Cafer Solgun: “Süreç devam ediyor!”

Yazarlar

Süreç var ve devam ediyor; öyle diyorlar. Sürecin varlığına ve devam ettiğine delalet, çatışma ve operasyonların durmuş olması dışında herhangi bir “gelişme” yok gerçi ama hiç değilse “süreç bitti” demiyor, var mı yok mu anlayamadığımız “masayı” tekmelemiyorlar; bu da bir şey…

İktidar sözcüleri ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) isimli darbecilerin icadı vesayet kurumunun ültimatom üslubuyla yaptığı açıklamalarda da “var” ve “kararlılıkla devam ediyor” deniyor. Gerçi MGK ve iktidar koalisyonu sözcüleri “süreç” yerine “Terörsüz Türkiye” demeyi tercih ediyorlar ama “detaylara” takılmamak lazım! Hem, eski ve yeni yandaş amigolar hemen ağzının payını veriyorlar insanın; “Ne yani, terör sürsün mü istiyorsun!” 

Çok tanıdık bir söylem bu… “Çözüm süreci” döneminde (2013-2014) o zaman yazdığım gazetedeki köşemde sahici ve kalıcı bir barış için kısa, orta ve uzun vadede tarafların atması gereken adımları dile getirmeye çalıştığım yazılarıma malum amigo tayfasından hücum ediyorlardı: “Yoksa barış istemiyor musun?” Kısa süre sonra sahipleri yeniden savaş konseptine geçince derhal “barışçı” olmaktan “savaşçı” moduna geçip ellerine vleda sopalarını aldılar ekranlarda. Şimdilerde yeni isimler de koroya katılmış durumda ve bu kez de Kürtlerin derdi, davası nedir aldırış etmeden devlet ve Devlet her “terörsüz Türkiye” dediğinde alkış çalıyorlar…

Süreç” var ve devam ediyor ama sürecin varlığına ve sürüyor olmasına delalet en asgari adımları atmak konusunda dahi sayın devlet tarafında herhangi bir “hareket” yok. 

En son bir yargı paketi yasa tasarısı geldi parlamento gündemine. Bakmışsanız görmüşsünüzdür, gayet “çeşitli” düzenlemeler içeriyor: Miras mevzuları, dijital verilerin korunmasıyla ilgili yeni hükümler, duruşma sürelerinin yeniden düzenlenmesi, vb. “Yok, yok” diyeceğim ya, “süreç” ile ilgili herhangi bir “açılım” veya “reform” ya da neyse ne işte, yok…

Oysa son birkaç yıldır ara sıra infaz yasasının yeniden düzenleneceği yorumları yapılıyordu mesela. “Af” değilse bile içerideki siyasi mahpusların infaz sürelerinin belirli şartlar dahilinde kısaltılması, dağda olup da “eyleme” katılmamış ve karışmamış olanların “topluma kazandırılması” (nasıl olacaksa?), Abdullah Öcalan ve diğer ağırlaştırılımış müebbet hükümlüsü PKK’li mahpuslara “umut hakkı” tanınması ve AİHM kararları gereği cezalarının önemli bir bölümünü yatmış olanların serbest bırakılması… Rivayet çok, icraat yok

AİHM demişken… Malum; yürürlükteki anayasaya göre Avrupa Insan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararları bağlayıcı bir nitelik taşıyor ve bu kapsamda Selahattin Demirtaş, Osman Kavala gibi isimlerin derhal serbest bırakılması gerekiyor. Yasanın geç uygulamaya konulması nedeniyle mümkünse özür de dileyerek… Ama ne var ki nice zamandır ne AİHM ne de Anayasa Mahkemesinin kararlarını umursayan var. “İşimize geleni umursarız, işimize gelmeyene yok hükmünde muamelesi yaparız” gibi yasal ve yazılı olmayan bir “ölçüye” göre hareket ediliyor…

Bir ara Saray’dan bir başdanışman (Mehmet Uçum) Şeyh Said ayaklanmasının bastırılmasının ardından çıkarılan geçici nitelikteki “af” yasasını hatırlatmış ve o tür bir “geçici yasa” çıkarılabileceğinden bahsetmişti. Söyleyen “süreç” ile resmen olmasa da gayrı resmi olarak gayet ilgili bir isim olunca ciddiye almalısınız tabii. Ama o da rivayet olmanın ötesinde bir anlam kazanmadı…

Konuyla en doğrudan ilgili devletin yüksek hasassiyetini ortaya koyan yaklaşım, “silahlarını bırakıp gelsinler, sonrasına bakacağız” şeklinde. Silahların sahipleri de doğal olarak soruyorlar, “nereye bırakalım silahları? Bir de yani sonrasıyla ilgili yapacaklarınızı duyalım? Hiç değilse Öcalan’ı bırakın” filan. Ama boşlukta yankılanıyor. “Terörsüz Türkiye” sözcüleri aynı teraneyi yineliyor; “Önce silahlarınızı bırakın!

Malum, Rojava ile ilgili de bir “kırmızı çizgimiz” politikası vardı devletin. Şam’daki Colani yönetimi, herhangi bir bedel ödemeden, bir takım belirsiz sözler içeren anlaşmalar neticesinde Rojava’yı Şam’a “entegre” etti. Orada da “süreç” henüz nihayete ermiş değil, devam ediyor. 

YPG güçlerinin “entegresinde” kayda değer bir sorun yaşanmadı şimdiye değin. Ama kadın savaşçıların (YPJ) durumu halen belirsiz. Şam’da ilan ettikleri İslamcı Arap devletinin ideolojik hassasiyetlerine göre kadınların savaşçı olmasını “caiz” görmüyorlar. Onların mümkünse çarşaflara bürünüp evlenip çoçuklarına ve kocalarına bakmaları lazım; ötesi, “erkek” işleri…

Kürtçeyi eğitim ve siyaset dili, ülkenin Arapça ile birlikte resmi dili kabul etme konusunda uzun süre muhtemelen Ankara’nın aklına uyup nazlandılar; Kürtçeye “bilinmeyen dil” muamelesi yapmaya yeltendiler neredeyse…

Neyse. Adına henüz “barış” demenin uzağında seyrediyoruz ama durduk yere “yoksa sürece karşı mısın sen?” hücumlarına maruz kalmadan şurada dursun sözümüz: Kavl-i kararımız, ikrar ve duruşumuz gerçek, sahici, onurlu ve kalıcı bir barıştan yanadır ve bu mesele Kürtler için kimsenin demagojisi ile tanınmaz hale getirilemeyecek kadar bedeli çok ağır ödenmiş bir hayat memat meselesidir…

 

İlginizi Çekebilir

Çelik’ten ‘Süreç’ açıklaması: Bugün itibarıyla net bir şekilde yeni bir aşamaya geçilmiştir
Kolombiya: Trump’ın desteklediği aday Cumhurbaşkanı seçildi

Öne Çıkanlar