Bugün Türkçe’de kullanılan ‘Kürt’ kelimesi, İngilizce’de ‘Kurd’, Fransızca’da ‘Kurde’, Almanca’da ‘Kurdisch’, İspanyolca’da ‘Kurdo’, İtalyanca’da ‘Curdo’, Danimarka dilinde ‘Kurderne’, İsveççe’de ‘Kurdisk’, Fince’de ‘Kurdi’, Çekçe’de ‘Kurdštine’, Portekizce’de ‘Curdo’, Slovakça’da ‘Kurdskej’, Latince’de ‘Kurdica’, Romence’de ‘Kurdă’,Kürdçede ‘Kûrd’, Arapça’da ‘el-Ekrad’, Ermenice’de ‘Kurdêd’, Gürcüce’de ‘Kûrdêbî’, Farsçada ‘Kord’ şeklinde yazılmaktadır.
Bu kelime miladi 500’den itibaren Avrupa dillerinde ‘Kert, Kurd, Kurt, Koord, Kourd, Khord, Curd, Cord, Coord, Courd, Chord, Khiord, Cordinos, Coradinus, Curdi, Cordi, Chourdes, Cordos, Curde, Curdus, Curderum, Curdis, Curdia, Curdian, Kürd’ vb şekilleriyle kullanıla gelmiştir. Her dilin harf/ses sistemiyle ve yazarların kavramsal tercihleriyle değişiklik gösteren bu ifade; Kürdçe yazılı metinlerde, Aramî/Arabî alfabesinin latinize şekliyle ‘Kurd/Kürd/Kird/Kerd’ biçimleriyle kullanılmıştır.
İslâm coğrafyasında Arapça, Farsça, Türkçe, Urduca ve Kürdçe ‘Kurdistân (ﻛﺮﺪﺴﺘﺎﻦ) veya “Kürdistan ( کوردستان ) şeklinde yazılan kavram; tespit edebildiğimiz kadarıyla Avrupa’da konuşulup yazılan Latince, İtalyanca, Fransızca, Almanca, İngilizce, İspanyolca, Portekizce dillerinde 1100 itibariyle Kurdistan, Kiurdistan, Ciordistan, Curdistan, Kordistan, Cordistan, Koordistan, Coordistan, Kourdistan, Kurdistanum, Curdistana, Curdostienen, Kürdistan, Kûrdistan, Kurdestan, Curdestan, Courdistan, Khordistan, Chordistan, Cordistano vb. yazım biçimleriyle kullanılmıştır. Aynı zamansal çizgide Orta Doğu coğrafyasında Ermenice, Süryanice ve Gürcü dillerinde de görülen kavram, 1600 itibariyle Rusça’da; 1700 itibariyle de Çin ve Japon lisanlarında mevcudiyetini oluşturmuştur. Günümüzde İran coğrafyasında ise daha çok ‘Kordestân’ şekliyle seslendirilmektedir.
Bu sözcük ne anlama geliyor ve ne zamandan beri kullanılmıştır? Aryanice’den türeyen Îranî dillerde ‘-istan’ eki, kelimelere mekan, yer-yurt anlamını vermektedir. ‘Kürd’ ve ‘-istan’ın birleşerek oluşturduğu anlam ‘Kürdlerin yaşadığı yer, yurd, memleket’tir. Bilindiği gibi İslâm tarihinin erken dönemlerinde (700-1500) İslâm tarihçileri (Arap, Fars, Kürd, Türk, Süryani, Keldani) Kürdlerin yaşadıkları bölgeler için ‘Bilâd’ül-Ekrâd’, ‘Memâlik’ül-Ekrâd’, ‘Manâtik’ül-Ekrâd’ isimlendirmelerini kullanmışlardır.
Her ne kadar ‘Kürdistan’ ifadesi olmasa da buna paralel olarak, ‘Kürdlerin yaşadığı topraklar’ı kast ederek bunu harita üzerinden gösteren ilk kişi İbn Hevqal (ö.988) olmalıdır. Zira 977 yılında hazırladığı “Suretü’l-Arz/Dünyanın Yüzü” kitabındaki ‘el-Cîbal’ haritasında ‘Mesayüfu’l-Ekrad we Meşatîhim/Kürdlerin Yaylak ve Kışlakları’na yer vermiştir. Kaşgarlı Mahmud (1008-1085) da 1072-4 yılları arasında yazdığı “Divanü Lugati’t-Türk” isimli kitabında yer verdiği ‘Dünya Haritası’nda ‘Arzü’l-Ekrâd/Kürdlerin Toprağı’ını göstermiştir. El-Îdrîsî (1099-1165) ise 1154 yılında oluşturduğu ve ‘Tabula Rogeriana’ olarak bilinen “Nüzhatü’l-Müştâk” isimli eserinde Bidlîz/Bitlis bölgesini ‘bilâekrad/Kürd Beldeleri’ olarak göstermiştir.
İslam coğrafyacılarından İbn Hurdâzbih (ö. 300/912-13), İbn Rüste (ö. 300/913’ten sonra), Kudâme b. Ca‘fer (ö. 337/948 [?]), Mes‘ûdî (ö. 345/956), Hemdânî (ö. 360/971’den sonra) ve İbnü’l-Fakîh (ö. III-IV/IX-X. yüzyıl) ile Ahmed b. Yahya el-Belâzürî’nin (ö. 279/892) “Fütûhu’l-büldân”; Ahmed El-Belhî’nin (850-934) “Eşkâl ve Suveru’l-Ekâlim ve’l-Memâlik”; Ya‘kûbî‘nin (ö. 292/905[?]) “Kitâbü’l-Büldân”; İstâhrî’nin (ö. 340/951-52’den sonra) “Kitâbü’l-Mesâlik ve’l-memâlik”; İbn Havkal’ın (IV/X. yüzyıl) “Sûretü’l-arz”; Mukaddesî’nin (ö. 390/1000 civarı) “Ahsenü’t-tekâsîm”; Yâkût el-Hamevî’nin (ö. 626/1229) “Mu‘cemü’l-büldân”; Zekeriya b. Muhammed el-Kazvînî’nin (ö. 682/1283) “Âsârü’l-bilâd ve ahbârü’l-ibâd” isimli eserlerinde Kürdlerin yaşadıkları coğrafyalara dair bilgiler bulunmaktadır. Yâkût Hamevî’nin (ö. 1299) “Mu‘cemü’l-büldan”ında Erzen, Siirt, Hizan, Hânî, Âmid, Hısnkeyfâ, Semanin, Tell Fâfan, Cezîretü İbn Ömer, Zevzan, Nuseybin, Dârâ, Mardin, Dunyesir, Ruha, Musul, Akra, ‘İmadiye, el-Hısniye/Zaho, Dakuka, Sincar, Erbil, Hanıkin, Şehrezûr, Suhreverd, Kırmısin, Sîser, Cebel, Hulvân, Hemedan ve daha birçok köy, kasaba ve belde Kürdlerin yaşadığı yerler olarak gösterilmiştir.
Klasik kaynaklardaki bilgiler bize hem Kürdlerin, hem de ‘öteki’lerin Kürdlerin yaşadığı yerleri ifade etmek için ‘Kürdistan’ tabirini kullandıklarını göstermektedir. 11. asırdan başlayarak 1923 yılına kadar ‘Kürdlerin yaşadıkları yerleri’ işaret eden Doğu ve Batı kaynaklarında kullanılan ve 1450’den başlayarak Avrupa’da yeni versiyonlarla hazırlanan haritalarda da görülen ‘Kürdistan’ın en az üç coğrafî bölge için kullanıldığına şahitlik etmekteyiz: Osmanlı Kürdistan’ı, İran Kürdistan’ı ve İran’ın Xorasan Eyaleti’nin Kürdlerin yaşadığı yerler. Kelimenin, Osmanlı ve İran devletleri tarafından bir eyalet birimi olarak siyasî anlamda da kullanıldığını görmekteyiz. Kürdistan(lar)’ın coğrafi ve siyasi sınırları, bölgede seyahatler yapan şahsiyetlerin gezdiği bölge veya edindiği bilgilere göre olmuştur. 1300’den itibaren; Bitlis, Şarezor, Hemedan, Gilan, Diyarbakır, Erzurum, Dersim/Tunceli, Kerkük, Musul, Ahlat, Harput/Elazığ, Urmiye, Kirmanşah gibi çoğrafî mekanlar için kimi zaman ‘Kürdistan’ın Başkenti’ anlamıyla sözlük ve ansiklopedik eserlerde kullanıldığına şahitlik etmekteyiz.
İslâmî kaynaklarda ilk defa ne zaman, hangi eserde kullanıldığı açıkça belli değildir. Ancak şimdiye kadar tespit edilebilen en eski belge bir şeceredir. Hicrî 400/1009-10 yılında Alevi/Şii Kürdleri tarafından hazırlanmış olan Arapça ‘Şıx Dilo Belincan/Berxêcan’ şeceresinde, Dersim ve Malatya bölgesi için Kürdistan kullanılmış ‘Kürdistan Cemaati’, ‘Kürdistan Aşiretleri’nden söz edilmiştir. Bu şecerenin Sultan Alaeddin Keykubat (1220-1237) zamanında yeniden düzenlenmiş olan versiyonu bugüne kadar ulaşabilmiştir. Abû al-Hasan ‘Alî ibn Ahmed al-Nasawî’nin (1002/3-1075) Tahran Kitâbhâne-i Millî’de (no:492/18) bir mecmua içerisinde yer alan ve İran’daki takvime göre 1354 tarihinde basımı yapılan Farsça “Baznâme” isimli eserinde “Vilâyet-i Kurdistan (ss:165)” geçmektedir. Kurmancî lehçesiyle (Osmanlı Kürdistan’ında) yazan Mela Cizîrî (16.yy) ve Meleyê Bateyî (18.yy); Hewramî lehçesiyle (İran Kürdistan’ında) yazan Xaney Qubadî (1704-1778) ve Rencûrî (1750-1809) ve daha birçok şair, şiirlerinde ‘Kurdistan’ kelimesini kullanmışlardır. Öyle ki Xaney Qubadî, ‘Kürçe’ ile ‘Kürdistan’ın tamam olduğunu belirtmiştir: ‘Bi lafzê Kurdî Kurdistan tamam’.
On ikinci asırda yaşayan Ermeni tarihçi Urfalı Matt‘eos Urhayec‘i (ö. 1138 veya 1144) Ermenice “Zamanakagrut‘iwn” isimli yazma eserinde Diyarbakır (Amid) ve Urfa (Sewerak) arasında bulunan bölge için “K‘rdstanac/Kürdistân” tabirini kullanmıştır. Matt‘eos’un aktarımına göre 1032 tarihli Rumca yazışmada, bugün Diyarbakır’ın ilçesi olan Silvan/Farqîn merkezli Merwani egemenliğinin adı Krtasdan/Kurdistan olarak nitelendirilmiştir. Belirtmek gerekir ki, eserin İngilizce çevirisinde yer bulan sözcük (Kurdastan), Türk Tarih Kurumu tarafından yapılmış olan Türkçe çevirisinde tahrif edildiği için yer bulamamıştır. Aynı şekilde 1300-1500 yıllarını kapsayan birçok Ermenice yazma eserde bu kelimenin izine rastlanılmaktadır. Şimdiki bilgilerimize göre Batı dillerinde ‘Curdistan’ sözcüğünü geçtiği ilk metin Marco Polo (1254-1324) ‘Seyahatnâme’sidir.

Ermeni tarihçi Urfalı Matheos’un 1929 yılında tamamladığı eserinin 1052 yılındaki Merwani Kürd Devleti hükümdarlığının Diyarbakır-Hakkari bölgesi için kullandığı “Kurdistan” ifadesi. 1869 tarihli basımda.

Abû al-Hasan ‘Alî ibn Ahmed al-Nasawî’nin (1002/3-1075) Farsça “Baznâme” isimli eserinde “Vilâyet-i Kurdistan (ss:165)” ifadesinin geçtiği kısım.
Reşîdüddîn Fazlullahı Hemedanî’ye (1247-1318) atfedilen ve 1310 yılında yazımı tamamlanan “Câmiü’t-Tevârih”in birçok yerinde coğrafî veya siyasî anlamlarda Kürdistan geçmektedir. Eserin ‘Oğuznâme’ bölümünde, Oğuz’un Kürdistan yoluyla Diyarbakır ve Şam’a harekat ettiği, Kürdistan Dağları’nda üç yıl kaldığı bilgisi mevcuttur.
Hamdullah Müstevfî (1281-1350) 1329-30’da yazdığı “Târîh-i Güzîde”sinde, hem Hüseyin el-Berzikanî el-Kürdî (ö.959) tarafından 941 yılında Dînawer Sermeç Kalesi merkezli kurulan ve 1015 yılında kadar varlık gösteren ve klasik kaynaklarda ‘Benî Hasanveyh’ olarak bilinen Kürd devletinin üçüncü hükümdarı Bedr Hasanveyh (ö.1014) için ‘Kürdistan Emiri’ sıfatını kullanmak suretiyle ‘Kürdistan’ kavramını siyasal, ki İbn Haldun ‘Tarihi’nde bu devleti ‘el-Ekrad/Kürdlerin Devleti’ olarak tanımlanmıştı, hem de Ahlat-Van bölgesi Kürdlerinden söz ederken de coğrafî anlamda kullanmıştır. Hamdullah Müstevfî (1281-1350) 1340 yılında yazdığı “Nüzhetü’l-Kulub” isimli çalışmasında ise, Kürdistan olarak anmış olduğu bölgenin sınırlarını; Irak-ı Arab, Huzistan, Irak-ı Acem, Azerbaycan ve Diyar-bekr olarak göstermiş, şehirlerini de şu şekilde saymıştır: Alâni, Alişter, Heftilan, Dinaver, Şehr-i Zor, Kirmanşah, Küngür, Maydeşt, Hersîn, Vestan.
İlhanlı Devleti döneminde (1256-1353) Abdullah ibn Kiyâ el-Mazenderânî’nin 1363 yılında Farsça olarak telif ettiği “Risale-i Felekiyy” isimli eserinde ise Kürdistan diye adlandırılan bölge, Ferideddin Şîrazî uhdesine olup Kulgar-ı Büzürk, Kulgar-ı Kuçek, Ahemgeran, Şahr-i Zor, Ekradü’t-Dağ, Ekrad-ı Ahlat, Çamçamal, Helvan, Kasr-ı Şirin, Cakakavân, Derbend, Tak-ı Gerger, Şebdîz ve Hanikin şehirlerini kapsamaktadır.
Timur’un bürokratı olarak da 1390’larda görev yapan Sultaniyeli Johannes’in (Johannes de Sulthanieh, ö. 1412?) Latince ‘Libellus (Brevis) de Notitia Orbis (Dünya Bilgisine İlişkin Kitapçık)’ adlı eserinde Curdistan/Kürdistan’ı şu şekilde tanıtılmıştır: “Medya veya Partya’nın bir kısmı olarak İran’ın güneyinde Kürdistan bulunur. Büyük bir ülkedir. Kendilerine özgü dilleri Farsça’ya çok benzer, bazıları da Ermenice konuşurlar. Bunlardan çoğu Ermeni ve Süryani Hıristiyanlığını benimsemişlerdir. Burada ayrıca bizim Katoliklerimiz ve kardeşlerimiz de bulunmaktadırlar.”.
İtalyan Josephat Barbaro (1413-1494) gezi içerikli eserinde, Akdeniz kıyısında bulunan ‘Silifke’den söz ederken, ‘Kürdistan (Corcheftan, 1543, s:30; İngilizce: 1873, Corthestan, ss:46)’a değinmiştir. Sema Sertkaya’nın İtalyanca’dan Türkçe’ye yaptığı çeviriyi aynen alıntılıyoruz:“Curcho’dan ayrılıp kuzeybatıya doğru on mil uzaklıkta dağın tepesine kurulmuş Silifke şehri bulunuyor. Bu şehrin altından Curcho yakınlarında denize dökülen Brenta büyüklüğünde bir nehir akıyor. Bu tepenin yakınında bizim Verona’daki gibi bir tiyatro var, tek parça büyük sütunlarla çevrelenmiş ve etrafında basamaklar var. (…) Bu şehir Küçük Ermenistan’dadır, kendi dillerinde Kürdistan dedikleri Toros Dağları’na kadar uzanmaktadır. (2016, ss:291)”.
Timur devri tarihçilerinden Tacü’s-Selmânî (ö.1413), ‘Tarihnâme (Çev: İsmail Aka, Ankara, 1999)’ adlı eserinde Mirza Şahruh’un hakimiyet alanını açıklarken ‘Kürdistan’ bölgesini saymış, Mevlânâ Şerefüddin Ali Yezdi de (ö.1454), ‘Zafernâme (Çev:Ahsan Batur, İstanbul, 2013)’sinde Van, Bidlis, Kirmanşah, Mahabad, Loristan bölgeleri için ayrı ayrı Kürdistan ibaresini kullanmıştır. Bir başka Timurlu tarihçi Nizameddin Şami (ö.1412), ‘Zafernâme (Çev: Nacati Lugal, Ankara, 1987)’sinde ‘Emir Timur’un Kürdistan vilayetini Melik İzzeddin’e verdiğini, başka bir pasajında ise Bitlis emiri Hacı Şeref’in ‘Kürdistan Vilayeti’ndeki en dürüst insan olduğunu yazmıştır. Timur’un (ö. 1405) Yıldırım Bayezid’a gönderdiği Şubat 1395 tarihli fermanda da Kürdistan, İran’da yer alan bölgelerden biri olarak zikredilmiştir (Bk. Z.V. Togan, ‘Vostoçno-Evropeyskaya Politika Timura’, Zolotoordınskaya Tsivilizatsiya, Vıp. III/2010, s.219.). Timur Devleti’nin diğer bir tarihçisi olan Muhammed b. Muhammed b. Fahreddin el-Fuşenci’nin (ö.h.853) 838/1434-5 yılında Herat’ta yazdığı “İbretü’n-Nâzırîn (Farsça Tek Yazma: British Museum, OR 7944)” isimli eserinde Timur’un “Kendisi bizzat Kürdistan’a yönelip Şuşter’e kadar hâkimiyeti altına aldığı” belirtilmiştir. Akkoyunlu tarihçilerinden Ebu Bekir Tirhâni (ö.1477), ‘Kitab-ı Diyarbekriyye (Çev: Mustafa Öztürk, Ankara, 2001)’sinde daha çok Bidlis merkez olmak üzere birçok kez Kürdistan bölgesinden söz etmiştir.
Safevî tarihçilerinden Ahmed b. Muhammed Gaffâr-i Kâşânî/Kazvinî (1494-1567), “Tarih-i Nigaristân/Nüseh-i Cihân-ârâ”sında, 1500’lerde İran’da mevcut olan ‘Kürdistan Eyaleti’nden söz etmiştir. Ayrıca Safevi hükümdarı I. Şah Tahmasp’ın (1514-1576) 1535 yılındaki ‘Emirnâme’sinde, bugünkü Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri kast edilerek “Kürdistan”da bulunan beylerin, vekillerin, komutanların Bitlis Miri III. Şemseddin’i Beylerbeyi kabul edip itaat etmeleri istenilmiştir.
Şerefxan tarafından h.1005/m.1597 yılında telif edilmiş olan Farsça ‘Şerefnâme/Târîh-i Kürdistan’ isimli eserde, Kürdistan sınırları şu şekilde aktarılmıştır: “Kürdistan topraklarının sınırı Hint Okyanusu’nun kenarında yer alan Hürmüz (Basra) Kürfezi’nden başlar. Oradan doğrusal bir çizgi şeklinde Malatya ve Maraş illerine kadar uzanıp burada son bulur. Bu doğrusal çizginin kuzeyinde Fars ili, Irak-ı Acem, Azerbaycan ve Ermenistan yer alır. Güneyinde ise Diyarbakır, Musul ve Irak-ı Arab yer alır. Ancak bu halkın kolları doğudan batıya birçok yere yayılmışlardır.”
Azîz Efendi tarafından 1632-3 yılları arasında yazıldığı düşünülen “Kanunnâme-i Sultan Lî Azîz Efendi”de, Kanuni Sultan Süleyman’ın dîvan toplantısında sarf ettiği cümlesinde ‘Kürdistan’ı, yani sınırda bulunan Ekrad taifesinin mirlerini, “‘Acem def’ine bir sedd-i sedîd ve hisâr-i hadîd” eylediği geçmektedir. Safevi Devleti’nin İspanya elçisi Bayat Kürdlerinden Oruç Bey/Don Juan ile İspanyol Licentiate Remon’un (1 ve 2. bölüm) kaleminden çıkan ve 1604 yılında İspanya’da “Relactions” adıyla yayınlanan kaynağa göre; Safevilerin denetiminde bulunan ‘Kürdistan coğrafyası’nda, üç eyalet bulunmakta (1. Hoy ve Salmas, 2. Meraga, 3. Hürremabad) ve bunlar da biri de ‘Kürdistan’ adıyla anılmaktadır.
Muslihiddin Mehmed El-Lârî’nin (ö.1572) Farsça dünya tarihi “Miratü’l-Edvâr”ının Hoca Saadeddîn Efendi (ö.1599) tarafından yapılmış olan “Tercüme-i Lârî Efendi (Süleymaniye Kütüphanesi, Aşir Efendi, no:245)” isimli Osmanlıca çevirisinde, Büyük Selçuklu hükümdarı Tuğrul’un “Kürdistan’ı aldı (281b)”ğı bilgisi mevcuttur. Mehmet bin Mehmed’in (ö.1632) “Nuhbetü’t-Tevârîh” isimli eserinde ise, Selçuklu devleti padişahı Tuğrul’un yapmış olduğu seferlerde ele geçirdiği bölgelere yer verilirken “Kürdistân-ı Hûzistân” ifadesi kullanılmıştır. Seydi Ali Reis (ö.1562) 1557 yılında tamamladığı anısal niteliğindeki “Mir’âtü’l-Memâlik” isimli eserinde “Kasr-i Şirin yoluyla Kürdistan içinden” Bağdat’a vardıklarını yazıyor.
Türk araştırmacılar tarafından neredeyse ‘Kutsal Kitap’ muamelesi gösterilen “Dede Korkut Hikayeleri”nin 16.yy.ın ikinci yarısında Safevi hakimiyetindeki Îran/Azerbaycan sahasında yazılmış olan Günbet Yazması’nda hem ‘Kürd (Kürd êli, ss:17b)’ hem de ‘Kurdistan (Kürdistanung böyügi, 13b) kullanıldığı görülmektedir (Sara Behzad, 2019, ss:212, 215). Yine Türklerce derğerli görülen Ebu’l-Qazî Bahadır’ın 1643-1663 yılları arasında yazdığı “Şecere-i Türk” isimli eserinde de Kürdler ve Kürdistan bulunmaktadır.

İlk defa 1682 yılında yayınlanan ancak daha sonraları renklendirilerek birkaç kez basımı yapılan ‘Curdistan Diarbeck/Kurdistan Diyarbakır Haritası’, De L’asia, Figure CIII., pp:237.
Monsieur d’Aramon’un 1547-1554 yılları arasında yapmış olduğu seyahatleri, 1887 yılında Charles Schefer tarafından Paris’te ‘Le voyage de Monsieur d’Aramon/Monsieur d’Aramon’un Seyahati’ adıyla yayınlanmıştır. Eserde Kanuni Sultan Süleyman’ın 1549 yılında yaptığı İran seferlerinden bahsedilirken, ‘Cordins (dipnot Les Curdes/Kurdes/Kürdlerden’ ve ‘Kurdistan/Kürdistan (ss:56)’dan söz edilmiştir. Seyyah d’Aramon, Sultan Selim’in ‘Kürdistan (ss:259)’ı ele geçirmiş olduğunu da belirtir. Pitro Della Valle’nin (1586-1652) İtalyanca, sonradan Fransızcaya da çevrilen ‘Seyahatname’sinde Kürdistan için şu ifadeler kullanmıştır: “Kürdistan veya Kürdlerin ülkesi, Türkiye’yi İran’dan ayırır. Doğudan batıya doğru genişliği on iki-on üç günlük uzaklıktan fazla değildir, fakat kuzey-güney uzantısı epey geniştir. Irak ve Susiane veya Khozistan’ın kuzeyinden başlayıp İran körfezine doğu Niniv üstünden Ermenistan ve Medya arasından kuzey doğrultusunda Karadeniz’in epey yakınına kadar uzanır. Ülkenin dağlık oluşu yüzünden ulaşım güç ve çetindir. Torosların kolu olan dağ, Asya’ya doğru genişler ve yayılır. Daha önce söylediğim gibi İran körfezinde son bulur. Öyle ki doğa bu ülkeyi eskiden Romalılar ile Partlar arasında olduğu gibi bugün de Türk ve İran imparatorlukları arasında sur gibi şekillendirmekten zevk almıştır sanki…Kürdistan’ın başkaca bir adla anılıp anılmadığını bilmiyorum. Fakat bu genel adıdır ve hep böyle bilinmiştir. Eski yazarlara bakılırsa farklı isimler Kürdistan’ın çeşitli halklara bölünmesinden dolayı ortaya çıktı. Bunların en kuzeyindekiler Karduklardı. Bize genç Cyros’un savaşlarını anlatan eşsiz yapıtında Ksenefon’un ordusu ile dönüşümü engelleyip kendisini güç duruma soktuklarını itiraf ettiği işte bu Karduklardı.”
Jean Baptiste Tavernier’in (1605-1689) 1631-1663 yılları arasında yapmış olduğu gezilerle, 1670 yılında yazımı tamamlanan ve 1678’da yayınlanan ‘The Six Voyages’ adlı yapıtında, ‘Curd(s)/Kürd(ler)’e ve ‘Curdiflan/Curdistan/Kürdistan’a dair bilgiler bulunmaktadır. Van, Bitlis, Diyarbakır, Îmadîye/Amadiye, Musul, Cizre, Kars, Mardin, Sivas, Urfa ve Van gibi Kürdistan illerini gezmiş olan Tavernier, ‘Kürdistan’ı ‘bugün Kürdistan adıyla anılan, eski Asur ülkesi’ olarak tanıtmıştır: ‘Erçek’ten de dört beş haneli berbat bir köy olan Nuşar’a (1533-1536 tarihini anlatan bir Vakayinamede Nevşar adıyla geçer. Günümüzde Noşar). Burası Kürt beyine ait topraklar üzerindedir; başka bir deyişle, eski Asur ülkesinin bir parçası olan ve günümüzde Kürdistan adıyla anılan topraklardadır. Kürt beyleri (zira dağlık bu ülkede birçok bey vardır), padişahın (Osmanlı) ve İran şahının devletlerinin sınırlarında bulunan emirler ya da özel derebeyleri gibiler ve ne padişahtan, ne de İran şahından korkarlar. Bunlar avantajlı boğazları ve geçitleri tutmuş küçük hükümdarlar oldukları için, kendilerine saldırılmasından korkmuyorlar.’
Solak-zâde Mehmed Hemdemî Çelebi (1592-1658) “Nevâdirü’l Vukû‘ (Solakzâde Tarihi)” başlıklı kitabında “Ve’l hâsıl ‘âmme-i memalik-i Kürdistân Erdebil hudûdundan Çemişgezek ve Arabgîr etrâfına varınca bir aylık mikdârı yoldur” diyerek Azerbaycan Erdebil’den Dersim Çemişgezek’e Kürdistan’ın kapsadığı alanı ortaya koymuştur. Benzer bir açıklamayla, 1783 yılında Paris’te yayınlanan “Choix de lectures géographiques et historiqes (C:2, ss:3)” isimli esere göre de Tiflis, her ne kadar Schirvan/Şîrwan sınırları içerisinde bulunsa da 20 günlük yürüyüş genişliğindeki Gurdistan/Kurdistân’ın içerisinde yer almaktadır. Ayrıca Beluç Kürdlerinden Axwend Mihemed Salih Zengene’nin; Doğu ile Batı kaynaklarından yararlanarak h.1070/m.1659-60 yılında Belucistan sahasında oluşturduğu Farsça “Kurd Galnâme” isimli eserinde; M.Ö. 3.000’lerden beri Medya’yı kendisine yurt edinen Kürd milletinin, bugün genel olarak Azerbaycan adıyla bilinen coğrafyanın, kitabın yazıldığı tarihlerde (1660’ta), bu coğrafyaya ‘Kürdistan’ adını verdiği notu bulunmaktadır.
On altıncı yüzyıl Osmanlı coğrafyacılarından Âşık Mehmet (d.1557) “Menâzirü’l-Avâlim” isimli çalışmasında ‘Bîsütûn Dağı’ndan söz ederken, “ ‘Irak-ı ‘Acem’den olan Kürdistân’dadür” ifadesini kullanarak İran Kürdistanı’nı anmıştır. Kâtip Çelebi’nin (1608-1658) ‘Cihânnümâ (1648, 1654)’sının baskısını 1733 yılında yapan ve Ebubekir ibn Behram ed-Dımeşkî’nin (ö.1102/1691) eklemiş olduğu ‘Kürdistan Vilayeti’ kısmına yer veren İbrahim Müteferrika (1674-1747), ‘Kürdistan’ın şu 18 vilayete ve nahiyelere sahip olduğunu söylemiştir: Alanî, Elbeser, Bahar, Hakşiyan, Taç Hatun Derbendi, Zengi Derbendi, Derbil, Dinor, Camcâlabâd (Sultan Yarmencan), Kirmanşâhan, Kerend ve Hoşan, Mendeşt, Mersin, Vestan, Keluş, Şekas, Havar, Seyman, Radvan, Tağsu ve Şemiran.
Muhammed Mufid Mustevfi’nin Şah Süleyman (1666-94) döneminde yazdığı “Muhtasar-ı mufid”ine bakılırsa ‘İran’ “Dicle ve Amuderya nehirleri arasında yayılan bir bölge (Kuzey-Güney ekseni Tikrit-Abadan:125 ferseng/750 km; Doğu-Batı ekseni Hilvan-Kadisiye: 80 ferseng/ 480 km) ” olup; ülke (Safevi devleti), ‘Kürdistan vilayetleri’ ile çevrilidir. Yani ‘Safevi’ aydınlarının zihninde kendi sınırları dahilinde bulunan ‘Kürdistan’ coğrafyası ile ‘Kürdistan Eyaleti’nin yanında, Osmanlı sınırlarında mevcut olan coğrafî ve siyasî Kürdistan(lar) da mevcuttu. Aynı algı Safevi Şah’larında bile vardı. Nitekim Osmanlı elçisi Ahmed Dürri Efendi (ö.h.1135), 1721 yılında, İran’a yapmış olduğu sefarette Sultan Sah Hüseyin’in (1694–1722) suali üzerine, Durri Efendi, Osmanlı sınırları içerisinde bulunan ‘Kürdistân Begleri’nin tamamıyla Osmanlıya bağlı olup itaatten çıkmaktan korktuklarını’ belirtme gereği duymuştur. Şah’ın diğer sorusu üzerine Dürri Efendi, Osmanlı padişahı III. Ahmed’in ‘Kürdistan’ memleketine fermanlar yazdığını söylemiştir.
On yedinci yüzyıl gezginlerinden Evliya Çelebi (1611-1684?), 11 yıl boyunca Kürdistan coğrafyasında gezme imkanı bulmuş ve 1640-1675 yılları arasında yapmış olduğu gezilerinin sonucunda, 10. ciltlik eserinin özellikle 4. cildi olmak üzere, ilk beş cildinde Kürtlerden ve Kürdistan’dan geniş bir şekilde söz etmiştir. Kürtlerin yaşadığı yerler için, ‘Kürtler’in Ülkesi’ veya ‘Kürtlerin yaşadığı yer’ anlamında ‘Kürdistan’, ‘Diyar-ı Kürdistan’ ve ‘Kürdistan u Sengistan (Kürtler ve taşlarla dolu bir ülke)’ tabirlerini kullanmıştır.
‘Büyük memlekettir, bir ucu Erzurum diyarından Van diyarına, Hakkari diyarı, Cizre, İmadiye, Musul, Şehrezûl, Harir, Ardalân, Bağdad, Derne, Derteng ve ta Basra’ya varıncaya kadar 70 konak yerde bu dili konuşan insanlar bulunur. … Ancak bu Kürtlerin yayıldığı bölgenin derinliği uzunluğu kadar geniş değildir. Doğu tarafında Acem sınırında Harir ve Ardalân’dan Şam toprağına ve Irak-ı Arab toprağı ki Haleb toprağıdır, o iki temiz toprağa kadar genişliği 20–25 konak ve daha azı 15 konak yerlerdir.’ diyen müellifin tarifine göre derinliği doğuda Harir’den batıda Haleb şehrine kadar uzanan bu üçgen şeklindeki yapının genişliği üstte 750 km ile başlayıp güneye doğru 2000 km kadar uzanmakta ve Basra’ya doğru 300 km’ye kadar daralmaktadır. Evliya Çelebi’nin tarifine göre, Kürtlerin 1.000.000 km²’lik bir alanda yaşadıkları anlaşılmaktadır.
Belgelerden anlaşıldığı kadarıyla İran’da hem Hemedan, Senendaç bölgelerine hem de Nadir Şah zamanında (Hükümdarlık: 1736-1774) Quçan, Şîrwan, Bîrcend, Bucnurd ve Meşhed gibi yerleşim alanlarına da ‘Kürdistan’ denilmiştir. Harezm sahası Çağatayca tarih eserlerinde de bu minvalde bilgiler mevcuttur. Muhammed Yusuf Beyânî’nin 1913 yılında (1858-1923) telif ettiği “Şecere-i Harezmşâhî (Özbekistan Bilimler Akademisi El Yazmalar Enstitüsü Kütüphanesi, no: 274, 1913; Özbekistan Bilimler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü, no: 9596, 1914”sinin birçok yerinde Xorasan’da bulunan Çemişgezek Kürdlerinden bahsedilmiş, bölgenin siyasal ve toplumsal varlığını elinde bulunduran Xorasan Kürd yönetimi için ‘Kürdistan bilâdı’, ‘Kürdistan emirleri’ ifadeleri kullanılmış, Būjbürd/Bocnurd’a elçilerin gönderildiği belirtildiği gibi “Kürdistān hākimleri Necef ‘Alí Ĥān Şādílū ve Rıżā Kulı Ĥān ve Ġaffur Enlū’nıŋ élçileri”nin de Hîve Sultan’lığına geldiği söylenmiştir. Müellif(ler)i bilinmeyen 1325’lerde yazılan “Târih-i Sistân” isimli kaynakta ise Xorasan Kürdlerinin coğrafyasına ‘Kürdan’ denildiğini ve bu tarihlerdeki Xorasan’ın sınırlarının daha geniş olduğunu hatırlatmakta fayda vardır. Zira onuncu asır müelliflerinden Mesudî (ö.957) eskiden beri Kürdlerin Sicistan ve Xorasan’da yaşadıklarını belirtirken; İbn Hurdazbih’in (ö.913) “Kitâb al-masâlik va’l-mamâlik/Yollar ve ülkeler” kitabına bakılırsa Ceyhun Nehri’nin kıyısında ‘Husâsek’ isimli bir Kürd köyü bulunduğu gibi bugün Aral Gölü olarak adlandırılan göle de ‘Kurden/Kürdlerin Gölü’ denilmekteydi.
1831 tarihli ‘Persia with part of the Ottoman Empire’ haritasında İran ve Osmanlı ‘Kürdistan’larına yer verilmiştir. Not kısmında Kürdistan Paşalığı’nın Cîzre, Bidlîs ve Çolemêrg/Hakkarî’yi kapsadığı ifade edilmiştir. Ahmet Rifat Efendi’nin (ö.1895) ilk iki cildini 1881’de, son beş cildini 1882 yayınladığı yedi ciltlik “Lugât-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye”sinde Osmanlı ve İran Kürdistanları ‘Kürdistan-ı Osmanî: Ermenistan, El-Cezire, Irak-ı Arab ve Acemistan arasındadır. Şehrizor ve Musul vilayetleriyle, Bağdat vilayetinin bir kısmını teşkil eder. Dört yüz kilometre genişliğinde olup… (C:6, ss:77)’ ve ‘Kürdistan-ı Acemî (İran Kürdistanı): Acemistan’da Azerbaycan, Irak-ı Acem, Huzistan ve Kürdista-ı Osmanî ile sınır bir eyalettir. Başkenti Kirmanşah’tır (C:6, ss:78)’ şekliyle yer almıştır. Ahmed Cemal’in 1311/1895’de idadi okullarının birinci sınıfında okutulmak üzere hazırlamış olduğu ‘Coğrafya-yı Osmânî’sinde ‘Kürdistan Kıtasında Bulunan Vilayetler (ss:181-193)’ içerisinde ‘Erzurum Vilayeti (Erzurum, Erzincan Sancakları)’, ‘Mamuretülaziz Vilayeti (Malatya, Dersim, Mamuretü‘l-aziz Merkez Sancakları)’, ‘Diyarbekir Vilayeti (Diyarbekir, Mardin, Ergani Sancakları)’, ‘Bitlis Vilayeti (Bitlis, Muş, Siird, Genç Sancakları)’, ‘Van Vilayeti (Van, Hakkari Sancakları)’, ‘Musul Vilayeti (Musul, Şehrizor, Süleymaniye Sancakları)’, ‘Müstakil Zor Sancağı (Halep Civarı)’ sayılmıştır.
5 Muharrem 1264/14 Aralık 1847 tarihli ‘Takvîm-i Vekâyi Gazetesi’nde yayınlanan yazıya göre Osmanlı Devleti, Kürdistan Eyaleti’ni ilan edilmiştir. 1868 yılında kaldırılan eyaletin hem sınırları hem de merkezi zamanla değiştirilmiştir. 1847 tarihli Takvîm-i Vekâyi’ye göre Kürdistan Eyaleti, Diyarbakır eyaleti, Van, Muş, Hakkari sancakları, ayrıca Cizre, Botan ve Mardin kazalarından müteşekkildir. Salnamelere göre eyaletin merkezi önce Ahlat düşünülmüş, ancak Van, Muş ve uzun bir süre Diyarbekir (Amid) merkez yapılmıştır.
İlginç bir bilgi olarak hatırlatmak gerekir ki, 1858 yılında Fransızca olarak yayınlanan “Mémoires de l’académie royale des sciences, arts et belles-lettres de Caen” isimli kaynağa göre Erzurum’da ‘Kürdistan Kapısı’ bulunmaktadır. Sadece Anadolu sahasına hükmeden Türkler değil, Orta Asya ve Kuzey Doğu İran coğrafyasına hükmeden Türklerin nazarında Kürdlerin yaşadığı ülke olarak ‘Kürdistan’ tahayyülü bulunmaktaydı. Âgehî’nin (1809-1874) Hive hanlarından Allah Kulu Han dönemi (1825-1842) ile Rahim Kulu Sultan döneminin ilk iki yılını anlattığı 1844 tarihli Çağatayca “Riyâzü’d-Devle (İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, no: T82/02, 185a/17)” isimli tarih kitabında Kürdistan’a yer verilmiştir. Gurban Gali Halidî’nin (ö.1913) Gaspıralı’nın ‘Dil Birliği’ çerçevesinde yazdığı ve Kazan’da 1910 yılında matbuu olarak basılan “Tevârih-i Hamse-i Şarkî ve Tetimme/Doğu’nun Beş Tarihi” isimli eserinde ise, Kürdistan’dan Ömer Han’ın hükümdarlığındaki Babür Devleti’ne giden faziletli şahsiyetlerden söz edilmektedir.
Dünya’nın diğer ucundaki Japon algısında da ‘Kürdistan’ vardı. Her ne kadar Masaharu Yoshiha’nın eserinden önce Japonlar tarafından Kürdlerin ülkesinin nasıl adlandırıldığını şimdilik bilmesek de, M. Yoshiha’nın 1880’lerde İran’a yapmış olduğu resmî ziyarete dayanarak yazdığı “İran Gezisi Notları” isimli eserine bakılırsa Kürdlerin ‘yaşadıkları topraklar Kürdistan olarak adlandırılır.’.
- yüzyılın Kürd tarihçilerinden Mela Mehmûdê Bazîdî’nin (1797-1867) 1858-9 yılında Kürdçe’nin Kurmancî lehçesiyle kaleme aldığı “‘Adat û Rusûmatnameʼê Tewayifê Ekradiyeyê (Kürtlerin Örf ve Adetleri)” isimli eserinde, günümüz verileriyle oldukça ‘yanlış’ kabul edilebilecek şekilde Kürdlerin Medlerin zamanında (M.Ö. 800-M.Ö. 550) Arabistan’dan çıkıp İran ve Musul bölgesine yerleştiği, bu dönemlerde ‘Kürdistan’ adının kullanılmadığı, daha sonra bu adın kullanılmaya başlandığı bilgisi geçmektedir. Kitabının birçok yerinde, özellikle de Van, Ağrı, Erzurum, Hakkari vilayetlerinden söz edilirken ‘Kürdistan’ ibaresi kullanılmıştır.
Kürdlerin 19. yüzyıldaki diğer kaynaklarından olan Abdülqadîr b. Rüstem el-Bâbabî’nin 1868-70 yılında kaleme aldığı “Siyerü’l-Ekrad” isimli Farsça tarih kitabında, büyük Kürd mirliklerinin adlarından sonra ‘Kürdistan’ ibaresini getirilmiş; “Erdelan Kürdistan” ve “Baban Kürdistanı”nın 1523-1870 yılları arasındaki tarihleri detaylı olarak anlatılmıştır. Eserde Kürd toprakları “Biliniz ki Kürdler on altı fıkradan oluşmakta olup yaşadıkları toprakları Musul sınırından başlayarak Umman Denizi kıyılarına kadar ulaşmakta, Diyarıbekrî-yi Rum’dan Hamedan’a dört ferseng/fersah (yaklaşık 6 km x 4 ) mesafeye kadar olan bölgeyi kapsamaktadır. Bu sınırları onların yöneticileri belirlemiş ve buna riayet edilmiştir.” şekliyle açıklanmıştır. Aynı tarihlerde yazılan başka bir Kürd kaynağı olan Mîrza Elî Ekber Weqayînigar’ın (ö. 1900) 1869-70 yılında kaleme aldığı “Bedayîu’l-Lûxat/Kürdçe-Farsça” sözlüğünün ‘önsöz’ünde ise, eskiden beri Kürdlerin Goran, Lur, Erdelan, Kirmanc, Lolo, Mafî ile Nankelî, Lek ve Zend şeklinde sekiz ana gruba ayrıldığı söylenmiş ve Kürdistan’ın sınırları da şu şekilde ortaya konulmuştur: “Kürdistan, alimlerin bildiği gibi, uzun ve geniş bir memlekettir. Gerçekten de büyük bir memlekettir. Nüzhetü’l Qulûb’ün sahibi ile Şerefnâme’nin sahibi Şerefxan, Kürdistan’ın sınırlarını ortaya koymaya çalıştılar. Uzunluğu Büyük Loristan ile Fars denizinden başlayıp Botan ile Cizir’e kadar uzanmaktadır. Genişliği ise Aqsek ve Erzurum’dan başlayıp Bağdat ile Irak-ı Arap’a uzanmakta, bu biçimiyle Fars topraklarından daha geniştir. Tarihsel süreçte (Kürdlerce) bu topraklarda birçok devlet kurulmuş, hükümdarlarca kendi adlarına para bastırılmıştır. Bunlardan biri de Abbasiler’in sonlarında Merwan’ın oğlu Nasır El-Dewle olup, Kürdistan’ın tümünü hakimiyetine alarak kendisine ‘Sultan’ adını vermiştir.”
- yüzyıla evirildiğinde acaba Kürdler’in zihninde Kürdistan nereleri kapsıyordu? ‘Öteki’lerin bakışının yanında, Kürdlerin Kürdistan veya Kürd coğrafyası algısı da diğerlerine benzemektedir. 1898-1902 yılları arasında yayınlanan Kürdistan gazetesindeki “Kürdistan ve Kürdler (S:24, 1900)” makalesine göre “Bugün (1900), Kürdler, İran’ın Loristan eyaletinden bed’ile Harput’a ve Fırat, Dicle nehirlerinin mültakasını teşkil eden Kurna kasabasına kadar imtidad eden cesîm arazinin sahibidirler. Anadolu ile İran’ın mevai-i muhtelifesinde ve hatta Belucistan ve Rusya ile Afganistan’da müteferrik Kürd kabileleri mevcuttur.”. Hetawî Kürd/Kürd Güneşi isimli dergide yayınlanan “Kürdistan Mektupları-Malatya (S:1, 1913, ss:13)” başlıklı yazıda ‘Kürdistan’ı Anadolu’dan ayıran yerler olarak Malatya’nın kuzeyini oluşturan ‘Sarı Çiçek’ dağları gösterilmiştir. Diğer yazılarda ise Fırat Sahili, Harput-Mezre, Mezre-Ma’mûretü’l-azîz’in (Eski Elazığ) Kürdistan’ın Batı sınırını oluşturduğu belirtilmiştir. Kamûran Eli Bedîrxan’ın 1918 yılında İcdihad (no:133, 5 Kanunuevvel 1918) dergisindeki “Kürdistan’ın Hazin-i terbiyesi” isimli makalesinde, o dönemde Osmanlı sınırları içerisinde bulunan Erzurum, Van, Bitlis, Harput ve Diyarbekir Kürdistan’ı oluşturan vilayetler olarak gösterilmiştir.
1879-80 yılında yapılan saha araştırmaları sonucu II. Abdülhamid’e sunulan “Heyet-i Teftişiye’nin Geşt ü Güzâr Eylemiş Olduğu Mahallerin Ahvâliyle Heyet-i Mezkûr’un Harekâtı” başlıklı lahiyada, Kabail-i Ekrad’ın/Kürd Aşiretlerinin yaşadığı “Urfa-Siverek-Diyarbakır (lahiyada ‘Kürdistan’ın kürsi-i bilâdı’ şeklinde tanımlanmış) ta Musul ve Bağdat’a varıncaya kadar bi’l-cümle” yerlerin ‘Kürdistan’ı oluşturduğu ve ‘Dersim Dağı’nın ‘Kürdistan’ın en mu’tenâ mahlli’ olduğu bilgisi bulunmaktadır.
Ahmet Rifat’ın ilk iki cildini 1881’de, son beş cildini 1882 yayınladığı yedi ciltlik ‘Lugât-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye’sinde ‘Kürdistan-ı Osmanî: Ermenistan, El-Cezire, Irak-ı Arab ve Acemistan arasındadır. Şehrizor ve Musul vilayetleriyle, Bağdat vilayetinin bir kısmını teşkil eder Dört yüz kilometre genişliğinde olup… (C:6, ss:77)’ ve ‘Kürdistan-ı Acemî (İran Kürdistanı): Acemistan’da Azerbaycan, Irak-ı Acem, Huzistan ve Kürdista-ı Osmanî ile sınır bir eyalettir. Başkenti Kirmanşah’tır (C:6, ss:78)’ı şekliyle yer altmıştır. Ahmed Cemal’in 1311/1895’de idadi okullarının birinci sınıfında okutulmak üzere hazırlamış olduğu ‘Coğrafya-yı Osmânî’sinde ‘Kürdistan Kıtasında Bulunan Vilayetler (ss:181-193)’ içerisinde ‘Erzurum Vilayeti (Erzurum, Erzincan Sancakları)’, ‘Mamuretülaziz Vilayeti (Malatya, Dersim, Mamuretü’l-aziz Merkez Sancakları)’, ‘Diyarbekir Vilayeti (Diyarbekir, Mardin, Ergani Sancakları)’, ‘Bitlis Vilayeti (Bitlis, Muş, Siird, Genç Sancakları)’, ‘Van Vilayeti (Van, Hakkari Sancakları)’, ‘Musul Vilayeti (Musul, Şehrizor, Süleymaniye Sancakları)’, ‘Müstakil Zor Sancağı (Halep Civarı)’ sayılmıştır.
İngiliz seyyah ve devlet görevlisi Frederick Richard Maunsell, 1894 yılında yayınladığı ‘Kurdistan (The Geograpical Journal, V:3, No:2, pp:81-92)’ başlıklı makalesinde; Erzurum, Erzincan, Dersim, Ağrı, Kirdi, Kirmanşah, Musul ve Diyarbakır bölgesini ‘Kürdistan’ içinde değerlendirmiştir. Kürdistan (1898-1902) gazetesinin 24. sayısında Evdirrehman Bedîrxan’ın (1868-1936) ‘Kürdistan ve Kürdler (1316/1900)’ başlıklı yazısında Kürdistan’ın sınırları ve Kürdlerin yaşadığı yerler şu şekilde belirtilmiştir: ‘Bugün Kürdler, İran’ın Loristan eyaletinden bed’ile Harput’a ve Fırat, Dicle nehirlerinin mültakasını teşkil eden Kurna kasabasına kadar imtidad eden cesîm arazinin sahibidirler. Anadolu ile İran’ın mevaki-i muhalefesinde ve hatta Belucistan ve Rusya ile Afganistan’da müteferrik Kürd kabileleri mevcuttur. İngiliz erbab-ı vukufunun tahminine göre Kürdler dört milyon nüfustur (…)’.
Osmanlı aydınlarından Direktör Ali Bey’in (1846-1899) 1884-1888 yılları arasında İstanbul’dan başlamak üzere İzmir, Mersin, İskenderun, Halep, Gaziantep, Urfa, Diyarbakır, Siir, Muş, Batman, Mardin, Musul, Bağdat vb. yerlerde yaptığı seyahat notlarından oluşturduğu “Seyahat Jurnali” isimli eserinde, Hısn Keyfâ’ten bahsedilirken (Hasankeyf) burada bulunan Ali Ağa’nın ‘Kürdistân’dan İstanbul’a gittiği söylenmiştir.
Aynı dönemde Batılılar tarafından yayınlanan rapor-seyahatnamelerde de Osmanlı kaynaklarındaki benzer algıya göre Kürdistan’ın kapsadığı vilayetler gösterilmiştir. Örneğin Frederick Richard Maunsell, 1892 yılında bölgede yapmış olduğu araştırmalara dayanarak 1894 yılında yayınladığı “Kürdistan (The Geographical Journal, C:3, No:2, ss:81-92)” başlıklı makalesinde; (Kürdistan’ın kuzeyi) Erzurum, Erzincan, Dersim, Ağrı, Kirdi, Kirmanşah, Musul, Diyarbakır ve çevresini ‘Kürdistan’ olarak tanımlamıştır. 11 Nisan 1915 yılında Almanya’nın Frankfurter Zeitung gazetesinde Dr. M. Funck imzasıyla “Kürdistan Raporu” başlıklı makalede ise Kürdistan’ın kapsadığı alan bu şekilde gösterilmiştir: “Bugün Ermenistan gibi Kürdistan da siyasi bir bölünmeden başka bir şeyi ifade etmiyor. Oldukça geniş bir alanı kapsayan Kürd toprakları yaklaşık olarak Erzincan-Erzurum-Ağrı, yani bir çizgi ile kuzeyde belirlenir Ararat Gölü Urmiye-Kermanşah (İran) bir çizgi ile ve Güney’de ve Batı Kermanşah-Kesari-Musul Diyarbakır-Harput-Erzincan biz çizgi ile Doğu’da; Rus, Fars ve Türk topraklarının açısal sınırı içerisinde bulunuyor.”
Kürdistan (1898-1902) gazetesinin 24. sayısında Evdirrehman Bedîrxan’ın (1868-1936) ‘Kürdistan ve Kürdler (1316/1900)’ başlıklı yazısında Kürdistan’ın sınırları ve Kürdlerin yaşadığı yerler şu şekilde belirtilmiştir: “Bugün Kürdler, İran’ın Loristan eyaletinden bed’ile Harput’a ve Fırat, Dicle nehirlerinin mültakasını teşkil eden Kurna kasabasına kadar imtidad eden cesîm arazinin sahibidirler. Anadolu ile İran’ın mevaki-i muhalefesinde ve hatta Belucistan ve Rusya ile Afganistan’da müteferrik Kürd kabileleri mevcuttur. İngiliz erbab-ı vukufunun tahminine göre Kürdler dört milyon nüfustur (…)”. Yazının devam eden bir paragrafında ise Kürdlerin kökenleri ‘Karda’lara bağlanmıştır: “Tarihlerde, Asurîlerin düşmanları meyanında ‘Kardu’ ismiyle bir millete tesadüf olunur ki, bunların bugünkü Kürdler olduğu, Acem desatîr-i kadîmesiyle de isbat olunur. Acem desatîr-i kadîmesinde Kürdler, ‘Kardik’ ve ‘Kardyen’ namıyla müştehirdir. Gerek ‘Zend’ lisanında ve gerek bu lisanın maderi bulunan ‘Sanskrit’te ‘Kardu’ ve ‘Kardyen’ kelimeleri, bugünkü ‘Kürd’ lafzının aslıdır; ‘kahraman’ ve ‘bahadır’ manalarına delalet ettiklerinden, bu milletin şecaat-ı fıtriyeleri miras-ı ezelî olduğuna, mezhûr kelimelerin vech-i resmiyesi büyük bir delildir.”
Abdullah Cevdet (1869-1932), Jamanak gazetesinin 16 Kanun-ı evvel/Aralık 1912 tarihli nüshasında “‘Ermenistan’ mı? ‘Kürdistan’ mı?” başlıklı yazıda cevabı istenilen “Tarihte bir Kürdistan mevcut olmuş ise hududları ne suretle tayin edilebilir? Asya-i Osmani’nin hangi vilayetleri Kürdistan’a tabi olmuştur?” sorusuna İçtihad gazetesinin 50. sayısındaki (16 Kanunisani 1328/29 Ocak 1913) ‘Kürdistan ve Ermenistan Mefhumları’ başlıklı yazısıyla cevap vermiştir. Abdullah Cevdet; Şerefnâme, Mirat’ül Îbar ve Hammer von Bokstal’ın ‘Osmanlı İmparatorluğunun Tarihi’ isimli eserlerden hareketle, Kürd devlet ve mirliklerinin geçmişte hükmettiği sınırları işaret ederek, dolaylı yoldan Kürdistan’ın sınırlarını göstermeye çalışmıştır: “(…) 1605 sene-i hicriyesine kadar Kürdistan’ın Diyarbakır, Cizre, Dinor, Fazluye, Lordgeçan, Van kıtalarında hükümet kuran, en meşhur sultan-ı Kürdiye’den; Sultan Ahmed bin Merdost, Sultan Nasır, Sultan Seyid bin Nasreddin, Sultan Mansur bin Hurşid’i ve pederinin vasiyeti üzerine yemene kadar sınırlarını genişleten ve Hicaza defin olunmuş Sultan Memun bin Nadiri zikir edebileceğim gibi; Hakkari, Amadiye, Cizre, Fenik, Arapkir, Hısnıkeyf, Mardin kıtalarında bayındırlık icra eden Emir Temur, Emir İzzettin, İbrahim Ali ve Halid bin Velid’in oğlu Süleyman tarafından teşkil edilip 1300 sene devam eden ‘Aziziye Hükümeti’ hakim ve ümerasının isimlerini, Diyarbakırlı Sait Paşa’nın ‘Mirat’ül-Îbar’ından aktarabilir ve sayılarını arttırabilirdim. (…)”.
Kamuran Elî Bedîrxan (1895-), 1918 yılında İctihad gazetesinin 133. sayısında (5 Kanunuevvel) yayınladığı “Kürdsitan’ın Hazin-i Terbiyesi/Kürdistan’ın Doğal Zenginlikleri” isimli makalesinde “Kürdsitan’ı teşkil eden’ vilayetler içerisinde ‘Erzurum (49,000), Van (39,000), Bitlis (28,000), Harput (16,000), Diyarbakır (70,000), Mamüratül-aziz’i kapsadıkları metrekareleri vererek saymıştır.
Jîn dergisinde (1918-1919) Kurdîyê Bitlîsî, Şîlanlızade Eyüb Sabri, Siverekli Hilmi, Kâmran Âlî Bedirhan, Doktor Fuad Berxo, Necmeddin Hüseyin, Yusuf Ziya, Süleymaniyeli Tevfik tarafından kaleme alınan onlarca yazıda Kürdlerin geçmişine ve Kürdistan’a yer verilmiştir. Kurdiye Bitlîsî, Fransız tarihçilerinden Henri Mathieu’nin ‘La Turquie et ses diffêrents peuples’ adlı kitabın Kürtleri anlatan kısmını çevirmiş ve derginin 13. sayısının ‘Kürdler Üzerine’ başlıklı yazısında yayınlamıştır. Yayınlanan kısımlardan Kürtlerin kökeni ile ilgili olarak Ksenefon’un ‘Korduchi’, Strabon’un ‘Kyrti’ adıyla sözettiği ve ‘eşkiyalîğa alışık bir kavim’ diye nitelediği, Tit Liv’in ‘Curti’, Pelin’in ‘Cordueni’, Batalmus’un ‘Gordeni’, Sedren’in ‘Kurti’ adlarıyla kaydettikleri Kürtler, Medyalıların büyük bir parçasının torunları olduğunu, adları geçen yazarların hepsinin, bu halkı eski Medya eyaletlerinde yaşamış gösterdiklerini ve bugün de aynı yörelerde yaşadıklarını bahsetmektedir. Eski coğrafyacılar tarafından da ‘Gordi’ ya da ‘Korti’ adlarıyla anıldığını ve Medyalıların kökeni de Hicaz bölgesi olduğu belirtilmiştir. Kurdîyê Bitlîsî Kürtlerin kökeni ile ilgili konulara Jîn dergisinin bazı sayılarında uzun bir şekilde değinmiştir. Son olarak 18 Haziran 1919 tarihli 21. sayısında ‘Kürtler İranlı Değil midir!’ başlıklı yazısında konuyu özetleyerek maddeler haline getirmiştir.
Kurdîyê Bitlîsî bu Dehak efsanesinde süre gelen olayları harmanlayıp Kürtlerle alakalı şu sonucu çıkarmıştır:1- Kürt, köken bakımından kesinlikle İranlıdır ve bu konuda İranlı halkların hepsinden kıdemlidir. 2- Bir kısım Kürtler, Dehak zamanında batıya doğru yayılmışlarsa da, tekrar kuzeye yönelerek asıl vatanlarının siyasal bölgelerinden olan şimdiki Kürdistan dağlarına yetişmişlerdir. 3- Dehak’ın istilâsına son veren millet, Kürt eski ailesinden başka bir millet değildir.
Kürtlük ve Kürt tarihinin geçmişi ile ilgili çeşitli belgelerin var olduğunu göstermek ve anlatmak için Süleymaniyeli Tevfik 28 Teşrin-i Sanî 1334 (28 Kasım 1918) tarihli derginin 4. sayısında yayınlanan yazısında Kürtlerle ilgili bilgi veren çok eski yıllara ait kitap isimleri söylemiş ve bu kitap isimleri ise sırasıyla şöyledir; bir gezi kitabı olan ‘Takvim’ül-Büldan’, Vakıdî’den başlayarak ve Tulaytula kadısı Sâıd’ın yazdığı ‘Tabakat’ül-Ümem’, Makdisî’nin ‘Ahsen’üt-Takavîm fi Ma‘rifetil-Ekalîm’, tarihçi Hasan bin Abdullah’ın ‘Âsâr’ül-Üvel fi Tertib’id-Düvel’, bununla beraber o dönemin yeni kitapları sayılabilen İngiliz tarihçilerinden Tabanin’in ‘Dünyanın Bayındır Yerleri’ (Wörld’sinbaitasby G.T. 1892) ve ‘Kavimlerin Dini’ (World’sqs Religionsby 1890), Monqrif’in ‘Bugünkü Evren’ Tyler’ın ‘Dünyanın Bölümleri’ ve Amerikalı doktor Kin’in ‘İnsan Bilimi’ kitaplarıdır.
1919 yılında Paris Barış Görüşmelerine kitapçığındaki haritayı sunan Şerif Paşa Kürdistan’ı şu şekilde çizmiştir: ‘Etnografik açıdan Türkiye Kürdistanı’nın sınırları Kuzeyde Ziven’de Kafkas sınırları üzerinde başlıyor ve Batıda Erzurum’dan, Erzincan, Kemah, Arapkir, Behimsi, Divrik, Güneyde Harran, Sincar Tepeleri, Tel Afsar, Erbil, Kerkük, Süleymaniye, Akkirman, Sinna; Doğuda Rewanduz, Başkale, Vezirkale yani İran sınırından Ağrı dağına kadar devam ediyor’. Şerif Paşa Kürdistan Teali Cemiyeti (KTC) adına Paris Barış Konferansı’nda görüşmelerini sürdürürken, aynı tarihlerde Sabah gazetesi (5 Teşrin-i sani 1335/1919, s.1), KTC genel sekreteri Ahmed Hamdi Paşa ile bir mülakat gerçekleştirmiştir. Muhabirin ‘Kürdistanın hudud-ı coğrafisi’ sorusu üzerine Hamdi Paşa, Kürdistan sınırını şu şekilde belirtir: ‘Bizim hudud-ı coğrafimiz cenubda Bağdad civarından başlayarak Musul dâhil olduğu halde şimale doğru hudud-ı Osmaniyi takiben Erzurum şarkında (Zivin)e kadar gelüp oradan Erzurum hariç olmak üzere şehr-i mezkûrun yakınından geçerek Erzincanı haricde bırakdıktan sonra Dersim ihata ile (Behisni) garbından mürur edüp (Birecik)de Fırat vadisine dâhil oluyor.’
Sîmkoyê Şîqaq (ö.1930) tarafından yazılıp 1923’te Şêx Mehmûd Hefîd’e (1886-1956) gönderilen Kürdçe (Kurmancî) mektupta “Bo hezretê hukimdarê e’zem ê Kurdistanê cenabê Şêx Mehmûd. Îro hemû nişan û şiyanên Kurdistanê di bin deste hukimdariya te de ne. (…)” şeklinde Şex Mehmûd Hefîd için ‘Kürdistan Hükümdarı’ ibaresi kullanılmıştır.
Esîrî’nin Hawar dergisinde yer alan aşağıdaki şiirine göre, 12 milyon hatta 20 milyon Kürdün yaşadığı 12 Kürd vilayetinin bulunduğu Kürdistan sınırları ‘Toroslardan İskenderun Kürfezi’nde, Karadeniz’den Ardahana, Aras Nehri’nden Celalilerin yaylalarına, Elwend Urmiye Gölü, Elwen Hemrin dağlarından Nusaybine’ uzanmaktadır.
Kurde dezanî le Kuê sakîne xizmanî to,
Guwe bigire ta bot bilêm meskeni qewmanî to,
Kêwî Toros û hewzeyî Îskenderûn,
Xerbî ta Behrî Reş serhedî bê meydanî to
Behrî Reş Ardahan avî Aras lê bizan
Heddî şimale koçere be Celalî to
Elwend û golî Urmê ta serî awî Aras
Ehwaz û Kêwî Hemrîn Şengar û Nisêbîn
Bo cinubî rewzeyî rêzwanî to
Daxilî em hudude 12 wîlayet heye
Delen 12 mîlyone nifûzî Kurdanî to
Hacî diroyî eslî xo ne nusrawe
Degate 20 mîlyon ger benusrê qewmanî to

1880 tarihli Osmanlı haritasında Kurdistan

1900’lerde Osmanlı haritasında Kurdistan

Abdurrahim Hilmi Bey’in 1918 tarihli haritasında Kurdistan. Kaynak: Selahaddin twitter.

Yusuf Rıza Edendi’nin 1913 tarihli eserindeki haritada Kurdistan.








