İstanbul’da düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” ikinci oturumla devam etti. “Yüz Yıllık Yalnızlık: Milliyetçilik, Hafıza ve Toplumsal Kutuplaşma” konulu panelin moderatörlüğünü Fatma Bostan Ünsal yaptı.
Bekir Ağırdır, “Birbirimizi Duymadan Birlikte Yaşayabilir miyiz?”; Ferhat Kentel “Aynı Geçmişte Ayrı Dünyalarda: Kutuplaşmanın ve Anla(ş)manın Hafızası”; Noém Lévy-Aksu, “Geçmişle Yüzleşememek: Tarihsel Anlatı ve Toplumsal Belleğin Ötekileri”; Serhun Al ise “Asimilasyondan Entegrasyona: Türkiye’de Kapsayıcı Vatandaşlık ve Ulusal Kimlik Arayışları” başlığında sunum gerçekleştirdi.
Fatma Bostan Ünsal, cumhuriyetin bütün mağdurlarının geçmiş dönemde yaşanan “kötülüklerin” farkında olması gerektiğini söyledi.
Bekir Ağırdır, siyasal ve toplumsal krizlere dikkat çekerek, şunları söyledi; “Mesele şimdi sadece ilk düğmesi yanlış iliklenmiş gömlekten farklıdır. O gömlek dar geliyor. Yeni gömlek konuşmamız lazım. Sadece birinci ilikte kalırsak tartışmaya devam ederiz.
O kadar siyasetin şehvetindeyiz ki yoksulluk Kürtlerin sorunu değilmiş gibi davranıyoruz. Kapsamlı bir bakışa ihtiyacımız var. Bütün dünyadaki krizlere baktığımızda bir şeyler değişiyor. Türkiye kentleşme sürecini tamamladı. Ağalar ve şeyhler artık kitaplar var. Diyarbakır da buna dahil. Türkiye kentleşti. Kentleştiği oranda başka bir problem var. Bugün araştırmalarımıza göre toplum yüzde 80’i bir tarafta, diğer 20’si bir tarafta. Bir kum saati var ve bu saat dik değil. Sınıfsal geçiş yok. İki ayrı dünya konuşuyoruz.
Böylesi bir yoksulluğun olduğu bir dönemde demokrasi talebi güçlenmiyor. Devletin anlatıları üzerinden yeni bir lümpenleşme ve milliyetçilik örülüyor. Karşımızda ahlakçı ve güvenlikçi, teknolojiye dayanan yeni bir milliyetçilik örülüyor. Ancak biz acıları yarıştırıyoruz. Acıları yarıştırarak geleceği kuramayız. Birbirimizin geleceğini ve ortak hayatı konuşmamız lazım.
Mesele sadece dönüştürmek değil, ortak kaderi nasıl inşa edeceğimizdir. Kürtler ve Türklerin onurlu hakkını nasıl savunacağımıza bağlı. Eğer onurlu hayatta söz sahibi olmak ve siyaset sahibi olmak istiyorsak yenilenmemiz lazım.”
Ferhat Kentel, “ihanet” ve “sadakat” söyleminin cumhuriyetin kurucu öğelerinden olduğunu belirtti. Devletin yaşattığı korkuya karşı toplumun ya ses çıkardığını ya da başka bir oyun kurmaya çalıştığını ifade eden Kentel, bir diğer seçeneğin ise “sadakat göstermek” olduğunu söyledi. Kentel, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Hayatta kalmak için uyum sağlıyorsunuz. Hayata kalmak için yapınca; efendinin yanında hızalanıyorsunuz. Efendinin yanında durmak inanılmaz bir hıncı biriktiriyor. Devrimci öfke, İslamcı öfke… Bu öfkelerin kaynaklandığı yerlerden birisi de burasıdır. Bu yüzyılı, azınlık olmaktan korkan bir cemaatin yüzyılı hikayesi olarak görmek lazım.”
Noém Lévy-Aksu, Türkiye’de ataerkil ve milliyetçi aklın halen hakim olduğunu söyleyerek sözlerine başladı. Türkiye’de herkesin eşit haklara sahip olduğu bir anayasanın olması gerektiğini belirten Noém Lévy-Aksu, “Resmi tarih anlatısının bahsetmediği çalışmaları incelenmeye çalışılıyor. Bunun önemini önemsememiz lazım. 2015-2016’dan sonra daralmasına rağmen bu çalışmalar devam ediyor. Sivil alanın genişlemesi ve demokratikleşmesi için önemli. Onarıcı adaleti geliştirmek için de değerli bir katkı. Ancak önemli engeller var. Birincisi ne kadar ses getirebiliriz? Hafıza çalışmaları medyada çok az yer alıyor. Kamuda da görünür olamıyor. Bunun üzerine düşünmek gerekir. Ama bunun ötesinde de bilgi üretimi ve tartışmaların olması önemli. İkincisi bu hafıza çalışmalarını demokrasi ve barışa katkı noktasında düşünmemiz lazım” dedi.
Serhun Al ise, şunları belirtti: “Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyıla girerken asimilasyondan ve milliyetçilikten çıkıp, çoğulcu modele geçmesi gerekiyor. Bu bir zorunluluk. Reel politikten bahsediyorum. Devletin de bu son süreçteki çerçevelemesine baktığımızda dünyadaki gelişmelere atıflar var. Türkiye içindeki tartışmalar değerli, ancak dünya nerede? Dünyada nasıl değişimler oluyor, bu Türkiye’yi nasıl etkiliyor? Dünyada müthiş bir otoriterleşme dalgası var. Popülist sağ partiler azınlıkları hedef gösteriyorlar. Çok ciddi milliyetçi bir dalga var. Bu da demokrasiyi aşındırmış bir durumda.
Savaş çağındayız. Bu çağda Türkiye’de bir silahsızlanma ve çatışmayı bitirme çabası çok önemli bir fırsat. PKK’nin sembolik olarak silahları yakması müthiş bir olay. Bu popüler ve militarist süreçte Türkiye bu süreci nihayetine erdidirse dünyaya da örnek olur” ifadelerini konuştu. Türkiye’de barış için ciddi bir fırsatın olduğuna dikkati çeken Al, “Dünya silahlanıyorken, biz kısmen de olsa silahsızlanmış ve çatışmayı sonlandırmaya çalışıyoruz. Bu önemli bir nokta.
Entegrasyon tanınmadır, farklılıkları tanıyacaksın. Farklı kültürleri tanıyacaksın, anayasal güvenceye alacaksın. Farklı çözümler üretilebilir bu noktada.”
/Kaynak: ANF/












