Kürt halkının yaşadığı tarihsel kırılmalar, yalnızca siyaset sahnesinde değil; kültürden sanata, müzikten bireysel yaşam hikâyelerine kadar her alanda derin izler bırakmıştır. Sürgün, zorunlu göç ve kimlik mücadelesi, bir neslin kaderini belirleyen temel deneyimlerden biri olmuştur.
Bu nedenle bugün Avrupa’da yaşayan her Kürt sanatçının ve gencin hikâyesi, aynı zamanda bir toplumsal hafızanın da yansımasıdır.
Baki Karadeniz/ Amsterdam
Roleda/Yunus Bilir’in hikâyesi de bu kolektif belleğin parçalarından biridir. İstanbul’da doğan, fakat erken yaşta sürgün, kimlik ve aidiyet arayışıyla yüzleşmek zorunda kalan Bilir, Kürt kimliğinin inkârına ve birey-toplum ekseninde varolma çabasını müzik ve sanat yoluyla direnç geliştiren genç kuşaklardan biri olarak öne çıkıyor.
Onun yaşamında müzik, sadece bir sanat disiplini değil, aynı zamanda kimlik mücadelesinin ve politik varoluşun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu röportaj, Bilir’in kişisel hikâyesini olduğu kadar, sürgünde yaşayan bir Kürt gencinin sanat ve siyasetle kurduğu ısrarlı bağı da görünür kılıyor. Onun anlatıları, yalnızca bireysel bir biyografi değil; aynı zamanda Kürt toplumunun çok yönlü direniş hattına da ışık tutuyor.
Sanatın ve siyasetin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini kanıtlayan bu deneyim, Kürt mücadelesinin kültürel damarlarından birini de gün yüzüne çıkarıyor.
Bize özgeçmişinizden biraz bahseder misiniz?
Adım Roleda/ Yunus Bilir. 1998 yılında İstanbul’da dünyaya geldim. Ailem, ekonomik sebeplerden ötürü Batman’dan İstanbul’a göç etmişti. İçinde büyüdüğüm hane ve etnik kültürün, Kürtçe dilinin okullarda pek bir yeri yoktu. Öğrencilik hayatım boyunca karşılaştığım resmi düzen ve “uygun” birey olma dayatması beni bir kimlik ve benlik arayışına itti.
Bu ısrarcı arayışım, zaman zaman okuduğum okullarda öğretmenlerimin ve sınıf arkadaşlarımın sözüm ona tanınmış bir kimliği şiddetle dayatmasına sebep oldu. 12 yaşıma geldiğimde ailem yeniden Kürdistan’a dönme kararı aldı. Ailem için bir dönüş olan bu süreç, benim için aslında bir başlangıçtı.
Ülkede sanat ve siyasetle ilginiz ne düzeydeydi?
Geçtiğimiz günlerde üniversiteden bir hocamla müziğin nasıl güçlü bir silah olabileceğini tartışıyorduk. İrlanda halk şarkılarının toplumun zorbalığa karşı direnişi üzerinde nasıl bir etki yarattığını konuşurken Kürtçe müzik formlarını anımsadım. Kürdistan’a gidişimle birlikte bu müzik dokularına daha derinden ulaştım. Her sokak başında yanan ateşin içinde kendimi buldum.
Kürdistan’daki okullar, İstanbul’dakilerden sistematik olarak pek de farklı değildi. Sürekli tekçi bir bilinç yaratmaya ve benzeştirmeye yönelikti. Fakat İstanbul’a kıyasla Kürdistan’da örgütlenme bilinci yaratmayı daha kolay ve daha önemli buluyordum. Bu süreçte sanatsal aktiviteler düzenlemek amacıyla okul yönetimine dahil oldum. Görev sürem boyunca aşılanan ulusalcı anlayışın karşısında örgütlenerek öğrencilere komiteler kurup, tartışmalar yürüttüm. Çalışmalar sırasında okul idaresi tarafından yakalandım, bir süre okuldan uzaklaştırıldım. Daha sonra da örgütlenme gerekçesiyle 2016-2018 yılları arasında tutuklanarak cezaevinde esir tutuldum.
Müziğe nasıl başladınız?
Dedem 60’lı ve 70’li yıllarda tüm Kürdistan’ı gezerek düğünlerde, köy ve kasabalarda kasideler okumuş. Babam bana sürekli onun hikâyelerini anlatırdı. Sanırım benden önce babam dedemden etkilenmiş olmalı ki genç yaşlarda müzik kayıtları yapmak için İstanbul’a gitmiş. Ancak İstanbul’daki müzik piyasasının tutarsızlığını görünce yeniden Kürdistan’a dönmüş. Babam müzisyen olamadı fakat annemle birlikte evimizin sanatçısı olup bizi düetlerle büyüttü. Özetle müziğe tek bir başlangıç noktası bulamıyorum. Benden önce başlayanlardan aldığım bayrağı taşıyor gibi hissediyoru
m.
Müziğinizde asıl motivasyonunuz nelerdir?
Yaşamda bağlayıcı, bütünsel nitelikte bulduğum özgürlük, aşk, doğa, sanat gibi soyut kavramlarla güçlü bir ilişkilenmem var. Bu kavramlar üzerine okumalar ve tartışmalar yapıyorum; ancak yaşamda yeterince somutlaşmadıklarını düşünüyorum. Bunu bir motivasyon kaynağı olarak görüyor, kendimi ilgili ve sorumlu hissediyorum.
Öncelikle kendi varoluşumda gerçekleştirmeye çalıştığım bu eylem biçimi yoğun duygular yaratıyor. Bunlar elbette fantezilerle de sıkça ilişkilidir. Bilime ve yaşamın hakikat perdesini aralamaya olan merakım, sorgulamalarım müzikte somut bir beden buluyor. Yaşamı özüyle deneyimlemeyi, üzerine bir düşünce pratiği koymayı ve sahici performans formlarıyla sahneye taşımayı seviyorum.
Müziğinizde kendi tarzınıza önem veriyorsunuz. Geleneksel Kürt müziğinin tarzınızı oluşturmada nasıl bir katkısı var?
Geleneksel Kürt müziğinin sanat tarihiyle önemli bir bağı olduğunu düşünüyorum. Bu özel ve benzersiz müziğin formu ve nitel taşıyıcılığı, yorumlamaya ve anlamlandırmaya alan açıyor. Henüz bir tarz yarattığımı iddia edemem; ancak Kürt geleneksel müziğinin otantik gerçekliği öncelikle bana aidiyet hissettiriyor, bununla beraber sınırların ötesine geçme cesareti veriyor. Şu anda Hollanda’da Müzik Tiyatro bölümünde eğitim alıyorum. Burada klasik müzik ve caz müzik gibi standartları oluşturulmuş türler üzerine dersler alıyorum. Elbette yöntem bilmek iletişim kurabilmede yardımcı oluyor; fakat yaratıcı olabilmenin kaynağı daha duygusal ve içgüdüsel bir pratikle gerçekleşiyor.
Sanat ve siyasetle ilişkiniz neler söyleyebilirsiniz?
21. yüzyılda yaşayan insanların sanat ve siyaseti ekonomik koşulların ürünü olarak ayırmasının anlamlı olmadığını düşünüyorum. Hayatın her alanı bir siyaset pratiğidir. Politik olmak yalnızca politikacılarla ilgili değildir. Eğer yaşam bir düzen bulacaksa bunu sadece politikacıların eline bırakmak, toplumsallık için büyük bir tahribat olur. Aslında sanatta olduğu gibi herkes yaptığı işin içerisindeki siyasi etkilere bakarsa siyasetle ilgili olmak toplumun her alanı için kaçınılmazdır.
Ülkedeki gelişmeler sanatınıza nasıl bir etki yapıyor?
Uzun yıllardır ülkeme dönemiyorum. Coğrafyamı, kültürümü çok özlüyorum. Bir gün Kürdistan’a dönüp özgür sahnelerde müziğimi ve tiyatromu özgürce yapmak en büyük hayalim. Burada bulunduğum süreç boyunca ülke gündemini yakından takip ettim. Her olumlu gelişmede büyük umutlar taşıyorum. Ülkede sanat yapmak, kolektifler yaratmak gibi bir hayalim var; fakat bunun için şu anda demokratik bir zemin göremiyorum. Birçok sanatçımız konserleri ve performansları baskı altında. Bu şekilde sanatçıları kendi istedikleri çizgiye çekmek istiyorlar. Bunun önü alınmalıdır. Sanatçının sanatını ortaya koyabilmesi için bu baskılara karşı direniş göstermesi gerekir.
Son zamanlarda sıkça duyduğumuz “Hollanda’da öteki olma” duygusuna hiç kapıldınız mı? Sanatsal çalışmalarınıza etkisi oldu mu?
Farklı bir kültürden gelmiş olmanın Hollanda kültürüyle kıyaslamalar doğurduğu için seni renklendirmek, numaralandırmak istiyor. Bu nedenle tanımlamalara ve ajitasyonlara alan vermemek önemli. Sağ siyasetin baskın hale gelmesiyle dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da kargaşalar ortaya çıkıyor, suç oranları artıyor. Bunlarla ilgilenmeyi de önemli buluyorum. Doğal yaşam olanakları burada çok kısıtlı. Gerçek anlamda bir kırsal yaşam neredeyse söz konusu değil. Yaşamın sistematize edilmiş olması içgüdüselliği yok ediyor. Yürünecek yollar çizilmiş, bunun ötesine geçmek mümkün değil. Bu durum beni kişisel olarak etkilediği gibi sanatımı da daha sistematik hale getiriyor. Küçük eylemler ve karşı duruşlarla kendimi bundan korumaya çalışıyorum.
Bu ülkede sanat ve siyaset odaklı bir gelecek sizin için ne ifade ediyor?
Buradayken farklı perspektiflerden görme imkânım oluyor. Örneğin kapitalizm üzerine okumalar yapıyorsun; ancak etkisini ancak burada, içerden bir bakışla gözlemleyebiliyorsun. Dünyanın her yerinden sanatçılar bir araya geliyor. Hollanda’daki ağırlıklı sanat alanlarında çoğunluk baskısı olduğu için sanatçılar burada da baskı hissedebiliyor. Uluslararası ilişkilenmeler hem öğretici oluyor hem de ait hissettiriyor.
Özellikle müzik tiyatro üzerine araştırmalarımı yapabilmek için özgür alana ihtiyaç duyuyorum. Şu an bu koşullar bana oldukça mümkün geliyor. Konsept şarkılar üzerine çalışıyorum. Dans, tiyatro, hikâye anlatıcılığı gibi farklı sanat alanlarını bir araya getiren müzikal işler deniyorum. Şimdilik zamanımın büyük kısmı eğitimle geçtiği için çalışmalarım daha çok fikrî araştırma düzeyinde; fakat yakın zamanda hayata geçirmek istediğim şarkılarım var.











