:
Bizden 546 yıl önce Gedik Ahmet Paşanın geldiği İtalya’nın güneydoğu ucuna gittik. Amacımız işgal ya da kafa kesme değildi. Yedik-içtik, gezdik-eğlendik. Ohhh!
Hocam iyi günler…Yüzünüze kan gelmiş sanki. Pek sağlıklı görünüyorsunuz. Memnun mesut gülümsüyorsunuz üstelik. İyi bir haber mi aldınız? Mutlu bir olay mı yaşadınız?
Bakınca belli oluyor mu? İtalya’nın güneydoğu ucunda, Çizmenin topuğunda, mektepten 50-60 yıllık arkadaşlarımla bir hafta süren çok eğlenceli bir tatil yaptık. Çok iyi geldi bana. Hem sağlık açısından hem de kafa açısından. Rutinden çıkıp Erdoğan, Bahçeli, Öcalan, Özel gibi can sıkıcı konularla haşır neşir olmaktansa olağanüstü güzel bir doğada bir yandan gençliğimize döndük, bir yandan da nefis yemekler yiyip şaraplar yudumladık.
Alborebello
Hocam yediğiniz içtiğiniz sizin olsun, gördüklerinizi anlatın.
Haritada çizdiğim bölgeyi gezdik. Her gün bir başka kentte kaldık. Aslında çok şey var anlatacak. Tarihi turistik mekanları gezdik. 25 Nisan İtalya’nin faşizmden kurtuluş günü. Tesadüfen biz de o gün Lecce yakınlarındaki Maglie’deydik. Aldo Moro’nun doğduğu köy. Lecce takımının renkleri de sarı-kırmızıymış. Kendimizi bir an Ali Sami Yen’de sandık. Bir de 13. yüzyılda 2.Fridrich’in döneminde inşa edilmiş Castel Del Monte’yi gezdik. Sekizgen mimarinin şaheseri.
Haritada iki isim dikkatimi çekti. Biri Gallipoli yani Gelibolu diğeri de Otranto. Osmanlı dönemine ilişkin izlere rastladınız mı bu bölgede ?
İyi oldu hatırlattığın. Otranto’da 4 kişilik bir motosiklete bindik, kaleyi ve meşhur kiliseyi gezdik. Bu kent Fatih döneminde Gedik Ahmet Paşa’nın komutasında Osmanlı işgaline uğramış (1480). Kilisede Otranto şehitleri olarak onlarca belki yüzlerce iskelet ve kafatası segileniyor vitrinlerde. Osmanlı kesip biçmiş buranın ahalisini. Motosikleti kullanan ve bize rehberlik yapan delikanlı nereli olduğumuzu sordu :
– Istanbul, Türkiye, dedik.
Başparmağını boğazından geçirerek kafa kesme işareti yaptı. Hafiften gülümsüyordu.
Cevaben :
– Türkler Otranto’ya geri döndü !
dedik hafif ciddi bir tonda. Sanki tehlikenin farkına varmamış gibiydi. İyice üzerine gittik rehberin:
– Bu senin son turun olduğunu biliyorsun değil mi ?
Sonrası gırgır şamata tabii. Biraz Hristiyanlık biraz Oryantalizm, sıradan Batılının kafasındaki Türk imajını değiştirmek kolay değil. 1480’den bu yana olan bitenler de bu imajın değişmesine pek katkı sağlamadı zaten.
Otranto konusunda Maria Corti’nin, Ecel Saati başlıklı bir kitabını okumuştum.Şemsa Gezgin/Marta Bertolini çevirisi. Okumuş muydunuz ?
Hayır okumadım. Ama Yavuz da (Baydar) bu kitabı önerdi. Bir gelene sipariş edeyim de gelsin okuyayım. ‘’Otranto Şatosu’’ bir de ‘’Otranto 1480’’ başlıklı iki kitap gördüm. Ben yabancı bir diyara gittiğimde dönüşte mutlaka o bölgeye ilişkin kitap okurum. Zaten bu sefer de Fredrich II, Lecce, Castel Del Monte ve bizim Harran’a benzeyen Matera konusunu işleyen 4 kitap aldım. Okurken oralara bir daha gitmiş oluyorum.
Matera
Gallipoli’de ne yaptınız ?
Gelmişken Çanakkale’ye kadar uzanalım dedik ama olmadı tabii. Ayaküstü konuştuğumuz kent halkından biri ile hakiki Gelibolu’nun hangisi olduğunu tartıştık. Onlar İtalya’daki dedi, biz Marmara’daki dedik. Anlaşamadık ama mühim değil. İki Gelibolu’nun da kendine has özellikleri ve güzellikleri var. Tabii buradaki, yani Çizme’deki Gallipoli’de Erdoğan zihniyeti yok. Büyük eksiklik !
Bir merkeze gittik. Elimizin çamuru ile bize hamur yoğurmasını ve makarna yapmasını öğrettiler. Sonra da kendi yaptığımız makarnaları yedik. Üreticiden tüketiciye, aracısız ham hum.
Gallipoli/Italy
Sormamda sakınca yoksa bu mektepli arkadaşlarınızla daha çok hangi konuları konuştunuz ?
Ne sakıncası olacak canım. Grubun beylerinin hepsi emekli. Vakti zamanında üst düzey yöneticilik yapmış, iş-güç sahibi insanlar. Bilgisayar, kimya, nükleer fizik gibi alanlarda çalışmışlar. Eşleri de hep meslek sahibi kadınlar. Grup üyeleri Paris, İstanbul, Ankara ve Selanik’de yaşıyor. Çok güldük çok eğlendik. Çünkü en az 8 en çok 12 yıl aynı okulda okumuşuz. Yemekhane, yatakhane, dersliklerde 24 saat birlikte geçirmişiz, hatta kimi zaman hafta sonlarını bile beraber yaşamışız. Kafa dengi insanlar. O kadar çok ortak noktamız var ki bir de 50-60 yıllık ortak geçmişimiz. Mekteb-i Sultani bir çok açıdan özel bir okul. Bak son olarak bana çok anlamlı bir o kadar da trajik gelen bir olayı aktarayım mi ?
Buyurun…
Bizim çocuklardan biri, bundan yaklaşık 5-10 sene önce, resmi bir kuruma bilgisayar konusunda danışmanlık hizmeti veriyor. Muhattabı da üst düzey bir asker. Bizim çocuk e-devlet’i anlatacak. Raporunu hazırlamış, sunumunu yapmış. Muhattabı çok beğenmiş. Yalnız bir çekincesini söylemiş :
– Mümkünse bu e-devlet kelimesini üniter devlet olarak değiştirelim.
Bizimki şokta. Asker, e-devleti, federe devlet filan gibi bir şey sanıyor herhalde. Üniter devlete halel gelmesin diye değişiklik öneriyor.
Bizim uzman anlatmış da anlatmış ama muhattabı bir türlü ikna olmuyor. İlle de ‘’Üniter devlet diyelim’’ diyor. Sonunda araya başka muhattapları koyup esas muhattabının ısrarının kırmış.
Hayret ben üst düzey askerler bilgi ve anlayış bakımından iyi eğitilmiş sanırdım.
Bu örnek öyle olmadığını gösteriyor. Dogmatizmin böyle komik sonuçları oluyor işte. Bitirelim mi?
Olur hocam.
Bu kadar neşeli, zevkli, güzel bir haftanın sonunda ben Pazar günü 10 saatlik Bari-Igumenitsa vapur yolculuğunda idim. Arslanların Kanarya ile maçı vardı. Takım bizim şahane gezimizi 3 golle taçlandırınca tatilin bütün yorgunluğu uçtu gitti.
(SON/RD)












