🔴“Dil ayrıştırmaz; dili inkar etmek ayrıştırır. Kürt hak mücadelesi aynı zamanda bir dil ve kültür mücadelesidir. Çünkü en katı inkar bu alanlarda yaşandı. Dilinizin ve kültürünüzün tanınmaması, bir halk olarak varlığınızın da tanınmaması anlamına gelir.”
Bir grup Kürt aydını, 15 Mayıs 1932 tarihinde Suriye’nin başkenti Şam’da “Hawar” isimli Kürtçe edebiyat dergisinin birinci sayısını çıkardı. Celadet Ali Bedirxan öncülüğünde Latin harfleriyle yayın hayatına başlayan ve 1943 yılına kadar 57 sayısı yayımlanan dergi, Kürt kültür tarihi yazımı açısından bir milat olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle, 2006 yılından beri, 15 Mayıs, Kürt Dil Bayramı olarak kutlanıyor.
Hawar’dan günümüze Kürt dilinin içinde bulunduğu durum, ana dil hakkı ve Kürt dilinin anayasal statüde resmi dil olarak var olması süreçlerine ilişkin olarak DEM Parti Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu Eş Sözcüsü Cemile Turhallı Balsak, ANF’den İshak Dursun’un sorularını yanıtladı.
“HAWAR, KÜRT DİLİ İÇİN TARİHSEL BİR EŞİKTİR”
Hawar Dergisi’nin 1932 yılında yayın hayatına başlamasının Kürtler açısından tarihsel bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Cemile Turhallı Balsak, şunları kaydetti: “1932 senesi aslında Kürtler için önemli bir dönüm noktası olarak görebileceğimiz tarihsel bir döneme denk geliyor. Dört parça Kürdistan’ın tam da dört parçaya ayrıldığı ve her bir parçanın benzer süreçleri yaşadığı; katı bir inkarın, dil inkarının ve kimlik inkarının yaşandığı bir dönemdi. Başûr, Bakur ve Rojhilat için de durum aynıydı. Türkiye’de Türkleştirme politikası vardı; Suriye’de Araplaştırma, Rojhilat’ta Farslaştırma, Irak’ta ise Araplaştırma politikalarının sürdüğü bir sürece karşılık geliyor. Dilin inkarı ise en temelde eğitim dili üzerinden kendini gösterdi. Resmî dil politikaları üzerinden kendini gösterdi.
Kürt ulusal bilincinin oluşması açısından da Hawar Dergisi tarihsel bir eşikti. Hem Kürtlerin Kürt olmaktan ve bir ulus olmaktan kaynaklı haklarına ilişkin yazılar vardı hem de Kürt folklorunu, tarihsel anlatıları, sözlü şekilde anlatılan destanları ve hikayeleri yazı diline aktarmış olması bakımından önemliydi. Aynı zamanda araştırmaların yapıldığı bir dergiydi. Adeta bir üniversite gibi faaliyet yürütüyordu”
“KÜRTÇE UZUN YILLAR YASAKLANDI”
Bakur Kürdistanı’nda Kürtçenin uzun yıllar hem kamusal alanda hem de gündelik yaşamda yasaklandığını belirten Cemile Turhallı Balsak, Hawar Dergisi’ne ulaşmanın dahi kriminalize edildiğini söyledi.
Cemile Turhallı Balsak, daha sonraki süreçte İleri Yurt ve Şark Postası gibi yayınların ortaya çıktığını, bu yayınların da Hawar geleneğinden beslendiğini ifade ederek Apê Musa’nın da bu yayınlarda yer aldığını ve Kürtçe yayıncılığın sürekli baskı altında tutulduğunu kaydetti.
49’DAVASI VE 1980 DARBESİ
Kürt inkarının en somut örneklerinden birinin 49’lar Davası olduğunu belirten Cemile Turhallı Balsak, “Kımıl” şiirinin yayımlanmasının ardından çok sayıda Kürt aydınının idamla yargılandığını hatırlatarak şunları kaydetti: “Yine Kürt inkarının dil üzerinden sürdürüldüğünü gösteren önemli olaylardan biri de 49’lar Davası’dır. “Kımıl” diye bilinen Kürtçe bir şiir İleri Yurt’ta yayımlanıyor. Apê Musa’nın da yayın kurulunda olduğu bir dergidir bu. Sonrasında 50 Kürt aydını ve öğrencisi yargılanıyor; idamla yargılanıyorlar.
Daha sonraki süreçte 1980 Darbesi geliyor. Bu darbe de yayın hayatını doğrudan etkileyen bir süreçtir. Özellikle Kürt inkarının daha sistematik ve daha katı hale getirildiği bir döneme karşılık geliyor. Çünkü anayasanın ilk hükümlerinde bile önemli değişiklikler yapılıyor. 1961 Anayasası’nda “Türkçe Türkiye’nin resmî dilidir” ifadesi yer alırken, 1982 Anayasası’nda “Türkiye’nin dili Türkçedir” deniliyor. Yine 1982 Anayasası’nın meşhur 42. maddesi doğrudan eğitim hakkını sınırlayan bir maddedir. Türkçeden başka hiçbir dilin eğitim dili olarak kullanılmasına izin verilmemiştir. Bu madde ilk kez 1982 Anayasası’yla geldi. 2932 sayılı yasa gibi düzenlemelerle Türkçe dışında yayın yapılması da yasaklandı. Kürtçe şarkı söylemek bile suç kapsamına alındı.”
“KÜRTÇE HALA KAMUSAL ALANDA EŞİT DEĞİL”
1990’lı yıllarda Kürt yayıncılığında kısmi bir hareketlenme yaşandığını ifade eden Cemile Turhallı Balsak, Kürtçenin sürekli sansür ve ortadan kaldırılma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu dile getirerek şunları aktardı: “1991 sonrasında yeni bir süreç gelişti. Çatışmanın yoğun olduğu bir dönemdi bu. İnsanların gizlice Kürtçe kasetler dinlediği, kendi diline hasret kaldığı bir süreçti. Yayın hayatı kısmen serbestleşmiş olsa da köklü bir değişim yaşanmadı. 90’lı yıllarda Rewşen, Azadiya Welat gibi yayınlar çıktı. Ancak dikkat edin; Özgür Gündem’den Özgür Halk’a kadar birçok yayın organı sürekli sansürlendi veya kapatıldı. Devlet hem fiilî hem de yasal yollarla dile erişimi engelleyen bir mekanizma kurdu.
Bugün baktığımızda da yapısal ve köklü bir değişimin hala gerçekleşmediğini görüyoruz. Kürtçe hala Meclis’te “bilinmeyen dil” olarak geçebiliyor. Hala eğitim dili değil. Kamusal erişimi sınırlı.”
“ANAYASAL DEĞİŞİM TOPLUMSAL BARIŞ İÇİN GEREKLİ”
Türkiye’de anayasal ve yasal engeller kaldırılmadığı sürece Kürtçenin kalıcı güvenceye kavuşamayacağını aktaran Cemile Turhallı şunları kaydetti: “Kürtler açısından en büyük meselelerden biri, ana dilde eğitim hakkının olmamasıdır. Bunun önündeki anayasal engel 42. maddedir. Yasal engellerin yanında ciddi bir zihniyet sorunu da vardır. Yasalar değişse bile toplumun bunu içselleştirmesi zaman alacaktır.Öncelikle anayasal ve yasal engellerin kaldırılması gerekiyor. Çünkü bu engeller olduğu sürece Kürtçe bugün serbest bırakılır, yarın yeniden yasaklanabilir. Bunun normalleşmesi gerekiyor. Bu dilin kullanımının ülkeyi bölmeyeceğinin kabul edilmesi gerekiyor. Aksine dil inkarının çatışmayı besleyen temel nedenlerden biri olduğu görülmelidir.Türkiye’nin güvenlikçi yaklaşımı ise çok eskiye dayanıyor. Çok partili hayata geçilen dönemlerde bile Kürtçe bir şiir güvenlik tehdidi olarak görüldü. Kürt aydınları bu yüzden idamla yargılandı.Dolayısıyla meseleye güvenlik eksenli değil, temel hak ve yurttaşlık meselesi olarak bakılması gerekiyor. Bunun önündeki en büyük engel de anayasal yapı. Ancak anayasa değişikliği kolay bir mesele değil. Toplumsal mutabakat gerektiriyor.”
“KÜRT HAK MÜCADELESİ AYNI ZAMANDA BİR DİL VE KÜLTÜR MÜCADELESİDİR”
Kürt hak mücadelesinin aynı zamanda bir dil ve kültür mücadelesi olduğunu belirten Cemile Turhallı Balsak, dilin inkar edilmesinin halkın varlığının inkarı anlamına geldiğini söyledi.
Önder Apo’nun “demokratik toplum” paradigmasına da değinen Cemile Turhallı Balsak, “Sayın Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu demokratik toplum paradigması bu açıdan önemli bir eşik oluşturuyor. “Varlık tanındı ama hukuk içine alınması gerekiyor” ifadesi aslında anayasal vatandaşlığa işaret ediyor. Eşit yurttaşlık ya da özgür yurttaşlık dediğimiz mesele budur.Bugünkü vatandaşlık tanımı etnik bir kimlik üzerinden kurulmuş durumda. Oysa daha kapsayıcı bir yurttaşlık anlayışı geliştirilebilirdi. Anayasanın değişim süreci aynı zamanda zihniyet dönüşümünün de temelini atacaktır. Toplumsal barışın sağlanabilmesi için dil barışına ve kültür barışına ihtiyaç vardır. Kürtlerin aidiyet hissini güçlendirecek olan şey, kendi diliyle ve kimliğiyle eşit biçimde kabul edilmesidir” ifadesini kullandı.
“YENİ BİR ANAYASA BİR ZORUNLULUKTUR”
Kürt varlığının anayasal güvence altına alınması, ana dilde eğitim hakkının tanınması ve devletin bu konuda sorumluluk üstlenmesi gerektiğini sözlerine ekleyen Cemile Turhallı Balsak şunları belirtti: “Yeni bir anayasa bir zorunluluktur. Çünkü anayasanın iki temel işlevi vardır: Devleti sınırlandırmak ve toplumsal mutabakatı sağlamak. Anayasa bir toplum sözleşmesidir. Yasakları kaldırmalı, hakları genişletmeli ve ortak yaşam perspektifi sunmalıdır. Kürtlerin bugün en büyük meselesi eşit yurttaşlıktır. Kürt varlığının anayasal güvence altına alınması, ana dilde eğitim hakkının tanınması ve devletin bu konuda sorumluluk üstlenmesi gerekir.Ulus-devlet anlayışı toplumu tek kimlik üzerinden inşa etmeye çalıştığı için birçok çatışmanın da temel nedeni olmuştur. Türkiye’de yapılacak anayasal değişiklikler toplumsal barış açısından önemli bir araç olabilir.”
“BASIN DİLİ GÖRÜNÜR KILMALI, SİYASETÇİ KENDİ ANA DİLİYLE TOPLUMLA BULUŞMALI”
Basının toplumsal dönüşüm dilin gelişimi açısından kilit bir rol oynadığını, Siyasetçilerin de kendi ana dilleriyle toplumla iletişim kurmasının önemli olduğunu kaydeden Cemile Turhallı Balsak, “Basının rolü de burada çok önemlidir. Devletler açısından basın çoğu zaman bir kontrol aracına dönüşebilir. Ancak halklar açısından basın; bilinçlendirme, görünürlük sağlama ve toplumu dönüştürme aracıdır. Bugün insanlar bilgiye medya aracılığıyla ulaşıyor. Basın bu nedenle dördüncü kuvvet olarak tanımlanıyor. Siyasi partiler kadar basının da toplumu motive eden, özgüven kazandıran ve dili görünür kılan bir işlevi olmalıdır.
Siyasetçilerin kendi ana dilleriyle toplumla buluşması önemlidir. Bir Çerkes kendi diliyle, bir Laz kendi diliyle, bir Kürt kendi diliyle toplumuyla iletişim kurabilmelidir. Basın da bunu görünür hale getirmelidir. Aynı zamanda dili bir prestij unsuruna dönüştürmek gerekiyor. İnsanlar kendi ana dilini bir gelecek dili olarak görmezse ona sahip çıkamaz. Bu gelecek tahayyülünü oluşturabilecek en önemli araçlardan biri de basındır.” dedi.
“21. YÜZYIL KÜRTLERİN YÜZYILI OLABİLİR”
Özellikle kadın öncülüğünde gelişen mücadeleyle birlikte Kürtlerin yeni bir tarihsel döneme girdiğini belirten Cemile Turhallı Balsak, şunları sözlerine ekledi: “21. yüzyılı bence Kürtlerin yüzyılı olacak. Kadın öncülüğünde gerçekleşen bir yüzyıl olarak biz Rojava’da gelişen süreçle birlikte bu ifade edilmişti dünyada biliyorsunuz. Ama bu yüzyılı gerçekten büyük bir kazanım yılına dönüştürmek hepimizin elinde olan bir şey diye düşünüyorum. Yani dört parça artık Artık kendini bir bedenin bir uzvu gibi görmeye başladı. Yani bir bedeni her bir parça ne kadar güçlüyse o beden o kadar güçlü, o kadar direngen olabildiğini de gösterdi. Kürt birliği 2025-2026 ile birlikte kendisini çok görünür kıldı ve bunu elbette ki “Jin Jiyan Azadî” felsefesine borçluyuz. Yani Kürtçe üç kelime dünyadaki kadınların feministlerin ötekilerin bir özgürlük tahayyülüne dönüştü ve bu Kürtçe ile oldu. Bunu bütün Kürtler için bir kazanıma dönüştürmek önemli. Çok kritik bir eşikteyiz umarım 21. yüzyılla birlikte 2026 yılı Kürt özgürlüğünün, Kürt dilinin özgür olduğu, dört parçada da eğitim dili olduğu ve kendi iradesiyle kendini yönetebildiği bir yıl olur.”









