Teklif yasalaşırsa gerçek ve tüzel kişiler, yurtiçi veya yurtdışında bulunan kayıt dışı varlıklarını 31 Temmuz 2027’ye kadar beyan ederek sisteme sokabilecek. Düzenleme kapsamına para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları giriyor. Şartların sağlanması halinde bildirilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmayacak.
Bildirilen varlıklar için uygulanacak vergi oranı sabit olmayacak. Teklife göre oran, bildirilen varlığın vadeli hesaplar, devlet iç borçlanma senetleri veya kira sertifikaları gibi belirli finansal araçlarda ne kadar süre tutulacağının taahhüt edilmesine bağlı olarak yüzde 0 ile yüzde 5 arasında değişecek.
Bu yapı, kayıt dışı servetin yalnızca sisteme alınmasını değil, aynı zamanda belirli finansal araçlara yönlendirilmesini de teşvik ediyor. 2027 yılında belirli tarihlerden sonra yapılacak bildirimlerde ise vergi oranları yarım ila bir puan artırımlı uygulanacak.
Türkiye’de 2008’den bu yana giderek daha sık başvurulan varlık barışı uygulamalarına böylece bir yenisi daha eklenmiş olacak. Ancak uzmanlara göre ise asıl soru, bu düzenlemenin içeriğinden çok neden tekrar tekrar gündeme geldiği.
Geçici döviz ihtiyacına çözüm aracı mı?
Hükümet, varlık barışlarını “kayıt dışı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması” olarak tanımlıyor. Teklifin gerekçesinde de amaç, kayıt dışı varlıkların sisteme sokulması ve döviz girişinin artırılması olarak ifade ediliyor.
Ancak uzmanlara göre uygulama, esasen Türkiye’nin kronikleşen döviz ihtiyacına kısa vadeli kaynak yaratma aracı olarak kullanılıyor.
Vergi uzmanı Emre Şirin, DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede “Para bitti, kaynak yok. Para bulmak için her çareye başvuruyorlar” diyor. Şirin’e göre hükümet yalnızca varlık barışıyla değil, aynı pakette yer alan vergi muafiyetleri ve teşviklerle de benzer bir amaç güdüyor. “Tüm tuşlara aynı anda basıyorlar” diyen Şirin, “Yabancı şirketlere kurumlar vergisi muafiyeti, varlık barışı vs hepsi gemi karaya oturmasın diye son çırpınışlar” değerlendirmesinde bulunuyor.
Neden sürekli varlık barışı çıkıyor?
Türkiye’de başlangıçta istisnai bir araç olarak sunulan varlık barışlarının sekizinci kez gündeme gelmesi, uygulamanın artık olağanüstü değil, düzenli kullanılan bir finansman aracına dönüştüğü yorumlarına yol açıyor.
Ekonomistlere göre bunun arkasında yüksek dış finansman ihtiyacı, zayıf doğrudan yatırım akışı ve yapısal reformlar yerine hızlı likidite yaratacak araçların tercih edilmesi bulunuyor.
Şirin, tabloyu “Doğrudan yatırım gelmiyor. İçerideki yatırımcı ya batıyor ya kaçıyor. Sıcak para bile gelmiyor” sözleriyle özetliyor. Şirin’e göre bu nedenle ekonomi yönetimi alternatif kaynak giriş kanallarına yöneliyor.
“Risk şu: Bu neyin parası?”
Varlık barışlarının en çok eleştirilen yönü, beyan edilen servetin kaynağına ilişkin sınırlı denetim mekanizması.
Bu noktadaki temel sorunun kaynağı belirsiz varlıkların sisteme alınması olduğunu ifade eden Şirin, “Ama risk şu: Bu neyin parası?” diyor.
Teklifte, şartlara uyulması halinde bildirilen varlıklar için vergi incelemesi yapılmaması öngörülüyor. Bu da kaynağı açıklanmayan servetin belirli bir vergi ödenerek veya bazı şartlarda hiç vergi ödenmeden sisteme dahil edilebilmesi anlamına geliyor.
Hükümet ise yeni düzenlemenin Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD) bağlı Mali Eylem Görev Gücü (FATF) standartlarına uyumlu olduğunu savunuyor.
Denetim açığı eleştirisi
Yeni varlık barışı düzenlemesi, Türkiye’nin kayıt dışı sermayeye yaklaşımına ilişkin daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Eleştirilerin merkezinde, devletin bir yandan kaynağı sorgulanmadan varlık girişini teşvik ederken diğer yandan vergi kaçışını sınırlamak için elindeki bazı araçları etkin biçimde kullanmaması yer alıyor.
Bunun en çok tartışılan örneklerinden biri vergi cennetlerine ilişkin düzenlemeler. Türkiye’de vergi cenneti olarak kabul edilen ülkelere yapılan transferlere yönelik özel vergilendirme hükmü bulunmasına rağmen bu mekanizmanın işletilebilmesi için gerekli liste yıllardır açıklanmadığı için düzenleme fiilen uygulanamıyor.
Bu tablo, devletin kayıt dışı veya yurtdışındaki serveti içeri çekmek için kolaylaştırıcı düzenlemeler yaparken sermayenin offshore merkezlere yönelmesini sınırlayacak mekanizmaları aynı etkinlikle işletmediği eleştirilerine yol açıyor.
Gri liste riski yeniden doğar mı?
Türkiye, kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadeledeki eksiklikler nedeniyle FATF tarafından gri listeye alınmış, 28 Haziran 2024’te listeden çıkarılmıştı.
Şirin, yeni varlık barışının ilerleyen dönemde yeniden gri liste riskini gündeme getirebileceğini belirterek “Burada yeniden gri liste riski de daha sonraki dönemlerde risk olarak karşımıza çıkabilir” diyor.
Şirin, buna rağmen düzenlemenin gündeme getirilmesini ‘Çünkü kaynak yok’ sözleriyle açıklıyor.
Geçmiş uygulamaların etkisi ne oldu?
Hükümet yeni düzenlemeyi savunurken geçmiş varlık barışlarını referans gösteriyor. Maliye ve Hazine Bakanı Mehmet Şimşek, 2013 uygulamasında yaklaşık 50 milyar dolarlık varlığın sisteme girdiğini söylüyor.
İlk varlık barışı 2008 yılında yürürlüğe girdi. Bu düzenlemede yurtdışından getirilen varlıklar yüzde 2 vergiye tabi tutuldu. Resmi verilere göre yurtiçinden 20,4 milyar lira, yurtdışından ise 27,8 milyar lira olmak üzere toplam 48,2 milyar lira varlık beyan edildi. Bu tutar üzerinden 1,6 milyar lira vergi tahakkuk etti, 1 milyar 69 milyon lira vergi tahsil edildi.
İkinci büyük düzenleme 2013 yılında yine Mehmet Şimşek’in Maliye Bakanlığı döneminde yapıldı. Bu uygulamada da vergi oranı yüzde 2 olarak belirlendi.
2016 yılında çıkarılan düzenleme ise farklı bir model benimsedi. 6736 sayılı Kanun kapsamında yurtdışındaki varlıkların Türkiye’ye getirilmesine imkân tanındı ancak herhangi bir vergi alınmadı. Bu nedenle teknik olarak bazı uzmanlar tarafından klasik anlamda “varlık barışı” değil, sıfır vergili bir varlık transfer düzenlemesi olarak değerlendirildi. Bu modelde Maliye’ye kayıt bildirimi zorunluluğu da bulunmuyordu; varlıklar doğrudan bankalara yatırılabiliyordu.
2018, 2019, 2020 ve 2022 yıllarında da yeni düzenlemeler çıkarıldı. Böylece varlık barışları birkaç yılda bir başvurulan istisnai araç olmaktan çıkarak, ekonomik sıkışma dönemlerinde tekrar eden bir politika haline geldi.
Ancak geçmiş uygulamaların kalıcı etkisine ilişkin kamuoyuna açıklanmış kapsamlı bir etki analizi bulunmuyor. Uzmanlara göre sisteme giren kaynağın ne kadarının Türkiye’de kaldığı, ne kadarının üretim veya yatırıma yöneldiği, ne kadarının yeniden yurtdışına çıktığına dair detaylı veri bulunmuyor.
Yeni teklifte de beklenen kaynak girişine ilişkin bir etki analizi bulunmuyor.
Vergi adaleti ve yeni teşvikler
Tekrar eden varlık barışları, vergi adaleti açısından da eleştiriliyor. Düzenli vergi ödeyen mükellefler yüksek vergi yükü altında kalırken kayıt dışı servet tutanların düşük oranlarla sisteme dahil edilmesi eşitsizlik tartışmasını beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre sık aralıklarla çıkarılan varlık barışları, kayıt dışı sermayeye “ileride yeniden benzer bir düzenleme gelebilir” mesajı vererek vergi uyumunu zayıflatıyor.
Torba teklif yalnızca varlık barışını değil, Türkiye’ye yeni yerleşen ve son üç yılda Türkiye’de vergi mükellefiyeti bulunmayan kişilere yönelik geniş vergi istisnaları da içeriyor. Teklife göre bu kişilerin yurtdışından elde ettikleri kazanç ve iratlar 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulacak. Teklifin gerekçesinde bunun Türkiye’ye döviz girişini artırma ve yabancı sermaye ile varlıklı kişileri ülkeye çekme amacı taşıdığı belirtiliyor.
Bu düzenleme, özellikle Avrupa’da yaşayan ve Türkiye’ye yerleşmeyi düşünen Türkiyeliler açısından yeni bir vergi avantajı yaratıyor. Almanya’da yaşayan Türkler gibi yurtdışında gelir veya servet sahibi kişilerin Türkiye’ye taşınmaları halinde, belirli şartların sağlanması durumunda bu gelirler için uzun süreli vergi istisnası uygulanabilecek.
Bu başlık, varlık barışıyla birlikte değerlendirildiğinde paketin genel yönünü ortaya koyuyor:
Türkiye yalnızca kayıt dışı varlıkları sisteme çekmeye değil, yurtdışında geliri veya serveti bulunan kişiler için daha düşük vergili bir merkez olmaya çalışıyor.
Bir istisna değil, ekonomik modelin parçası
Varlık barışlarının sekizinci kez gündeme gelmesi, uzmanlara göre bunun artık tek seferlik kriz önlemi değil, ekonomik yönetimin düzenli başvurduğu araçlardan biri haline geldiğini gösteriyor.
Bu nedenle yeni varlık barışı tartışması yalnızca “ne kadar para gelir?” sorusuyla sınırlı değil.
Asıl soru daha yapısal: Türkiye neden her birkaç yılda bir kayıt dışı varlıklarla yeniden barışmak zorunda kalıyor?













