Xwedêda Dilxêrî: Suriye’de Kürtlerin Bilinmeyen Tarihi

Yazarlar

Başlangıçta şunu belirtmek gerekir ki Suriye, tarih boyunca Kürtler açısından büyük önem taşımıştır; bunu tek taraflı düşünmek kesinlikle doğru değildir, aynı şekilde Suriye tarihinin de Kürtler olmadan anlaşılması mümkün değildir. Nitekim bu öncül yalnızca kronolojik olarak gerekçelendirilemez ve anlaşılamaz. Kürt varlığının bölgede muhtemelen çok daha eskiye dayanması ile beraber, yazılı kaynaklar ve belgelerle açık biçimde 12. yüzyıldan itibaren tespit edilebilmektedir.

Burada söz konusu olan sadece bugünkü Suriye Kürdistanı da değildir. Suriye’de Kürt varlığı öteden beri ne coğrafi ne de siyasi olarak Kürtlerin bugün yoğun yaşadıkları Kuzey Suriye ile sınırlı olmamıştır. Bilhassa Kürtlerin tarihi neredeyse bütün Suriye coğrafyasında yüzyıllara dayanmaktadır ve bu istisnalarla beraber ancak bütün Suriye’yi kapsayan bir bakış açısıyla tam olarak anlaşılabilir. Kürtler Orta Çağ’dan itibaren Suriye’nin sosyolojisine, tarihine ve siyasetine, kimi zaman kurdukları ittifaklarla, kimi zaman çatışmalarla sürekli yön veren önemli bir unsur olmuşlardır. Bütün inişli çıkışlı dönemlere rağmen varlıklarını bir ölçüde korumuş, siyasi odaklarla, kültürel katılımla ve özellikle de Kürdistan’ın bütünüyle olan bağları sayesinde Suriye ile bütünleşmiş, Suriye coğrafyasına kök salmış bir parçası olmuşlardır.

Suriye’deki azınlıkların tarihi ile ilgili kapsamlı çalışmaları olan araştırmacı Stefan Winter’in Osmanlı ve öncesi arşivlerden aktarımlarından öğreniyoruz ki, özellikle 11. ve 12. yüzyıllarda İqtāʿ dirliklerinin aşiret liderleri ve paralı askerlere verilmesiyle birlikte farklı Kürt grupların Suriye’nin orta kesimlerine, burada bulunan Ḥiṣn al-Akrād (Kürt Kalesi) ve Kusayr gibi stratejik açıdan önemli kalelere yerleşme süreci başlamıştır. O dönemin en önemli siyasi şahsiyetlerinden biri olan Selahaddin Eyyubi, Suriye’yi Haçlı Seferleri’ne karşı verdiği mücadeleyle birleştirmiş ve nihayetinde onlara karşı büyük bir zafer elde etmiştir. Ancak Kürt tarihi Suriye’de sadece bu resimle sınırlı değildir. Kürt Eyyubi Devleti’nin yıkılmasından sonra da Kürtler Suriye’de farklı konumlarda ve ölçeklerde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bugün Kürdistanî dediğimiz Afrin, Kobani ve Heseke bölgelerinin dışında da Kürtler o günden bu yana varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu bölgeler başlıca Humus ve Hama’nın yanı sıra, Suriye’nin üç etnik dağından biri olan Cebel el-Ekrad ve Kusayr bölgesidir.

Hama ve Humus

Hama ve Humus’un batısındaki bölge, Suriye’deki en eski Kürt yerleşim alanlarından biridir. Eyyubilerin yıkılmasından sonra da bu bölgede Kürt varlığı sona ermemiştir. Osmanlı döneminde burada Kürt aşiret grupları yaşamaya devam etmiş ve vergi kayıtlarında ayrı birimler olarak yer almışlardır. Akabinde Kürt ağa aileleri ekonomik nüfuz kazanmıştır. Özellikle Berazî ailesi 19. yüzyılda Hama’da önemli toprak sahipleri arasına yükselmiş ve görece güç elde etmişlerdir. Modern Suriye tarihinde siyasi olarak ön saflarda gördüğümüz Hüsnü ez-Zaîm ile Hüsnü el-Barazî gibi isimler bu aileden çıkmıştır. Berazîler, Kürdistan’ın en köklü ailelerinden olup 20. yüzyılın başlarına kadar Kobani ile Erzurum ve Erzincan arasında yarı göçebe olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Kürtler arasında çoğu yerde bunların bir boyu olan Qeregêçî (= Karakeçili; şunu da belirtmekte yarar var: Türkmenlikle falan alakaları yoktur, sadece zamanında adını bir Türkmen aşiretten alan Siverek yakınlarındaki bir nahiyede kaldıkları için bunlara Kürtler “karakeçili” demiştir. Şerefname’de Kürtlerin Silivî (= Zîlan) kolunda anılırlar) olarak da geçerler.

Burada Berazî ve Ketıkanların bir bölümü Halep’in güneydoğusundaki Tel Arran kasabasında hâlâ varlıklarını korumuşlardır. Bu ve komşu kasabada bugün dahi Kürtçe konuşulur.

Trablus Dağ Emirlikleri

Lübnan’ın sarp ve ulaşılması güç kıyı dağlık bölgelerinde Kürt aşiret grupları, Kürdistan’daki örneklere benzer biçimde daha çok yüksek kesimlerde varlık göstermiştir. Bu coğrafya hem göçebe hayvancılığa elverişli hem de merkezi otoriteden görece uzak olduğu için geleneksel yaşam tarzının korunmasına imkân tanıyor. Osmanlı yönetimi, bu bölgelerdeki bazı yerel liderleri yarı özerk vergi mültezimleri (mukataacı) olarak görevlendirerek idari sisteme entegre etmiştir.

Bölgede etkin Afrin kökenli önemli emir aileleri arasında Canpolat (Cumbulat) ve Mend (Arapça: Ma‘n. Bu Botan menşeli bir Kürt soyudur; aşiretin ötesinde, Afrin’in dışında, Goyilerin ve Ertuşilerin arasında ve Şengal Dağı’nda karşımıza çıkar) hanedanları yer alır. Sonra da bunlar Güney Lübnan’a yerleştikten sonra evlilik yolu ile Dürzilere karışır ve zamanla Dürzilik mezhebini benimserler. Uzun süre bölgesel vergi ve aşiret siyasetinde belirleyici olmuşlardır. Bölgedeki bir başka Kürt soyu ise 18. yüzyılda Cebel Âmil bölgesinde etkili olan Sa‘b ailesidir. Bunlar da Kürt kökenli olup Şii cemaatinde önemli bir rol oynamış, ancak daha güçlü hanedanlar karşısında kalıcı üstünlük sağlayamamıştır.

Kıyı şeridindeki Trablus sancağında ise 18. yüzyılda bazı gruplar açıkça “Kürt” olarak anılmıştır. Bunların içinde özellikle el-Kura Emirliği dikkat çekicidir. Emir unvanı taşıyan bu aile, fiilen Şii Hamada ailesine bağlı olmakla birlikte belirli ölçüde özerkliğe sahipti. Zaman zaman gerilimler yaşansa da iki aile arasında evlilik ve siyasi iş birliği de görülmüştür. 18. yüzyıl ortalarında el-Kura Emirliği güç kazanmış ve çeşitli vergi bölgelerini kontrol etmiştir.

Kuzey Lübnan’daki Akkar vilayetinde ise Mer‘ebî ailesi 20. yüzyıla kadar etkili olmuştur. Bu sülalenin kökenleri tartışmalı olsa da yerel gelenekler Kürt kökenli olduklarını vurgulamaktadır.

Alevi Dağı

On sekizinci yüzyılda Suriye’nin batı kıyı dağlık bölgesi çok sayıda küçük Kürt aşiretine ev sahipliği yapıyordu; ancak bu grupların izleri günümüzde büyük ölçüde silinmiştir. Köklü Kürt aşiretlerinden olan Reşwanlardan başka, 1749’da geniş ölçekli vergi imtiyazlarını bırakan Anadolu’daki Lekwan (Güney Kürt aşiretlerinden olan “Lek”) konfederasyonunun bazı kollarının da Trablus vilayetine geldiği anlaşılmaktadır. Adana çevresinde yaşayan Lekwanlar eşkıyalıklarıyla tanınıyor ve Türkmen müttefikleriyle birlikte zaman zaman Rakka’ya zorunlu iskâna tabi tutuluyordu. Zamanla bu Kürt göçebelerinin izi yerel toplumun içinde kayboluyor ve görüldüğü kadarıyla yerel topluma karışmışlardır. 1761 tarihli bir dava kaydı, Arap bedevi aşiretlerinin Kürt çobanlar çalıştırdığını ve Akkar ile Safita arasında birlikte göç ettiklerini göstermektedir.

Lazkiye çevresindeki kuzey kıyı dağları ise daha önemli bir Kürt yerleşim merkeziydi. Osmanlı tahrir defterlerinde 16. yüzyılda burada Cebele’de “Mescid-i Ekrad” (Kürt Mescidi) kaydedilmiştir. Yine Cebele ve Lazkiye’nin arkasındaki bölge Alevi ve Türkmen dağlarının komşusu olarak 20. yüzyıla kadar aktif şekilde “Cebel el-Ekrad” (Kürt Dağı) olarak anılmış ki bu hâlâ da öyledir; birçok yer adı Kürt geçmişini yansıtmıştır. Şayet bölge halkı bugün dilsel anlamda asimile olmuşsa da etnik bilinci hâlâ canlıdır ve Kürt geçmişlerinin farkındadırlar.

Sahyun Kalesi 18. yüzyılda Saçlu Kürtlerinin yerleşim yeriydi. İdlib yakınlarındaki Asi Vadisi’ndeki Cisr eş-Şuğur ise Kürtler için stratejik bir merkezdi. Burada etkili olan Kürt önderi Hesen Ağa bin Rüstem ve ailesi, 19. yüzyıla kadar bölgedeki tütün ticaretini kontrol etmiştir. İlginç bir şekilde HTŞ tarafından zorla göç ettirilen, birkaç yıl öncesine kadar buralarda yaşayan Dürzi köylüleri, ısrarla Kürt asıllı olduklarını söylerler. Bunun dışında ise Dürzi Atruş aşiretinin Kürt Artuş aşireti ile isim benzerliği söz konusudur ve özellikle de Dürzi Artuşların yerel tarihle izahının eksikliği bu konuda yoğunlaşmaya gayet elverişlidir. Artuşların Suriye’de varlıkları eskiden beri bilinir ve bunların yine aynı şekilde Dürzi toplumun içine karışması hiç olmazsa araştırma değerdir diye düşünüyorum.

On dokuzuncu Yüzyıl

On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde ise Suriye’deki Kürt varlığı yeni bir dönüşüm sürecine girmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezileşme politikaları, Tanzimat reformları ve aşiret yapılarının denetim altına alınması girişimleri, Kürt topluluklarını da doğrudan etkilemiştir. Bir yandan bazı aşiretler yerleşik hayata geçirilirken, diğer yandan bölgesel güç dengeleri yeniden şekillenmiştir. Bu süreçte kimi Kürt aileleri yerel bürokraside, askerî yapılarda ve vergi idaresinde görev alarak devletle daha kurumsal ilişkiler geliştirmiştir.

Avrupa seyahatnameleri ve Osmanlı belgeleri, bu bölgelerle ilgili olarak Kürtçenin orada zamanla gerilediğini ve nihayetinde ortadan kaybolduğunu göstermektedir. Ancak buna rağmen nüfusun etnik bilinci hâlâ dikkat çekici biçimde canlıdır. Hama ve Humus’ta olduğu gibi, soyu Afrin’e dayanan ve sık sık Kürt kökenini vurgulamış olan Cumbulat ailesinde de bu bilinç mevcuttur.

Nitekim yakın zamanda Hama ve Humus’tan Berazî ve diğer bazı Kürt kökenli aşiretlerinden önde gelenleri Mazlum Abdi’yi ziyaret etmiş ve onunla görüş alışverişinde bulunmuşlardır.

Bugün Cebel el-Ekrad olarak bilinen bölgeden gelen birçok insan da kökenlerinin farkındadır. Birçoğu için bu köken bugün hâlâ önemli bir ayırt edici unsur niteliğindedir. Kürtçe bu bölgelerde iki yüz yıldan fazla bir süredir büyük ölçüde ortadan kalkmış olsa da, buna rağmen söz konusu toplulukların Kürtlüğe belirli bir çekim duymaya devam ettikleri görülmektedir.

Suriye devletinin kurulmasıyla birlikte Kürtler genel olarak dışlanma, vatandaşlık sorunları ve kültürel kısıtlamalarla karşı karşıya kalmış; buna rağmen toplumsal, ekonomik ve kültürel varlıklarını sürdürmüştür. Böylece Kürtlerin Suriye’deki tarihi, yalnızca göç ve aşiret hareketleriyle değil, aynı zamanda devletle kurulan ilişkiler, kentleşme süreçleri ve kimlik mücadelesi bağlamında da şekillenmiştir.

Bu bütüncül perspektiften bakıldığında Kürtler, bugün kullanılan azınlık söylemini aslında aşan, Suriye tarihinde geçici ya da marjinal bir unsur değil; yüzyıllar boyunca farklı biçimlerde varlık göstermiş, yerel toplumsal dokunun temel yapı taşlarından olmuştur.

 

İlginizi Çekebilir

Şampiyonên Herêmê Serdana Şaredariya Peyasê Kirin
Mordem Zel: Hevaltî, Îxanet û Tolhildan

Öne Çıkanlar