Remzi Zengin: Küresel Savaş 5; Pasifik Savaşı…

Genel
Suriye bir Irak değildi ve nitekim müdahalesi Irak’ın gibi kısa değil, Esat 2024 kışında ülkeyi terk edene kadar, tam 13 yıl, 8 ay ve 22 gün

sürdü. Suriye savaşının kaderini İran ve Rusya değiştirdi. İran’ın kaderine sessiz mi kalacaklar?

Saddam liderliğindeki Irak bir İran vekil gücü değildi. İran, Irak’a yapılacak müdahaleyi PDK Lideri sayın Mesûd Barzanî’den dinlediğinde
“buna inanmayın” diyecek kadar süreç sonrasına iştahla bakıyordu. Irak’a müdahale edilecek ve sonra anti-Emperylist bir mücadeleye alan açılacak ve Irak bu bayrak altında Şii eksenin kontrolüne alınacaktı. Camii ve pazarlarda patlatılan binlerce canlı intihar saldırısı buna
hizmet etti.

Suriye ise İran’ın bir vekil gücüydü. Suriye’nin arkasındaki Süper Güç Rusya 2014’te kadar Kırım’ı işgal ile uğraşırken İran, Esat Rejimi düşmesin diye sahada idi. İran’ın süreci kotardığı anlaşıldıktan sonra Rusya 2015’te sahaya adam akıllı inmeye başladı.

Yıllardır saatini dahi öngörmeye çalıştığımız İran müdahalesi de buna benzer mi gelişecek? Rusya Ukrayna’ya karşı hırpalandığı için uzak mı
durmaya çalışacak? Çin “benim daha Tayvan’a bile sahip çıkamıyorken İran için ne yapabilirim ki!” mi diyecek?

Gelecek 100 yılı kimin belirleyeceğine tarafların amaç ve gayeleri değil, neyi, ne zaman, nasıl ve nerede yaptıkları belirleyecek. Niçin
değil!

Rusya, Çin, Kuzey Kore ve hatta Türkiye’nin gözü dün İran’a arka çıkmayı kesmiyor olabilir ama yarının kime ne fırsatlar doğuracağı da
var. Çin, İran’a destek için ABD uçaklarını İran veya Körfez’de düşürmeye gitmek zorunda değil. stokları düşen ve üç aydan uzun bir
savaş planlamasının ardından plansız sürece giren ABD ile Tayvan’da savaşmayı göze alabilir. Çin’den önce Rusya’da ezber bozan ve
kendisinden hiç beklenmedik başka bir hamlede bulunabilir.

Bu ihtimal ve risk Ukrayna savaşından aylar önce iyice belirginleştiğinde NATO’nun yetersiz ve hatta Türkiye gibi bazı üyeler nedeniyle
tıkanabileceği de öngörülerek Tayvan savunması için 15 Eylül 2021 günü AUKUS kuruldu. Üyeler sırf bu savaş için savaş gemisi, denizaltı ve
diğer unsurların üretimini de o yıl ihaleye çıkardı. Bütün Doğu Bloku umudunu Çin’e bağlamışken Çin açısından mesele yalnızca güç biriktirmek değil, aynı zamanda stratejik fırsat penceresini kaçırmamaktır.

 

Rusya Ukrayna savaşına girerken Ukrayna’nın yalnız bırakılmayacağından emin bu hesapları yapmış olmalı ve savaşın gerektiği yerlerde başka
müttefiklerle paylaşmayı hesaplamış olabilir. Batı’yı aynı anda birden fazla cephede zorlayacak bir sürecin daha avantajlı olacağı
düşünülerek Batı’nın zaman kazanma ve savaşın yayılmasını önleme stratejisine karşı Doğu’nun zamanı sıkıştırma stratejisi olabilir.
Dolayısıyla, Pasifik savaşı sadece nerede ve nasıl değil, ne zaman başlayacağı üzerinden de kazanılacak ya da kaybedilecektir.

Doğu blokunun siyasal ve askeri koordinasyonunda Rusya’nın rolü belirginleşmiş durumda. Putin’in liderliğinde şekillenen bu eksen,
Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişiyle tamamlanıyor. İran, Kuzey Kore, Türkiye ve Pakistan gibi aktörler bu geniş jeopolitik alanın
çevresel destek noktaları olarak öne çıkarken, Avrupa’da Macaristan ve Slovakya gibi kırılgan halkalar bu eksenle temas halinde.

Venezüella’ya yapılan müdahale de tıpkı AUKUS’un kuruluşu gibi birhazırlıktı. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip bir ülkeyi
Doğu’nun müttefikliğinden çıkarıp çıkacak büyük savaşta petrol kullanımını ve fiyatlarını kontrol altında tutmakla bu stratejinin bir
parçasıdır.

ABD hâlâ küresel sistemin merkezidir. Kendisine meydan okuyan Rusya liderliğindeki Doğu Bloku ile hesaplaşmak zorundadır. ABD’nin gücü üç
sütuna dayanır; finansal sistem (dolar düzeni), teknoloji altyapısı ve askeri ittifak ağı.

Küresel hegemonya mücadelesinde AB, İngiltere  ve İsrail yalnızca bölgesel aktörler değil, Batı blokunun stratejik kapasitesini
tamamlayan kritik çarpan güçler olarak öne çıkmaktadır. AB, ekonomik ağırlığı, finansal düzeni ve normatif gücüyle Batı sisteminin kurumsal
omurgasını temsil ederken, aynı zamanda Rusya tehdidi karşısında yeniden militarize olan bir güvenlik refleksi geliştirmektedir. İsrail ise özellikle Orta Doğu’daki teknoloji, istihbarat ve askerî kapasitesiyle bölgesel sınırları aşan küresel bir etki alanına sahiptir ve ABD’nin küresel stratejik mimarisinde stratejik bir rol oynamaktadır.

Bu yapı içinde ABD liderliğindeki Batı bloğu, sadece bir ittifaklar sistemi değil; finans, teknoloji, istihbarat ve askerî gücün entegre edildiği çok katmanlı bir küresel güç ağı olarak şekillenmektedir. Bu nedenle olası bir Pasifik çatışmasında Batı bloğu yalnızca Asya-Pasifik ekseniyle değil, Avrupa ve Orta Doğu üzerinden de eşzamanlı bir stratejik baskı mekanizması kurma kapasitesine sahiptir.

Bu noktada Hindistan faktörü kritik hale gelmektedir. Çin’e karşı oluşan jeopolitik hatta Hindistan, Batı ile uyumda giderek daha
belirgin bir karşı ağırlık oluşturmaktadır. Sınır gerilimleri, Hint-Pasifik rekabeti ve ekonomik yeniden konumlanma süreçleri
Hindistan’ı Pasifik denkleminde dolaylı ama belirleyici bir aktör haline getirmektedir. Olası bir Çin hamlesi, yalnızca Tayvan üzerinden
değil, tüm Asya dengesini yeniden şekillendirecek çok katmanlı bir kırılma yaratacaktır.

Bu büyük stratejik satrançta zamanlama faktörü belirleyici hale gelmiştir. Pasifik savaşı için Mayıs-Haziran ayları tespiti yanlış
değil. Amfibi çıkarma için hava, dalga ve görüş koşulları stratejiktir. Hem askeri hazırlıkların tamamlandığı hem de siyasi
pencerelerin en açık olduğu dönem olarak kritik bir eşik oluşturmaktadır.

Pasifik’te patlak verecek bir savaş, yalnızca iki güç arasındaki bölgesel çatışma olarak kalmayacaktır. Böyle bir kırılma anı, uzun
süredir biriken jeopolitik gerilimlerin eşzamanlı olarak açığa çıktığı bir süreci tetikleyecektir. Bu nedenle Pasifik savaşı, tek başına bir
cephe değil; çok cepheli bir küresel kaos dinamiğinin başlangıç noktası olarak görülmelidir.

Eğer bu hatlar aynı anda hareketlenirse, ortaya çıkacak tablo klasik bir dünya savaşından farklı, ancak etkileri çok daha yaygın bir çok
katmanlı küresel çatışma olacaktır. Pasifik’te bir kriz derinleştiğinde, Moskova’nın stratejik refleksi büyük ihtimalle Doğu Avrupa hattını yeniden hareketlendirmek olacaktır. ü

Avrupa cephesi, Batı’nın dikkatini ve kaynaklarını dağıtmanın en etkili yollarından biridir. Bu durum, NATO içinde daha sert bir güvenlik refleksi doğururken, Avrupa’nın yeniden militarize olma sürecini
hızlandıracaktır.Iran bu denklemde uzun süre Doğu bloku’nun Kraliçe Arısı olarak öne çıktı. Putin sürekli dillendirdiği yeni dünya düzeninde İran’a bir yer var mı, yoksa onu bir odun gibi harcayıp bütün rollerini Türkiye’ye devretmeyi mi uygun görüyor? Hareketleri kararın ne olduğunu netleştirecektir. İran’ın denklemin dışına itilmesi ile Türkiye’nin Doğu Bloku adına daha aktif bir rol üstlenmesi muhtemeldir. Türkiye’ye yapılan yoğun teknoloji transferi bu çerçevede ele alınmalıdır.

Türkiye’nin İsrail ve Yunanistan gibi aktörler ile olan tarihsel ve stratejik gerilim hatları, daha geniş bir çatışma dinamiğine dönüşebilir. Bu cepheyi belirleyen asıl unsur, tek tek aktörlerden ziyade güç boşluğunun doğasıdır. Orta Doğu’da denge bozulduğunda, çatışmalar hızla çok aktörlü ve kontrolsüz hale gelebilir. Bu da küresel savaşın en öngörülemez boyutunu oluşturur.Ukrayna savaşı tarafların birbirini yıpratma stratejisine hizmet etti ama Pasifik savaşı sistem savaşını gerçekleştirmeye hizmet edecektir.
Ortasındaki İran müdahalesi ise Batı’nın bu iki savaş arasında bir denge kurma çabasıdır.

Bu tablo Doğu bloğunu tek bir merkeze doğru itiyor: Çin, bugün sadece ekonomik bir güç değil; aynı zamanda Doğu’nun Batı’ya karşı kurabileceği tek sistem alternatifinin taşıyıcısı.

Çin yükseliyor, ama bağımlı. Büyüyor, ama kırılgan. Önünde tarihsel bir karar duruyor; Sisteme entegre olarak yükselmek ya da sistemi zorlayarak yeniden kurmak. Buna karar verirken bir gözü Rusya ve İran’ın doğurduğu fırsatlardadır.

İlginizi Çekebilir

Türkiye, Suriye ve Irak Kürdistan Bölgesi’ni bypass edecek bir demiryolu koridoru oluşturuyor
Amedspor–Erokspor maçı TRT Kurdi’de canlı yayınlanacak

Öne Çıkanlar