Mecit Zapsu: Newroz Ve Yeniden Doğuş

Genel

Newroz, Kürtler için bir bayramdan öte, bastırılmak istenen bir hafızanın her yıl yeniden doğma iradesidir. Bu metin, Newroz’un tarihsel ve politik anlamını, Ortadoğu’daki gelişmeler bağlamında Kürt birliği ve demokratik gelecek tartışmalarıyla birlikte ele almaktadır.

Bazı ateşler ısıtmaz. Yakar. Ve bazı halklar vardır—yakıldıkça yok olmaz, daha görünür olur. Newroz, Kürtler için bir bayram değildir; bir halkın inkâra karşı verdiği en eski, en inatçı cevaptır. Bir efsane anlatılır: Zulme karşı bir demirci ayağa kalkar, bir kıvılcım yakar ve karanlığı deler. Ama bugün biliyoruz ki mesele sadece bir efsane değildir. Asıl mesele, o kıvılcımın yüzyıllardır neden söndürülmek istendiğidir.

Çünkü Newroz, sadece bir ateş değil; bir hatırlama eylemidir. Ve bu coğrafyada en büyük suçlardan biri hep aynı oldu: hatırlamak. Yıllar boyunca Newroz yasaklandı. Ateş yakmak suç sayıldı. Bir halkın kendi dilinde şarkı söylemesi tehdit olarak görüldü. Ve her yasakta, her baskıda aynı şey tekrarlandı: Meydanlara çıkan insanlar sadece kutlama yapmıyordu—var olduklarını söylüyordu. Ve bu yüzden hedef alındılar. Kurşunlar yalnızca bedenlere sıkılmadı. Bir kimliğe, bir dile, bir hafızaya sıkıldı. Buradan sormak gerekiyor: Bir bayramdan korkan bir akıl, neyi yönetebilir? Bir halkın ateşinden korkan bir düzen, ne kadar ayakta kalabilir?

Çünkü gerçek şu: Newroz’un yasaklandığı her yıl, devlet kendini inkâr etti. Her bastırma girişimi, Kürtlerin değil; bastıranın zayıflığını büyüttü. Bugün Ortadoğu yanıyor. Sınırlar yeniden tartışılıyor, dengeler yeniden kuruluyor, ittifaklar bir gecede değişiyor. Ama bu yangının ortasında en hayati soru hâlâ cevapsız: Kürtler ne yapacak? Parçalanmış bir hafıza, bölünmüş bir siyaset ve birbirine mesafeli yapılarla mı yol alınacak; yoksa bu tarihsel kırılma anı, birliğin başlangıcı mı olacak?

Çünkü bu çağ, sıradan bir çağ değil. Bu, halkların ya dağıldığı ya da kendini yeniden kurduğu bir çağ. Newroz’un ateşi tam da bu yüzden bugün daha anlamlı. Bu ateş artık sadece geçmişi hatırlatmak için değil; geleceği kurmak için yanmalı. Demokratik Kürt birliği artık bir tercih değil; bir zorunluluktur. Ve Türkiye için de gerçek açıktır: Yarım bırakılmış her barış süreci, daha büyük çatışmaların tohumudur. Geciktirilen her hak, daha derin bir adaletsizlik üretir. Eğer gerçekten bir demokratik gelecek kurulacaksa, bu soyut sözlerle değil; somut, yasal ve anayasal güvenceyle mümkündür. Kürt kimliği tanınmadan, Kürt dili anayasal güvence altına alınmadan, eşit yurttaşlık sadece bir temenni olarak kalır.

Artık şu sorudan kaçış yok: Bir halkı tanımadan, onunla nasıl barışacaksınız? Newroz’un ateşi bu yüzden sadece bir sembol değildir. Bu ateş, bir çağrıdır: birliğe, yüzleşmeye, adalete ve artık ertelenemeyecek bir geleceğe.

Çünkü bazı halklar vardır—onları susturamazsınız, onları yok sayamazsınız, onları bekletemezsiniz. Onlar her yıl yeniden doğmayı öğrenmiştir. Ve her doğuş, bir hesap sorar. NEWROZA WE PÎROZ BE…

İlginizi Çekebilir

Sezgin Tanrıkulu: Trafik güvenliği sadece cezayla sağlanamaz
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un ergenlik çağındaki kızı askeri tatbikatta tank kullandı

Öne Çıkanlar