PKK’nin feshiyle birlikte Kürt siyasal merkezi ADA’ya kaymıştır. İdeolojik öncülüğün yanı sıra pratik öncülük de doğrudan Öcalan’dır. Öcalan’ın önü açıldıkça daha çok rol oynayacak gibidir. Bu da demokratik alan hareketini konformist karakterinden arındırarak gerçek kimliğiyle buluşturabilir.
Konu iki açıdan önemlidir. Birincisi, “yetersiz, konformist ve icazetli siyaset” döneminin sonu olabilir. Demokratik saha yeni değerlerle görece inisiyatifli ve güçlü hale geldikçe, emeğe dayalı demokratik siyaset güçlenecektir. İkincisi, “gibi gibi” ler dönemi kapanabilir! “Yurtsever gibi”, “sosyalist gibi”, “çalışıyor gibi”, “bağlı gibi”, “ilerici gibi”, “aydın gibi”, “birikimli gibi”, “kadın özgürlükçü gibi”, görünen ya da kendilerini öyle gösteren anlayış, eğilim ve kişilikler açığa çıkacaktır. Üçüncüsü, iktidar/kariyer odaklı olanlar zorlanacak, popülist siyasetin yarattığı konfor alanı sorgulanır olacaktır.
Düzenek bozulacaktır. Gerçekten de üretken emeğe, bilgi ve bilime dayalı değil, siyasal bürokrasi ve kastlaşmanın yarattığı ilişkileri izleyerek güç ve konum sahibi olan ya da olma arayışında olanlar bu nedenle hayli kaygılı ve tedirgin gibidir.
Öcalan’ın “açık saha denetimi” arttıkça icazetli olanlar ya da özel ilişkiler üzerinden merkezlerde yer edinenler referanslarını kaybedecektir. Bundandır ki, oluşan yeni zemin ve aktörler üzerinden Öcalan’la diyalog kurmaya, bir biçimde referanslı ve ayrıcalıklı hale gelme çabaları hayli fazladır.
Kürt siyasetinin gerçek anlamda emek-değer ilişkisine oturması ve sosyalist muhteva kazanması için iki şeye ihtiyaç vardır. İlki, icazet döneminin kapanması gerektiğidir. İkincisi, geri ilişkilerden beslenen referansların iptalidir.
Vasıfsız ve çoğunlukla inançsız kuşağın, saha siyasetine damgasını vurduğu dikkate alındığında “yeniden” değil, “yeni” yapılanmanın hangi özelliklere, ihtiyaçlara ve değerlere dayalı geliştirilmesi gerektiği açıktır…









