Delil Karakoçan: Dönemem…

Yazarlar

“Varlık”ta değil, “Yokluk”ta saklıdır aradığınız “Şey.” O ölümsüzlük iksiri, özgürlük şarkıları, prangaları kıracak o tükenmez hazine… O zorlu ütopya! Yokluğun kalbine inip o iksirden içenler çeker insanı. Nimet ve hikmet sahibi insanlar çeker alır içine; dönmek istesen de dönemezsin. Orada “yaratılmakta olan Şey” ve “Şeylerin hikayesi” bağlar seni. Ayna tutar yüzüne, kalmaz sendeki kibrin zerresi. Narkissos olsan bile anında “ölürsün!” Kavga ve çatışmalardan uzak mütevazı tanrıca Hestia tutar ellerini, utanırsın!

Duygusal engel:

Her dönmek istediğimde gözyaşları(m) alıkoyuyor beni. Sarılır acıların çığlığına “gitmem” der(im), “gidemem”. Başka öyküleri yasaklıyor bana “ad veren” anılar. Avuçlarımda armağan meşe palamudu, korkulardan arınmış rengarenk böğürtlenler, her biri başka dilden başka yerden sayısız yaşanmışlık… Sayısız çakıl taşı, çakır dikeni, gül kurusu, sabırsız düş! Dön(e)mem! Her dönmek istediğimde, bir yıldız kayar ardı sıra olay mahallinde kanadı kırık kuş sürüleri…  Hani der ya Odysseus: “Korkarım içime işler buz gibi kırağı. Ortalığı saran çiğ içime işler, uyuşturur beni, alır bir solukluk canımı” bilirim; ama dön(e)mem…

Yokluğun çekiciliği:

Akşam olur dağ keçileri suya iner; ürkek, incecik, kırılgan. Bedenlerinde sayısız “avcı” yarası. Kem gözler izler su içişlerini… Gün batımlarında hasretin izleri, kızıl mı kızıl; “gel” der, “gidemem” …  Avuçlarımı yakar hatıralar, kalırım. Bir kuytulukta kara demlik çayına tav olurum, tav olurum içten gülüşlere, ayak izine, yırtık urgana, yol bilen yıldızlara bir de yıldızlar ki parlak, yıldızlar ki yakın. Sonra aklımı alır geceye şiir yazan yel, mest olurum; mest olur da kalırım…

Bilincin çiçeklenişi:

Öyle bir zaman ki, “dev tehditler çağı.” “Kriz kâhini” Nouriel Roubini’nin kehaneti belirlemiş kaderi. Rahmet okutan “küresel salgınlar” bir de.  Ama kehanet değil; umudunu yitirenler, kendinden nefret edenler, kendinden kaçanlar yarattı bu çağı ve çizdi kaderi! 

Ah, “Ferrarisini Satan Bilge” hani dersin ya: “Görüşünüz yalnızca kalpten bakabildiğinizde berraklaşır. Dışarı bakanlar düş kurar, içe bakanlar uyanış yaşar.” İçe baktıkça “uyanıyorum” işte! Ben baktıkça kapanıyor kehanetin kapıları. 

Ve ben, her defasında yıktıkça kendimi, avuçlarımda palamutlar bulurum; palamut ki, tebarektir, yaşamın “Nişan”ıdır, anlarım: “Yaşayan hiçbir şey kendi başına, sadece kendisi için yaşamaz.” der hikmet sahibi. Uğruna yaşadığın birileri ya da bir şey vardır illaki. “Dön” dese de içimdeki tevekkül, dönmeyişim bundandır. 

Ötekinin yapıcılığı:

“Şeylerin hikayesi” bağlar seni. Her anı(m) da tertele görmüş yaşlı kadınların duası… Ki duaları, kader ve keder zırhını delip geçen saadettir. Her umutsuz An’ımda, hayat ağacı gibi yeşil ve bilge kalpleri azarlar beni.

Birçok düşünür insanı; “hayat bulmacasının anahtarı” olarak görür, ben “maharetli çilingiri” sayarım. Bundan olsa gerek tertele görmüşlerin “talebeler”i sevişi. Derler ki: Talebeler içe bakarak uyanış yaşar, kir tutmazmış…  Kırarak kanatlarını, yırtıcı bir uçurumun kollarına bırakırmış kendilerini. Açılıverirmiş içlerindeki intihar kentinin sabırsız kapıları. Vururmuş kıyıya çarpıtılmış ne varsa: Köleler, efendiler, iyiler, kötüler, cesurlar, korkaklar, kahramanlar, açlar, toklar, ünlüler, ünsüzler; “Dev tehditler çağı”n da modernitenin esiri iken insan! Nasıl dönerim? Her dönmek istediğimde avuçlarımda sayısız armağan meşe palamudu, korkulardan arınmış rengarenk böğürtlenler, her biri başka dilden başka yerden sayısız yaşanmışlık: Kalırım.

Tavrın estetiği:

Ah, modernite! Yalanın, hayatın gerçek karşılığı haline geldiği kutsiyet! Kapital bataklıkta dokunan hırs ve ihtirasın kimliksiz arsızlığı! Çağına sığınmış küstahlığa ha bire methiye dizilen ocak! Söz verişlerin, kapital tapınaklara tercih edildiği kirli alem! Mezarlığında, varlığına kurban edilmiş ne çok dost ne çok düş kırıklığı var, bilirim. Bilir de kalırım. 

Bu “dev tehditler çağı”nda, “Korkarım içime işler buz gibi kırağı. Ortalığı saran çiğ içime işler, uyuşturur beni, alır bir solukluk canımı” bilirim ama kalırım. Tertele görmüşlerin bilge yürekleri azarlar beni ve içkin hikayeleri… Bilir de kalırım. “Varlık insanı çeker. Yokluk iter.” Böyle düşünen ve yaşayanlar bozdu hayatın ritmini; yine de kalırım.

Zamanın bilgeliği:

Bir hilkat garibesi döndü durdu başımızda, düşmedi yakamızdan illet! Gece ve gündüz, gündüz ve gece öyle durmaksızın… Bê minnet yaşadık gene de tutsağı olsak da katran karası zamanların. Tanrısız karşıladık tekmil tanrıları ve üryan! 

Sonra, bir bilgenin asasından tutunarak doğruldu zaman. Aşka çağıran kitabelerinden öptü şiirin. Ardından bir Gardenya çiçeği gibi koktu tabiat…

 

/Kaynak: MunzurPress/

İlginizi Çekebilir

Hakan Tahmaz: Silivri’de başlayan yargı üzerinden siyasi rekabet
Dilan Karaman’ın arkadaşlarından ortak açıklama: Rapor eksik ve hatalı yazıldı

Öne Çıkanlar