Ferhat Tunç: Ahı divana kaldı, adı Şehuşen

Yazarlar

Kadim Dersim her bakımdan kendine özgüdür. Bunun en temel özelliklerinden biri de kendi budelaları, yani divaneleri ile kurduğu ilişkidir. Dersim toplumu, onların Hakk’ın sevgili kulları ve Xızır’ın dostları olduklarına ve buna bağlı olarak kendilerine birtakım olağanüstülükler bahşedildiğine inanırdı.

Toplumdaki hakim inanışa göre normal insan, akılla dünya nimetlerine bağlanmış, yerine göre de kulu kölesi olmuştur. Divaneler ise akıl bağından kurtulmuş, dünya nimetlerine hepten sırtını dönmüştür. Onun için onlar gözleri perdeli olmayan, kalp gözleri açık ve pek çok zaman sırların ve alametlerin kendilerine ayan olduğu insanlar olarak kabul edilirdi.

Bu yanıyla yerine göre divanelerin kimileri evliya mertebesinde görülmüştür. Bu şekilde bazıları daha fazla önemsenip, öne çıkartılsa da, “i budelae wayire xo ye” yani, onlar Hakk’ın budelalarıdır denilerek, genel anlamda budelaları Tanrı ile ilişkilendirip değer vermede kusur edilmezdi. Kusurlu davranışlar ise günah kabilinde görülür, kınanırdı.

Yaz akşamları Munzur kıyısında

Meri keklik öterdi ıslığında

Yürür yalınayak konuşur kendiyle

Benzerdi buluta, gezdi divane

 

Ah bıra bıra

Bıra bıraye dersim

Ahı divana kaldı

Adı Şehuşen

 

Bir kanlı çığlıktan, Laç Deresi’nden

Kaldı bugünlere bahtı divane

Yaralı bir halkın suskun ahından

Kaldı bugünlere aşkı divane

 

Ah bıra bıra

Bıra bıraye dersim

Ahı divana kaldı

Adı Şehuşen

Toplum ile divaneler arasındaki ilişki öylesine derin bir anlama sahiptir ki, hafızanın temel sembollerinden birine dönüşen Şehuşen’in heykelini şehrin ortasına dikerek, divanelere yaklaşımdaki farklılığını ortaya koydu. Divaneleri için heykel dikerek onları her bakımdan ölümsüzleştiren başka bir halk yoktur sanırım. Doğrudur, yalnızca Şehuşen’in heykeli yapıldı. Fakat o heykeli ziyaret edenler, secdeye varıp niyaz edenler ister istemez diğer divaneleri de hatırlıyor, konuşuyor. Böyle olunca da Şehuşen heykeli tüm divaneler adına kollektif bir hatırlama sembolüne dönüşmüş oluyor.

Çocukluğumu, Baba Bertal ve Şehuşen’i tanıyarak yaşadım. Tabii ki bu dönemde başka da divaneleri vardı toplumun. Fakat Şehuşen ve Baba Bertal en tanınanlarıydı.

Sizlere bu yazıda, ölüm yıl dönümü olması nedeniyle çocukluk yıllarımızın sessiz kahramanı Şehuşen’i anlatmak istiyorum.

Dışarıya pek konuşmayıp, kendine dönmüş, kendi kendiyle konuşan biriydi Şehuşen. Kendi kendine konuşmasının bir diğer hali ise, zamanını çoğunlukla sokakta ıslık çalarak geçirmesiydi. Etrafına mesafeli, gizemli bir yalnızlığı vardı. Bu gizemli hali ile birlikte dikkat çeken en önemli yanı ise, mekansızlığı, yersizliğiydi. Yağmur çamur, kar kış demeden adeta mevsimsiz bir hayat sürerdi. Ne bir evi ne kalacak bir yeri vardı. Maddi dünyayla, benimdir denilecek tüm bağları koparmıştı. Fakat öbür yandan neredeyse bütün şehir her hanesi, lokantası, kahvehanesi, oteli ve mağazalarıyla onundu. Namı bütün civarda yürüdüğü için yediden yetmişe tüm gönüllerin mihmanıydı. Onun, çok ender olarak bir eşikten içeriye adımını atması, mekan sahibi için en büyük bahtiyarlık, Xızır nazarında en büyük ödül sayılırdı. Bundandır ki Şehuşen’in bildiğimiz manadaki mekansızlığı, dünyasızlığı, tüm mekana yayılan derin bir anlam kazanıyordu. Hem her şeyden yoksundu, hem de hiç kimsenin sahip olamayacağı her şeye sahipti.

Kendisi ile yaşadığım bir anımdan sonra tanıdım onu.

Şehuşen acıktığında gözüne kestirdiği kişinin masasına gider ve önündeki yemeği alır yerdi. O tüm sofraların doğal ve kutlu mihmanıydı. Beklenmedik bir anda sofraya mihman olması, insanlar için bir büyük ödül sayılırdı. Şehuşen’i ilk tanımam da böyle oldu:

Çocuktum, dedemle gittiğim bir lokantada önüme gelen yemeği kaşıklamak isterken, bir anda tanımadığım biri, çok doğal bir şeymiş gibi önümden çekip aldı onu. Neye uğradığımı şaşırıp, korktum. Bir şey söylesin diye dedeme baktım. Dedem gülümseyerek karşımda yemeğimi kaşıklayan bu gizemli adama bakıyordu. Dedemin bakışlarında kızgınlık ve öfke yerine minnet dolu sevinç parıltısı görünce, hepten şaşırdım. Nihayet dedem korku ve şaşkınlığımı fark etmiş olmalı ki gülümseyerek, bana döndü, “Korkma, Şehuşen dünya iyisi biridir ciğerim. Herkesin yemeğini de almaz,” diyerek teselli etmiş, daha başka şeyler de anlatmış ve bana yeni bir yemek ısmarlamıştı.

Şehuşen, yemeğini bitirdikten sonra kulağının arkasına iliştirdiği sigaralardan birini yakıp, söylenerek lokantadan ayrılmıştı. Onun sigara tiryakiliği de kendine özgüydü. Paket kullanmaz, insanların elinden yakılmak üzere olan sigaralardan alırdı. Aynı anda ikişer sigara içtiği de çok görülürdü.

Dersimli Şehuşen’in hayatına ilişkin çok şey anlatılırdı. Gerçek adının Hüseyin Tatar olduğu bilinirdi. Turuşmek köyüne bağlı Beydamı mezrasında doğmuştu. 1938 katliamında köyü bombalanırken evleri yerle bir olmuş ve bu yüzden aklını yitirdiği söylenirdi. Bu korkuyla Hüseyin, yıllarca kapalı bir ortamda yatmamış, açık alanları, sokakları kendine mesken edinmişti. Ermiş bir Seyid olduğuna inanılarak; önceleri Seyid Hüseyin diye çağrılırmış.

Kendisiyle ilgili anlatılan en önemli hikayelerden birini aktarmadan geçemeyeceğim. 1980 darbesi sonrasında sıkıyönetim ilan edilen günlerin birinde Şehuşen çarşıya iner. Çarşıda alışık olmadığı bir tabloyla karşılaşır. Sokakta tanıdık kimselerin olmadığını görünce eline aldığı bir taşla polis karakolunun yolunu tutar. Taşı karakola fırlatarak “Ne yaptınız kullarımı, 38 mi geldi, milletimi öldürdünüz,” diye bağırır, çağırır. Polisler, sıkıyönetim olduğunu ve sokağa çıkma yasağı nedeniyle kullarının sağ salim evinde olduklarını söylerler. Kendilerine inanmayan Sehuşen’i bir polis aracına bindirerek mahallelerde gezdirirler. Evlerin kapısına kadar götürülerek insanların öldürülmediğine Şehuşen’i ikna etmeye çalıştıkları çok konuşulur.

Dersimliler onu “Divane” kişiliğiyle tanıdı ve çok sevdiler. ‘Ben kolay kolay ölmem beni bir deli öldürecek’ diye söylendiği çok konuşulurdu. 1994 yılı sonbaharında sokakta uyurken Dersime atanmış şizofreni hastası bir öğretmen tarafından başına taşla vurularak öldürüldü. Şehuşen, on binlerce Dersimlinin katılımıyla hakka uğurlandı. Ardından en çok gezdiği sokaklardan birinde anısını ölümsüzleştiren bir heykeli yapıldı. Ahı divana kaldı, adı ŞEHUŞEN…

İlginizi Çekebilir

Müslüm Yücel: Said; Kürtlüğün Kayıp Risalesi
  Ali Engin Yurtsever: Nemesis’i Beklerken…

Öne Çıkanlar