Şu ilginç gelebilir: Reel anlamda demokratik modernitenin üzerini kazırsanız, kapitalist modernitenin versiyonlarıyla karşılaşırsınız. Demokratik sosyalist anlayışı kazıdığınızda da yarı burjuva, yarı feodal ulusçu anlayış ve eğilimlerle karşılaşırsınız. Tüm bunlar normatif etkiler sonucudur ve değişim önünde korkunç bir iç direnç oluşturur. “Görünen köy kılavuz istemez” dense de görünür olan her şeyi açıklamaz.
————–
Gerekçe: Her durumda eleştirel bir “yapı-birey” analizine ihtiyaç vardır. İlericiler ve ilerlemek isteyenler için bu heyecan verici olduğu kadar zorunludur da. Politik kuralların ve kararların toplumsal amaçtan kopup birer fetiş haline gelme eğilimi gösterdiği şartlarda çok daha yakıcıdır. Normatif etkiler yaşayan bireyin iç dünyası ile dışsal tutumu arasındaki çelişkinin görünür kılınarak aşılması açısından da sağaltıcı rol oynar.
Durum: Politik örgüler genellikle baskın karakterli ve otoriterdir. Mutlak itaat isterler. Bu durumda birey;
BİR: “Birey” olmayı başarmadığı için,
İKİ: Dışlanmamak için iradesini “otorite”ye yani tabi olduğu partiye, kuruma, “yapı”ya bırakır.
“İrade”den anlaşılan şey ise bir “iç kararlaşma” ya da bireyin kendinde yarattığı özgürlük düzeyi değildir. “Politik merkezler” ve bu merkezlerin birey üzerindeki mutlak hakimiyetidir. İçsel değil, dışsal bir olgudur. Birey ancak bu “merkez” ya da “merkezler” e tabi olarak, “irade teslim ederek” kabul görür.
Ancak bu denklem yapı içinde genellikle psikopatik ve “normatif etki” yaratır ve yabancılaşma aralığını attırır. Kural koymak, kurallara uymak ya da disiplini sağlamak elbette gereklidir. Ancak kurumsal ve kuralsal fetişizm; tüm bunları düşüncenin işaret ettiği toplumsal amaçtan “daha önemli” hale getirir.
Normatif kural: Dışlanmamak için tutum değiştir!
Böylece “İnsan, dışlanmamak ve kabul görmek için grup normlarına uyar. Bu durumda, bireyler kendi inançlarını değiştirmeden, sosyal baskılara uyarak tutumlarını değiştirir.” Kendi gövdesi üzerinde bir başka baş taşır. Tersi de doğrudur. Kendi olma, kendini tamamlama şansını kaybeder. Hep gizlenir, gerçek görüş ve düşüncelerini söylemez; gruba, politik örgülere uyar gibi görünür. “Uyumlu ve ikna olmuş” gibi gösterir. Birey, “talep” üzerine tutumunu değiştirse de iç dünyasında öznel inanç ve düşüncelerini ısrarla korur.
Yerkürede sosyal tabanla uyumlanmış, normatif etki yaratmayan tek güç ya da politik yapı aslında yok gibidir. Toplumlar ve “toplumcu öncüler”, iktidar ve şiddet sarmalından kurtulmadıkça durum değişecek gibi değildir. İktidar arayışının yarattığı denetim ve kontrol arzusu ve bunun oluşturduğu negatif alan, politik yapılar kadar bireyi aşındırmaya devam eder. Siyasal örgülerin demokratik içerik kazanarak, “dönüşüm dinamiği” haline gelemeyişinin bir diğer nedeni de konaklandıkları negatif alanda “normatif etkiler” üretmekte oluşlarıdır.
Demokratik modernitenin altındaki gerçek!
İyi gözlem yapanlar şunu fark eder: Böyle bir zeminde birey, dışlanma kaygısıyla “Grup normları”na uyar ancak kendi inanç ve düşüncelerini değiştirmeden kalır. Sosyal baskılara ya da grup baskısına uyarak tutum değiştirir; tribal görüntüler verir ancak, genel ideolojik doğrultudan paradigmadan kaçar. “Parça-bütün ilişkisi”nde, “bütün”den yana görünür ancak kategorize olmuştur; kendi içinde ayrışıktır, bütünü değil “parça”yı yaşar.
Şu ilginç gelebilir: Reel anlamda demokratik modernitenin üzerini kazırsanız, kapitalist modernitenin versiyonlarıyla karşılaşırsınız. Demokratik sosyalist anlayışı kazıdığınızda da yarı burjuva, yarı feodal ulusçu anlayış ve eğilimlerle karşılaşırsınız. Tüm bunlar normatif etkiler sonucudur ve değişim önünde korkunç bir iç direnç oluşturur. “Görünen köy kılavuz istemez” dense de görünür olan her şeyi açıklamaz.
“Geri dönüş”çü direnç
Normatif etkiler yaşayan birey ile etkiyi yaratan yapılar arasında ortak bir yan da vardır: Geri ve geleneksel olana “geri dönüş!” Normatif şartlarda her ikisi de “geri dönüş”ün yani “çözülme”nin potansiyelini taşır. Politik örgüler, otoriter ve baskın olma halleriyle “geri dönüş”ün şartlarını hazırlarken birey, normatif etkilerin yarattığı yarılmalarla benzer bir sonucu tetikler.
Gerçek tehlike ve tehdit: Geri dönüş…
Sosyal yapılar için gerçek tehlike ve tehdit darbelenmek, güç kaybetmek değildir. Normatif etkilerle politik, sosyal ve ruhsal bağlamda geri dönüş’ün öznel ve nesnel koşullarını yaratıyor olmaktır. Bu durum dış etkilerle (savaş, şiddet, saldırı, baskı) oluşan durumdan çok daha yıkıcı sonuçlar yaratır. Sol sosyalist/demokratik güçlerin çoğuldan-tekile doğru yol alıyor oluşlarını bu açıdan da görmek gerekir.
Paradigmalar değişirken; şiddetten-şiddetsizliğe, dikey yapılardan- yatay olana, merkeziyetçilikten-ademi olana geçiş yaparken dikkate alınması ve üzerinde kafa yorulması gereken sorunlardan bir ve hatta en önemlisidir bu: Normatif etkiler yaratan anlayış ve tarzlardan vazgeçmek…










