Analiz: Almanya’da yalnızlık ‘salgını’ yaşanıyor

DünyaGündem

Son yıllarda insanlarının hayatına giren, insanlar arası ilişkiyi ‘’olumsuz’’ etkileyen iletişim araçların sonuçları tartışılmaya devam ediyor.

Örneğin Almanya’da  “Nasıl arkadaş bulabilirim?”  sosyal medyada en sık sorulan soruların başında geliyor. Yalnızlık, Almanya’da geniş kapsamlı sonuçları olan acil bir sorun haline geldiği belirtiliyor.

Deutsche Welle’den Oliver Pieper yalnızlık ‘’salgını’’na projeksiyon tutmuş:

‘’Üç yıl önce Felix Wunnike, gençlerin ilgisini çektiğini fark etti. İşletme psikolojisi mezunu olan bu genç, TikTok hesabında “arkadaş bulma” konulu videolar paylaştığında, takipçileri hemen tepki vermeye başladı. 

“Videoda sadece ‘Bu videoyu en iyi arkadaşına gönder’ dediğim halde, en çok beğeni alan yorum hep ‘Hiç arkadaşım yok’ gibi bir şeydi,” diyor Wunnike DW’ye:

 “Genç takipçilerimin çoğunun gerçekten yalnız hissettiğini ve hiç arkadaşlarının olmadığını söylediğini fark ettim. Bu beni çok şaşırttı.”

Yalnızlık yetişkinlerin iş bulmasını ve işini sürdürmesini zorlaştırırken, gençler için okul notlarını etkileyebilir. 

Wunike, “Arkadaş Bulmak Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey” başlıklı bir kişisel gelişim kitabı yazdı.

Wunike, bu eğilimin iki nedenini şöyle sıralıyor: COVID-19 salgını ve sosyal medya.

“Tüm olumlu yönlerine rağmen, insanları sosyal medya kullanımının olumsuz yönleri ve tehlikeleri konusunda uyarmanın önemli olduğunu düşünüyorum ; yani gerçek hayatı unutuyoruz. Arkadaşlarımızın Instagram hikayelerine baktığımızda, gerçek hayatta arkadaşlık kurmanın önemini göz ardı ediyoruz.”

Yalnızlık otoriter düşünceye yol açabilir

Dünya Sağlık Örgütü’nün yakın tarihli bir araştırmasına göre, dünya çapında her altı kişiden biri kendini yalnız hissediyor. Ergenler arasında ise bu oran beşte bir. Ülkenin önde gelen kamu sağlık sigorta şirketlerinden birinin geçen yılın sonlarında yaptığı bir ankete göre, yalnızlık Almanya’da giderek daha ciddi bir sorun haline geliyor.

Claudia Neu’ya göre, yalnızlık çeken gençler  otoriter düşünceye daha yatkın. Sosyolog Neu, yalnızlığın gençleri siyasi aşırılıkçılığa sürüklediğinde neler olduğunu inceledi. Almanya’daki gençler arasında yalnızlık ile anti-demokratik tutumlar arasındaki bağlantıyı inceleyen bir araştırmaya öncülük etti ve oldukça cesaret kırıcı bir sonuca ulaştı.

Neu, “16-23 yaş arası gençler komplo teorilerine özellikle duyarlı ve siyasi şiddete başvurma eğilimindeler,” diyor: 

“İstatistiksel bir korelasyon bulunmuş olsa da, bunun mutlaka nedensellik anlamına gelmediğini belirtmek önemlidir. Her yalnız kişi aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif’e oy vermiyor , her AfD seçmeninin de yalnızlık seviyesi yüksek değil.”

Neu, bu konu üzerine “Yalnızlık ve Kızgınlık” başlıklı bir kitap yazdı. Tezi, insanların topluma bağlılıklarını yitirmeleri ve daha da kötüsü buna kızgınlıkla tepki vermeleri durumunda demokrasi için gerçek bir potansiyel tehdit oluştuğudur. Neu, yalnız insanların aslında mağdur olduklarını ve yalnız olmayanlara göre çok daha sık ayrımcılığa maruz kaldıklarını savunuyor.

“Kendilerini sürekli reddedilmiş hissediyorlar. Sosyal bir buluşmada yine kimseyle bağlantı kuramayıp eve yalnız döndüklerinde hayal kırıklığına uğruyorlar. Bu tür bir reddedilme, kızgınlığa yol açabilir. Bunu haksızlık olarak görüyorlar ve bir türlü unutamıyorlar, başkalarını suçluyorlar ve sonunda öfkelenip küskünleşiyorlar.”

Kırsal kesimde ‘yalnızlık riski daha yüksek’

Neu, Eylül 2016’dan bu yana Göttingen ve Kassel üniversitelerinde Kırsal Alanlar Sosyolojisi bölümünün başkanlığını yürütüyor. Uzak bölgelerde yaşamanın, insanların etkileşim ve iletişime bağımlı olması nedeniyle yalnızlık hissetme olasılığını artırdığını söyledi.

Neu, DW’ye verdiği demeçte, “İnsanlarla tanışma fırsatlarının eksikliği, yalnızlık riskini önemli ölçüde artırıyor,” dedi. 

Bunun da algıları değiştirdiğini belirten Neu, kronik olarak yalnız insanların mekanları farklı algıladığını keşfettiğini de sözlerine ekledi.

“Çevrelerini daha karanlık ve güvensiz görüyorlar, hem kamusal hem de özel alanlarda kendilerini daha az rahat hissediyorlar. Ayrıca, toplumlarının birlikte iyi çalışabileceğine inanma olasılıkları da düşüyor.” 

Tek kişilik hanelerde artış

Sağlık sigortası şirketi Techniker Krankenkasse tarafından yapılan bir anket, Almanya’daki insanların yaklaşık %60’ının özel hayatlarında yalnızlık yaşadığını ortaya koydu. Federal İstatistik Ofisi’ne göre, Almanya’da 17 milyon kişi yalnız yaşıyor; bu da her beş kişiden biri demek. Bu, son yirmi yılda %22’lik bir artışı temsil ediyor.

Neu’ya göre, toplumdaki artan bireyselleşmenin hem olumlu hem de olumsuz yönleri var:

“Bir yandan, insanların daha fazla seçim özgürlüğü var. Mutsuz bir birlikteliği sonlandırmak çok daha kolay hale geldi. Öte yandan, yalnız kalmak aynı zamanda izole olma riskini de beraberinde getiriyor. Yine de, yalnız yaşamakla yalnızlık arasında doğrudan bir bağlantı kurmak konusunda ihtiyatlı davranırım,” diye uyarıyor.

Yalnızlık yaşla birlikte artar mı? 

Çoğu araştırma, yaşlıların gençlere göre yalnızlık hissetme olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Eşleri ve arkadaşları vefat ediyor ve aileleri yakınlarda yaşamıyor olabilir.

Ancak Alman Gerontoloji Merkezi tarafından yapılan yeni bir araştırma daha ayrıntılı bir tablo çiziyor. Araştırmaya göre, 43-65 yaş arası kişiler, yaşlılara göre kendilerini daha yalnız hissediyor.

“Hayatın İkinci Yarısında Yalnızlık” başlıklı bir anketin ortak yazarlarından Stefan Stuth, DW’ye yaptığı açıklamada, işsizliğin büyük bir sorun olduğunu söyledi. Orta yaşta işini kaybedenler utanç ve damgalanma hissediyor. Anlamlı bir meslek olarak gördükleri şeyi kaybetmenin, onları kendi kendilerine dayattıkları bir izolasyona sürükleyebileceğini söyledi.

Yaşlılar ise bu sorunu yaşamıyor. Stuth, “Emeklilik yaşına ulaşmak, artık çalışmak zorunda olmadığınız anlamına geliyor. Zihinsel acıya yol açan işsizlik damgası artık yok,” diye açıklıyor. Ancak, yalnızlık üzerinde en büyük etkiye sahip faktörün zenginlik veya yoksulluk olduğunu da ekliyor.

“Hane halkı geliri ne kadar düşükse, yalnızlık seviyesi de o kadar yüksek oluyor,” diyor ve ekliyor: 

“Düşük gelirli ve sınırlı maddi kaynaklara sahip olanlar, topluma katılma fırsatına daha az sahip oluyor. Bu da izolasyona yol açıyor ve psikolojik refahı olumsuz etkiliyor.”

/Deutsche Welle/

İlginizi Çekebilir

İsrail’den Gazze’ye yardım koridoru
Sudan’da isyancılar kendi hükümetlerini kurdu

Öne Çıkanlar