Voss ekliyor: “Zaman İran’ın yanında.”
/DW/













