Günay Aslan: Bu şehirde, bu nehirle birlikte…

Yazarlar

Ömrümün neredeyse yarısını bu şehirde, bu nehirle birlikte geçirdim. Belirsizliklerle dolu bir geleceğe adım attığım o günlerde, sorunlu ve sıkıntılı bir sürgün olarak sığındığım bu şehirde fırsatını bulduğum her defasında kendimi bu nehrin kıyılarına attım.

İster gün ortası olsun, ister gün batımı, gecenin köründe ya da şafak söktüğünde olsun; havanın durumuna aldırmadan, saatin kaç olduğuna bakmadan bazen kaçmak, bazen kovalamak, bazen gitmek, bazen geri dönmek, bazen unutmak, bazen hatırlamak, bazen konuşmak, bazen de susmak amacıyla  bu nehrin kıyılarını turladım.

Bir türlü huzur bulamayan ruhumu suyun sessizliği ve bilgeliğiyle yatıştırmaya çalıştım.

Geride kalan 32 yılda sürekli değişen ritmiyle; sakin, öfkeli, yorgun, hırçın, haliyle içimdeki yolculuklara eşlik eden ve bu şehri kalbim gibi ikiye bölen bu nehrin kıyılarında kaç gece sabahladım; kaç günü nehrin iki yakasını birleştiren taştan ve demirden köprüleri adımlayarak karşıladım, hatırlamıyorum… 

Bilge, ‘’Her nehrin bir hikayesi var’’ diyor. Bu nehir bana muhteşem bir hikayenin parçası olduğum duygusunu veriyor. Buradayken hayatımı sonsuzluğa akan bir nehir gibi hissediyorum. Suyun hiçbir şeye aldırmadan sürdürdüğü yolculuğunda kendimi buluyor, ruhumun sesini duymaya, ne söylemek istediğini anlamaya çalışıyorum.

  ‘Su insanı kendine taşır’ derler ya; bu nehir beni bana taşıyor…

Sanırım yeni hayata tutunmak, sürgünde varolmak, yaşadığım onca şeye rağmen ayakta kalmak, işime tutkuyla sarılmak ve hepsinden öte senin yokluğuna katlanmak bu şehir ve bu nehir sayesinde mümkün oldu. 

İnan ikisi de bana iyi, çok iyi geldi…

Sanki bu hayat bana ilk yarısını Van Gölü’nün, ikinci yarısını da Ren Nehri’nin kıyısında geçirmem için verilmiş. Aslında bunun bir ayrıcalık olduğunu düşünmüyor değilim. Bu anlamda kendimi şanslı hissediyorum. Zira eski bir ağıt gibi dalgalanan Van Gölü ve bin yılların kaygısını taşıyan Ren nehri sanki içimdeki o derin boşluğu doldurmak, hayatımda eksik kalan ne varsa tamamlamak için var….

Senin anlayacağın Van ve Köln anlamsız bu hayatta anlamlı bir hikaye yazmak için iyi bir seçim olmuş; bunun için tanrıya veya programcıya; artık kim varsa ona; çok teşekkür ederim.

Öte yandan harika bu şehirde, bilge bu nehirle birlikte aradan geçen 32 yıl boyunca hep seni bekledim. Seni beklerken beklemenin geride kalan biri için ne kadar zor ve ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Seni beklerken beklememeyi hiçbir zaman öğrenemeyeceğimi öğrendim. 

Bilge, ‘genelde bekleyecek biri kalmadığında daha çok bekleriz..’’ diyor.

Ve aynen öyle oldu.. Senden sonra seni daha çok bekledim..

Son 6 sene önceki 26 seneden daha çok beklemekle, daha çok yol gözlemekle, daha çok hasret çekmekle geçti. 6 senedir bekleyecek biri kalmasa da, sen gelmeyecek olsan da öncesinden daha yakıcı, çok daha kavurucu bir özlemle yine bu şehirde ve yine bu nehirle birlikte hep seni bekledim.

Evdeyken, işteyken, dinlenirken, düşünürken, yürürken, tramvayla şehre giderken, şehrin kalbinde gezerken, biriyle konuşurken, kendimle dertleşirken, otobüsle eve dönerken, kitap okurken, yazı yazarken, film seyrederken, rakı içerken ve nehir gibi akan şarkılar dinlerken hep seni bekledim. 

Eski defterler arasında, eski defterlerden taşmış eski resimler ve hiç eskimemiş kederler arasında; kalbime çok uzak ve kalbime çok yakın o dağlarda yazdığın her satırda, sana yazılan her sayfada seni bekledim… 

Ne ki beklediğim gerçekleşmedi ama ben de vazgeçmedim, geçmiyorum. Vazgeçmeyi düşünmek dahi istemiyorum. Yani sen; sonsuza kadar gelmesen de ben sonsuza kadar burada; bu şehir ve bu nehirle birlikte seni bekleyeceğim…

 Fakat inanıyorum ki bunun umuduyla bekliyorum; bir gün çıkıp geleceksin. Gözün arkada gittiğin o yolculuktan bir gün geri döneceksin…

İşte biz; o gün bu şehrin sokaklarında ve bu nehrin kıyılarında Kandil’de, Xınere’de, Balayan’da, Sure’de de olduğu gibi yine avuçlarımızda özgürlük ateşleri, yine el ele ve yine yürek yüreğe gezeceğiz. Sen orada gittiğin her yere beni nasıl elimden tutup götürdüysen ben de burada yaşadığım her yere seni elinden tutup götürecek, sürgün hayatımın bütün senelerini tek tek gezdireceğim…

Köln’ün bütün sokaklarını ve güneyden kuzeye doğru uzanan nehrin bütün kıyılarını yine el ele; yine kardeşliğin ve yoldaşlığın olanca coşkusuyla ve yine başımız dik dolaşacak, yaralı ancak gururlu bir geçmişin iç huzuruyla geçtiğimiz her yerde, karşımıza çıkan herkesle özgürlük kavgası ve sevdasının coşkusunu paylaşacağız.

Sonra senin dört parça Kürdistan’da, benim de Almanya’da; bu şehir ve bu nehirle birlikte geçirdiğim yılları; senin ve benim fırtınalar ortasında dağ gibi dimdik duran geçip gitmiş hayatlarımızı yanımıza alacak, bizi eve geri çağıran sesin peşine takılacak; Van’a doğru yola çıkacağız.

Yola çıkmadan önce de avuçlarımızdaki ateşleri bilge bu nehrin yüreğine serpecek, küllerimizi uzak denizlere göndereceğiz. 

Sudan geldik suyla gideceğiz… 

Su küllerimizi uzak denizlere dökerken biz de eski bir ağıt gibi dalgalanan Van Gölü’nde kürek çekecek ve bin yıldır yolcusunu bekleyen Tamara’ya gideceğiz. Tamara’nın avuçlarında beklettiği Şamran suyundan bir yudum içecek ve Süphan’ın zirvesine yükseleceğiz.

Ülkemizde, evimizde ve zirvede kır çiçekleri ile özgürlük yolunda hayatını kaybetmiş herkesle birlikte Özgür Kürdistan umudunu büyütmeye devam edeceğiz.

İşte Leyla; ben o güne kadar burada, bu şehir ve bu nehirle birlikte seni bekleyeceğim…

Artık bekleyecek biri ve bir şeyler kalmadığı için daha çok bekleyeceğim…

İlginizi Çekebilir

Özgür Özel cephesinden yeni hamle: AİHM önünde miting yapılacak

Öne Çıkanlar