Oktay Candemir: İş-Kur Kimin Kur’umu..?

Genel

Görüntü bana geldiğinde açıkçası şaşırmadım. Zaten yıllardır bildiğim bir durumdu ama haberin videolu olması, yıllardır yaşananların ispatı olması açısından oldukça önemliydi. Çünkü orada sadece bir il başkanının sözlerini dinlemiyoruz. Orada bir sistemin nasıl çalıştığını, daha doğrusu nasıl çalıştırıldığını görüyoruz.

Konuşan kişi, AKP Hakkâri İl Başkanı Zeydin Kaya. Konu ise son derece kritik: İŞKUR alımları. Yani, eski adıyla Türkiye İşçi Kurumu… Yani devletin işsiz insanlarımıza ulaşması için oluşturulmuş bir kamu kurumundan söz ediyoruz. Sadece 2025 yılında Türkiye genelinde 1 milyon 478 bin kişi bu kurum tarafından işe alınmış. İnsan ister istemez soruyor; Bu 1 milyon 478 bin kişi AK Partili mi?

O görüntüde karşımıza çıkan şey, sosyal devlet refleksi değil; tam tersine bir “parti devleti” refleksi. Ve bunu artık dolaylı işaretlerle değil, doğrudan cümlelerle izliyoruz: “Yanımızdaki arkadaşları da listeye alsınlar…” Bu cümle bana şunu söylüyor: Devletin imkânları, ihtiyaç sahiplerine göre değil, aidiyete göre dağıtılıyor. Yani liyakat değil, sadakat. Hatta daha da açık söyleyeyim: Bu, yıllardır tartıştığımız “torpil” meselesinin teorik değil, pratik bir itirafıdır.

Ama asıl dikkat çekici olan, bundan da öteye geçen ikinci bölüm. AK Parti’nin il başkanı, İŞKUR için hazırladıkları listeye onay vermeyen kaymakamı açıkça tehdit ediyor. “İstersen kaymakamın babası olsun…” diyor. Bu cümleyi sıradan bir öfke patlaması olarak görmüyorum. Bu, devletin nasıl da parti devletine dönüştüğünü gösteriyor. Yani… Devlet memuru artık hukuku temsil eden bir aktör olarak değil; beklentiye göre hareket etmesi gereken bir unsur olarak görülüyor.

Bunu yıllardır söylüyoruz. AK Parti Hakkâri İl Başkanı Zeydin Kaya, kaymakamı o kadar özgüvenle tehdit ediyor ki bu sözler, bunun ilk kez yaşanmadığı izlenimini veriyor. Kaymakamların ve valilerin istenileni yapmasına o kadar alışılmış ki, yapılmadığı zaman da böyle küplere biniliyor. Kaymakamlar ve valiler artık partinin beklentisini yerine getirmesi gereken makamlar olarak görülüyor.

Şimdi kendimize şu soruyu sormadan geçmeyelim: Bu sözleri bir CHP’li ya da DEM Partili siyasetçi söyleseydi ne olurdu? Cevap aslında çok tanıdık. Devletin kaymakamını tehdit etti diye sabahın erken saatlerinde evlerine baskın yapılır, gözaltına alınır ve tutuklanırlardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bahçeli, grup toplantılarında sert tepki gösterirdi.

Ama bu durum karşısında sessizlik var. Evet, en çarpıcı olan şey belki de bu. Ve burada gördüğümüz tepki ya da tepkisizlik bize şunu anlatıyor: Bu tür sahneler artık istisna değil. Neredeyse alışılmış bir tablo. Eskiden bu tür durumlarda muktedirler “Olur böyle” diyerek bunun münferit olduğunu söylerdi. Ama şimdi öyle değil. O kadar sık yaşanıyor ki bunu bile söyleyemiyorlar.

Düşünün; İŞKUR’da dahi bunu yapanlar, üniversitelerde ya da daha büyük kurumlarda neler yapmıyordur. Devlet dediğiniz yapı, eşit mesafede durmak zorundadır. Eğer o mesafe kaybolursa… Geriye sadece güçlü olanın sözünün geçtiği bir düzen kalır.

Hakkâri’deki o video, işte bu dönüşümün küçük ama çok net bir fotoğrafı. Asıl mesele o görüntü değil; o görüntüye artık hiçbirimizin şaşırmıyor olmasıdır

İlginizi Çekebilir

“Avukata şiddete karşı Meclis’e yürüyüş: ‘Bir kayba daha tahammül yok’”
Yolcu gemisinde salgın paniği: Hantavirüs nedir?

Öne Çıkanlar