Mehmet Uçum: Etnik siyasetten vazgeçilmesi çok önemli ve tartışmasızdır

GündemPolitika

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, ”Etnik siyaset tarzının Türkiye siyasetinin önüne çıkartılmasından ve geçiş sürecinin koşuluna dönüştürülme çabasından vazgeçilmesinin çok önemli olduğu tartışmasızdır. Örneğin geçmişte coğrafi bir bölgenin adı olarak “Kürdistan” ifadesinin kullanılmasıyla bugün etnik siyaset için “Kürdistan” isminin kullanılması arasında niteliksel fark olduğunu görmek gerekir. Geçmişteki kullanımı referans göstererek bugünkü etnik siyaset kullanımına meşruiyet kazandırma yaklaşımı doğru değildir.” ifadesini kullandı.

Uçum, iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı çözüm sürecine ilişkin Anadolu Ajansı’nda bir yazı kaleme aldı.

Geçiş sürecinin tartışmalı başlıklarına ve yasal düzenlemelere değindiği yazısında Uçum “Geçiş sürecinin tamamlanmasının unsurlarına bakıldığında bundan sonra süreçte ağırlıklı konuların pratik hususlar olduğu yasal düzenlemelerin ise oransal olarak daha az bir yer tuttuğu söylenebilir. Bu tespit iş hacmi açısındandır. Yoksa yasal düzenlemelerin daha az önemli olduğu manasında değildir” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Öcalan’a “statü” çağrısıyla başlayan ve son olarak “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” önerisiyle şekillenen çağrılarına da değinen Uçum, bu statü çağrısının sürecin bir koşulu olarak anlaşılmasına karşı çıkarak “Yine Öcalan’ın devletle ve toplumla bütünleşme perspektifine bağlı olarak etnik siyaset tarzının Türkiye siyasetinin önüne çıkartılmasından ve geçiş sürecinin koşuluna dönüştürülme çabasından vazgeçilmesinin çok önemli olduğu tartışmasızdır” değerlendirmesinde bulundu.

Uçum geçtiğimiz günlerde Ahmet Türk’ün Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesini tebrik ederken kullandığı “Kürdistan” tabiri üzerinden açığa çıkan tartışmalara da değindi ve “Örneğin geçmişte coğrafi bir bölgenin adı olarak ‘Kürdistan’ ifadesinin kullanılmasıyla bugün etnik siyaset için ‘Kürdistan’ isminin kullanılması arasında niteliksel fark olduğunu görmek gerekir. Geçmişteki kullanımı referans göstererek bugünkü etnik siyaset kullanımına meşruiyet kazandırma yaklaşımı doğru değildir” dedi.

Uçum’un yazısından öne çıkanlar şöyle:

“GEREKEN RAPORDA BELİRTİLEN ADIMLARI ATMAKTIR”

Geçiş sürecinin son aşamasında yapılması gerekenler Komisyon raporunda belirtilen adımları atmaktır. Bu yönüyle TBMM geçiş sürecinin hukuku bakımından gerekli yasal düzenlemeleri hazırlarken, münfesih örgüt unsurlarının tespit ve teyide elverecek şekilde silah bırakma ve tasfiye sürecini hızlandırması beklenen gelişmelerdir. Bunların eş zamanlı yürütülmesi hususu elbette TBMM’nin takdirindedir. TBMM müstakil ve geçici kanunu tasfiye ve kesin silah bırakma gibi şartlara bağlı olarak çıkarma yetkisine sahiptir. Ayrıca kanunun geçiciliği bakımından TBMM, Cumhurbaşkanı’na kanunda düzenlenmiş süreyi uygun gördüğü sayıda ve makul sürelerde uzatma yetkisi de verebilir. Nihayetinde TBMM, bünyesinde kurulan Komisyonun raporunda yer alan geçiş süreci çerçevesine uygun her türlü esnek düzenlemeyi yapmaya muktedirdir. Tüm kamuoyunun TBMM’den bu konuda yüksek bir beklentiye sahip olduğu da gözlenmektedir.

Geçiş süreci yaklaşımının yanında Komisyonun adında yer alan demokrasi perspektifine yönelik raporda yer verilen demokrasiyi güçlendirmeye ilişkin öneri ve değerlendirmelerin de TBMM bakımından etkili olacağı öngörülebilir. Çünkü raporun son cümlesinde belirtildiği üzere, rapordaki görüş ve değerlendirmelerin yasa çalışmalarında esas alınması en azından dikkate alınması Komisyonun belirttiği bir husustur. Komisyonun yüksek temsil gücü gözetildiğinde raporun TBMM açısından yasal düzenlemeler için önemli referans belge olduğu rahatlıkla söylenebilir. Elbette demokratik perspektif bakımından raporda yer alan önerilerin tamamı konusunda mutabakat sağlamak mümkün olmayabilir. Böyle olsa da raporun birçok yasal düzenleme açısından teşvik edici olacağı değerlendirilebilir.

YASAL DÜZENLEMELER

Geçiş sürecinin tamamlanmasının unsurlarına bakıldığında bundan sonra süreçte ağırlıklı konuların pratik hususlar olduğu yasal düzenlemelerin ise oransal olarak daha az bir yer tuttuğu söylenebilir. Bu tespit iş hacmi açısındandır. Yoksa yasal düzenlemelerin daha az önemli olduğu manasında değildir.

“HEM SİYASİ TUTSAK DEYİP HEM HUKUK REFORMU BİR ARADA KONUŞULAMAZ”

Geçiş sürecinde genel olarak kullanılan dilin, özel olarak siyasi dilin ne kadar önemli olduğu herkesin malumudur. Geçmişte de bu konu gündem olmuştu. Mesela hem siyasi tutsak deyip hem hukuk reformu bir arada konuşulamaz çünkü ideolojik-politik yaklaşımlarla nitelemeler yapılırsa yürürlükteki hukukta yeri olmayan bu nitelemeler üzerinden pozitif hukukun değişim ihtiyacına ilişkin söz söylemek mümkün olmaz. Dil konusunda elbette herkesin üzerine düşen bir sorumluluk vardır. Ancak geçiş sürecinde devletin diyalog yürüttüğü muhatapların daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği de açıktır.

Bu kapsamda bu muhataplar bakımından toplumun tüm kesimlerine güven vermek ve endişeleri gidermek tartışmasız bir ihtiyaçtır. Bunun için Öcalan’ın bu konudaki kesin iradesi de dikkate alınarak bağlantılı unsurlar ve legal yapıların özellikle terör ve şiddet siyasetinin gayrimeşru olduğunu ifade etmeleri, açık ya da örtük hangi şekilde kullanılırsa kullanılsın silaha dönüş dilinin tamamen terk edilmesi gerektiğini vurgulamaları çok etkili ve doğru olur. Toplumun beklediği de budur.

“ETNİK SİYASET KULLANIMINA MEŞRUİYET KAZANDIRMAK DOĞRU DEĞİLDİR”

Yine Öcalan’ın devletle ve toplumla bütünleşme perspektifine bağlı olarak etnik siyaset tarzının Türkiye siyasetinin önüne çıkartılmasından ve geçiş sürecinin koşuluna dönüştürülme çabasından vazgeçilmesinin çok önemli olduğu tartışmasızdır. Örneğin geçmişte coğrafi bir bölgenin adı olarak “Kürdistan” ifadesinin kullanılmasıyla bugün etnik siyaset için “Kürdistan” isminin kullanılması arasında niteliksel fark olduğunu görmek gerekir. Geçmişteki kullanımı referans göstererek bugünkü etnik siyaset kullanımına meşruiyet kazandırma yaklaşımı doğru değildir. Bugün etnik siyaset aracı olarak kullanılan “Kürdistan” ismini bu kullanımın sorunları üzerinden değerlendirmek gerekir. Konu kimin yanlış yapıp yapmadığı meselesi değil, etnik siyasetin Türkiye’nin bütünlüğünün önüne çıkarılmasıdır. Türk milletinin Türkiye’nin bütünlüğü ve bütünlüğün temel unsurları konusundaki değişmez kabullerini ve hassasiyetini dikkate alarak dil kurmanın geçiş sürecine katkı yapacağı unutulmamalıdır.
Devletin geçiş sürecinin muhataplarıyla yürüttüğü diyalog terörün kesin ve devamlı surette her mecradan tasfiyesi için yürütülen temastır. Diyaloğun amacı Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinin en sorunsuz şekilde tamamlanmasını sağlamaktır. Diyaloğa farklı manalar yüklemek ana mecrasıyla doğrudan ilgili olmayan alanlara taşımak geçiş sürecine zaman kaybettirmekten başka bir şeye yaramaz. Diyaloğun amacına uygun yürütülmesinin geçiş sürecinin en az sorunla tamamlanması bakımından çok önemli olduğu herkesin kabul edeceği bir durumdur.

“DEMOKRASİYİ GELİŞTİRME HAMLELERİ GEÇİŞ SÜRECİ SONRASINA ERTELENİYOR GİBİ ABES SONUÇLAR ÇIKARTILMASIN”

Elbette Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinin tamamlanmasıyla bu sürecin hukuksal koşulları uygun olan muhatapları vesayetsiz demokratik siyaseti benimseyerek daha etkin olabilirler. Türkiye toplumunun tamamına dönük ve Türkiye halkının tüm kesimlerinin içinde yer aldığı demokrasiyi geliştirme, sosyal politikaları güçlendirme ve ülkesel tüm konularda yürütülen demokratik müzakere süreçlerinin meşru aktörleri olarak çok daha fazla katkı yapabilirler. O noktadan sonra artık demokrasinin gelişme dinamikleri belirleyici olur.

Daha önce de vurgulandığı gibi bu değerlendirmelerden demokrasiyi geliştirme hamleleri geçiş süreci sonrasına erteleniyor gibi abes sonuçlar çıkartılmasın. Geçiş sürecinin kendisi bizatihi demokratik siyaset alanını genişleten ve demokrasiye katkı yapan tarihi bir gelişmedir. Demokrasinin ilerletilmesiyle geçiş süreci iç içedir. Bununla birlikte toplumun tamamının içinde yer alacağı kapsamlı bir demokrasi ve hukuk reformunun bütün şartları sadece geçiş sürecinin tamamlanmasıyla oluşur.

/Kaynak: Birgün/

İlginizi Çekebilir

Özgür Özel’in dokunulmazlığı için yeni fezleke Meclis’te
TÜİK verileri: Her 10 kişiden 3’ü işsiz

Öne Çıkanlar