Kenan Azizoğlu:  İnsanın Gölgesi

Genel

“İnsanlar için en yararlı şey …

dostluğu güçlendirmeye hizmet edebilecek her şeyi yapmaktır.”

– Spinoza

 

İnsan, bazen herkese yakın ama kendine uzaktır.

Kalabalıklar içinde yürürken dahi, içindeki sessizliğe çarpar.

Sanki herkes konuşur ama kimse duyamaz onu.

Kimi zaman bir telefon susar, kimi zaman bir yüz dönüktür.

Ve işte o an, yalnızlığın sessiz çığlığı yükselir; kimse duymasa da insanın içine çınlayarak düşer.

Bir tebessümün ardında gizlenmiş bir iç çekiş, bir cümlede yutkunmuş bir sitem…

Göz göze gelince anlarsın: İçin sana dar geliyor.

Ve işte o an, ben oradayım.

Telefon ile ses, yüz yüze iken durum kontrol yapanım.

Sözle değil, varlığımla konuşanım.

Kalabalıklarda seni bulamayan gözleri hatırlatan, yokluğunda bile varlığı hissedilen benim.

Bazen susan, bazen sadece dinleyen, ama hep orada olan benim.

Dostum ben… 

İhtiyaçtan ya da zorunluluktan değil, yürekten kopup gelenim.

Rüzgârın götüremediği, zamana yenilmeyen bir sesim.

Adımı unutsanda hissettirdiklerimi unutamazsın.

Çünkü ben bir ilişki değilim; Ben bir köküm.

Bir çınar gibiyim; yaprak döksem de gövdem sağlam kalır.

Senin en yorgun hâlini bile taşırım.

Ben dostum…

Dört mevsimi birlikte yaşatan, baharın sevincini, kışın hüznünü bölüşenim.

Gülüşlerinde izim vardır, ama gözyaşının içinde de gölgem.

Ve bil ki, ben sadece iyi günde değil, düşerken seni tutan değil,

seninle düşüp birlikte ayağa kalkan olurum.

Teknoloji çağının gürültüsünde değilim ben.

Beni bir bildirime sığdıramazsın.

Çünkü dostluk, birbirini karşılıklı ‘görmektir’; sadece bakmak değil.

 

Modern çağın hızlı unutuşlarına inat, ben hatırlanmak için değil,

unutulmayacak kadar gerçek olduğum için varım.

 

Shakespeare beni insanın gölgesi gibi tanımlar,

ama ben sadece ışıkta değil, karanlıkta da seninle yürürüm.

Helen Keller, yıldızlara benzetir beni;

Gökyüzü bulutlandığında bile yerimi bilirsin.

Oscar Wilde, korkmadan doğruları söyleyeni tanır.

Ben suskunluğun içindeki gerçeğim.

Ben dostum.

 Bazen eski bir kitabın arasına sıkışmış bir fotoğrafım.

Bazen bir çayın buğusuna, bir yemeğin tadına siner, bir sessizliğin içine gömülürüm.

Bazen birlikte susulan bir bankta bekleyen sessiz huzur olurum.

Söz bitince başlayan, zaman geçse bile solmayan…

Ben, anıların değil, anlamların taşıyıcısıyım.

 

Goethe beni “karşılıklı güven” diye tanımlar,

ben güvenin de ötesinde, seni sen yapan sırların tanığıyım.

Van Gogh beni renklerin uyumu gibi görür;

ama ben yalnızca uyumda değil, çatışmada da seninle kalan tonum.

Ben sana göre şekil almam; ben seni şekillendiren aynayım.

Eksiklerini saklamam, sana onları sevdirmeye çalışırım.

Ve bil ki, dostluk bazen bir tebessümün ardında gizlenmiş vedadır, bazen hiç kurulmamış bir cümlenin yükünü paylaşmaktır.

Ben o yükün ortağıyım.

Ben dostum.

Bu dünyanın koşuşturmacası, insanı kendinden uzaklaştırırken, ben seni kendine yaklaştıran gönül bağıyım.

Ben çıkarın gölgesinde beliren ilişkilerden değilim.

Zamanın rüzgarına göre yön değiştirenlerden, yüzünü

güce dönenlerden hiç değilim.

Ben özüyle duran, sözüyle kalanım.

Eğilmem, ama kırmam da.

Varlığım bağırmaz, ama silinmez.

Dostum ben.

Menfaatin maskeleri düştüğünde, gözlerinin içine çekinmeden bakabilenim.

 

Ve sen yorulduğunda, sana “dinlen” demeden yanında bekleyebilenim.

Ben sana iyi gelen sessizlik, kırılmadan söylenen gerçeğim.

Unutuldukça değil, hatırlandıkça güçlenirim.

Çünkü ben seni kalabalıkların içinden çekip, kendine ayna tutan bir derinliğim.

 Ben dostum.

Kalbinin gölgesi, yüreğinin sesiyim.

Adımı söylemen gerekmez; ben seni sen olduğun için tanıyanım.

Ve bil ki, ben geldiysem, yanında gerçek bir sen varsın demektir…

 

İlginizi Çekebilir

Mecit Zapsu: Kürdistan’da Ekolojik Kıyımın Sessiz Çığlığı
Memleket Partisi Feshediliyor, Muharrem İnce CHP’ye Geri Dönüyor

Öne Çıkanlar