Günay Aslan: Amerika- İsrail- İran savaşında Kürtler

Yazarlar

Amerika- İsrail- İran çatışmasının başladığı 28 Şubat’tan bu yana İran Devrim Muhafızları Ordusu ile ona bağlı olarak Irak’ta faaliyet gösteren Haşdi Şabi milislerinin Kürdistan Bölgesine başlattıkları saldırılar artarak devam ediyor…

İran Devrim Muhafızları Ordusu ve Haşdi Şabi şimdiye kadar Erbil başta olmak üzere Kürdistan Bölgesine yaklaşık 500 saldırı düzenledi. Havaalanları, sivillerin kaldığı kamplar, petrol ve gaz sahaları, Amerikan diplomatik misyonları ve askeri üsleri ile Peşmerge karargahları bu saldırılar da periyodik olarak hedef alındı.

Bu sabah da Xalifan’daki Peşmerge üssüne 5 füze ile yapılan saldırıda 6 Peşmerge hayatını kaybetti, 22 Peşmerge de yaralandı. Böylece İran ve bağlı milislerinin saldırıları nedeniyle Kürdistan’da son birkaç haftada hayatını kaybedenlerin sayısı 15’e, yaralıların sayısı ise 77’ye çıktı.

Saldırılar – ne yazık ki- devam edecek ve savaş Kürdistan’ı da içine çekecek…

Bölgesel Kürt yönetimi her ne kadar itidalli, sağduyulu ve sorumlu davranmaya çalışsa da bu konjonktürde bundan ilanihaye kaçınmak mümkün değil. Kaldı ki Haşdi Şabi Erbil’i işgal etmenin, Federe Kürt yönetimine son vermenin düşünü kuruyor ve aslında her saldırıyla birlikte bu tehdidini güncellemiş de oluyor… 

Elbette İran’la başlayan çatışmanın Körfezi, Irak, Suriye ve Lübnan’ı da içine alacak şekilde bölgeye yayılması bekleniyordu. Burada şaşırtıcı, sürpriz birşey yok ama henüz başlangıç aşamasındayız. Süreç adım adım ilerliyor ve şimdi ilk elden Körfez ülkelerinin savaşa katılmaları bekleniyor.

Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin bugünkü haberine bakacak olursak, ‘’Basra Körfezi’ndeki ABD müttefiki ülkeler İran’a yönelik saldırılara dahil olmaya her gün biraz daha da yaklaşıyor…’’

Gazete, Suudi Arabistan’ın savaşa dahil olmasının “an meselesi” olduğunu yazıyor. Aynı şekilde, ‘’Birleşik Arap Emirlikleri’nin de ordusunu çatışmaya gönderip göndermemeyi tartıştığı’’ bildiriliyor. 

Lübnan’daki çatışma yeniden alevleniyor ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını zor yoluyla sağlayacağını söyleyen İsrail’in karadan ilerleyişi de sürüyor…

Öte yandan Suriye de içten içe kaynıyor. Haşdi Şabi’nin Suriye’ye düzenlediği füze saldırıları ve İsrail’in güneydeki operasyonları mevcut haliyle kırılgan olan dengeleri sarsıyor ve Suriye’nin de giderek bölgesel savaşın bir cephe ülkesi haline gelmesi ihtimali yükseliyor. HTŞ’nin Musul bölgesindeki Sünni Arap milislere verdiği destek, Irak-Suriye sınırındaki hareketlilik, Irak ve Suriye’deki bazı güçlerin eş zamanlı harekete geçeceğini gösteriyor.

Daha birçok gelişme var ve görebildiğim kadarıyla ABD Başkanı Trump’ın dün yaptığı, ‘’İran’la görüşmelerin ilerlediği ve İran’ın anlaşma istediği’’ açıklamalarına rağmen savaşın – kısa süreli ateşkes anlaşmaları yapılsa bile-  yayılması ihtimali daha güçlü bir seçenek olarak öne çıkıyor.

Elbette bölgesel yangın Trump’ın umurunda değil. Trump işin o tarafına bakmıyor. ABD Başkanı amiyane deyimle ‘’Hürmüz Boğazı’na çökmek’’ için yanıp tutuşuyor ve İran’la kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor. Trump, ‘dünyanın su yolunu’ ve ABD’nin rakibi Çin’e karşı üstünlüğü ele geçirmeye yakın bir yerde duruyor ve şimdi bunu bir anlaşma ile garantiye almaktan başka bir şey düşünmüyor. Bütün stratejisini bunun üzerine kurmuş görünüyor.

Aslında Amerika’nın İran’la savaşa girmesinin temel nedeni de buydu. Yeni Amerikan stratejisine göre Hürmüz Boğazı’nı kontrol etmek hayati önemdeydi ve Trump bu hedefe İran’ın askeri kapasitesini kısa sürede çökerterek yaklaşmış bulunuyor. 

Amerika ister anlaşarak ister bir süre daha savaşarak olsun bunu sağlayacaktır. İran artık ABD dayatmasından kurtulamayacaktır. (Trump yönetiminin merkezinde İran Meclis Başkanı Bagher Qalibaf’ın olduğu bir ekiple ciddi müzakereler yürüttüğüne dair uluslararası medyada çıkan haberlere bu açıdan bakmak gerekiyor.)

Amerika yeni küresel sistemin inşası sürecinde, ‘dünyanın su yolunda’ hakimiyet kuracaktır ve İran’da yönetime kim gelirse gelsin; rejim değişsin veya değişmesin İran buna onay vermek zorunda kalacaktır.

Zengezur’dan sonra Hürmüz geçidinde de anahtar Amerika’nın elinde olacaktır. Trump, Deli Dumrul gibi, buradan geçenden veya geçmeyenden de haraç alacaktır. Zaten yeni dünya düzeni de güce dayalı böylesi bir zorbalıkla kurulacaktır.

Yani; İran’la müzakere, İran’la savaş veya İran’la barış; ne olursa olsun sonuç değişmeyecektir. Dolayısıyla bu sonuç elde edilinceye kadar da bölge bıçak sırtında ve yangınlar arasında kalmaya devam edecektir.

Ve Kürtler de bundan hayati derecede etkilenecektir.

Sadece Başur Kürdistan değil, Rojhilat, Rojava ve Bakur; Kürdistan’ın ve bütün Kürtlerin kaderi de bıçak sırtında ve yangınlar arasında çizilecektir.

Kürt halkının bunun bilincinde olduğu anlaşılıyor.

Kürt halkı ülkede; dört parçada  ve diasporada her vesileyle buna uygun mesajlar veriyor. Rojava’dan sonra Newroz vesilesiyle ortaya koyduğu ulusal refleks halkın sürece ve gidişata dair engin bir sağduyuya ve ısrarlı milli bir duruşa sahip olduğunu gösteriyor.

Sorun Kürt siyasetinin buna uygun davranıp davranmayacağında düğümleniyor.

Kürt siyaseti şayet halkın bu görkemli milli çıkışını kendi partisel, örgütsel vd. siyasetine yönelik bir destek gibi algılar, böylesi bir yanılgıya kapılırsa bu yangından salimen çıkamaz.

Yok şayet halkın mesajını doğru algılar; ulusal birliğini gerçekleştirir ve çağın gerekleri ışığında hazırlanmış ulusal bir strateji etrafında kollektif bir irade sergiler ise Kürtler bu süreçten hakları olanı elde etmiş ve bunu garanti altına almış olarak çıkarlar.

Kürt siyaseti ya Kürt halkının gösterdiği istikamette yürüyecek ya da kafasını kuma gömmeye devam edecek ve tarihi bu süreç heba edilecek.

Kürt siyasetinin bir bütün olarak artık yıllardır yaptığı gibi üzerine düşeni yapmaktan imtina etme; ayrı durmak için binbir gerekçe üretme ve sorumluluğu başkasına yükleme lüksü yok.

Tarihin bu kırılma anında halkın gösterdiği yolda ilerlemek zaferi getirecektir; aksi ise hezimete sürükleyecektir.

Başur’da ve Rojava’da yakında dönemde yaşanan gelişmeler bu gerçekliği bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir.

İlginizi Çekebilir

Emine Ülker Tarhan CHP’ye geri döndü: “Mazot 80 lira olmuş, duydum geldim”
Özgür Özel’den Hürmüz Boğazı önerisi

Öne Çıkanlar