DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen gözaltıları ve hak ihlallerini eleştirdi. Demokratik haklara yönelik baskıların kabul edilemez olduğunu belirten Hatimoğulları, ifade özgürlüğünün korunması çağrısında bulundu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında konuştu.
NATO’yu protesto edenlere kapıları kırılarak düzenlenen operasyona tepki gösteren Hatimoğulları, “Bu, demokratik haklara ve siyasal özgürlüklere çok açık ve net bir saldırıdır. NATO zirvesine itiraz, savaş ve sömürü düzenine itirazın ta kendisidir. Halkların barış talebi kapı kırılarak bastırılamaz” dedi. Savaş politikalarına, NATO’ya ve emperyalizme karşı söz söylemenin suç değil hak olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, “Gözaltına alınan bütün yoldaşlarımız acilen serbest bırakılmalıdır” ifadelerini kullandı.
Barış müzakerelerinin devam ettiği bir dönemde Kürt siyasetçi Ayşe Gökkan’a 19 yıl 6 ay hapis cezası verilmesinin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, “Kobane kumpas davası ve bütün siyasi davalar artık düşmelidir. Arkadaşlarımız özgürlüklerine kavuşmalıdır. AİHM kararları uygulanmalıdır” çağrısında bulundu.
“Açık ve net bir saldırı”
Hatimoğulları, “Gece 3’ten itibaren özellikle Ankara merkezli çok yoğun bir gözaltı furyasıyla karşı karşıyayız. NATO zirvesi öncesi Ankara’da yapılan baskında yüzlerce insan, devrimci, sosyalist gözaltına alındı. Bu, demokratik haklara ve siyasal özgürlüklere çok açık ve net bir saldırıdır” diye konuştu.
“NATO zirvesine itiraz, savaş ve sömürü düzenine itirazdır”
Düzenlenen baskınlarda DEM Parti bileşeni Devrimci Partinin Eş Genel Başkanı Elif Torun Öner’in de gözaltına alındığını belirten Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ülkede bir NATO toplantısı olacak ama neredeyse bütün Türkiye’yi felç edecek derecede ‘güvenlik önlemi’ alıyorlar. Bu ülke NATO’yu keyfince ağırlasın diye sabaha karşı yüzlerce insan gözaltına alındı. Temmuzda Ankara’da yapılacak NATO zirvesine itiraz, savaş ve sömürü düzenine itirazın ta kendisidir. NATO’nun emperyalizmin lehine dünyanın ve bölgenin jandarmalığını yapmasına net bir itirazdır. NATO’ya üye ülkeler yurt içi gayrisafi milli hasılalarının yüzde 2’sini verirlerken yeni dönem alınan kararlarla yüzde 5’i veriliyor, silahlanma için ayrılıyor. Gözaltına alınanların itirazı bunadır. Bütün dünya açlık ve yoksullukla yüz yüze kalmışken silahlanmaya bu kadar büyük bir payın ayrılmasına itiraz ettikleri için gözaltındalar. Bu itirazlar hepimizin itirazıdır.”
“Halkların barış talebi kapı kırılarak bastırılamaz”
NATO zirvesi nedeniyle Ankara’da adeta olağanüstü hal ilan edilmesine de tepki gösteren Hatimoğulları şunları dile getirdi:
“Gece yarısı yapılan bu baskınlar halkların barış talebidir, NATO’ya ve savaş politikalarına itirazıdır ve bu itiraz susturulamaz. Halkların barış talebi kapı kırılarak bastırılamaz. Halkların barış talebi ve NATO’ya karşı tutumları, Ankara’yı büyük bir cezaevine dönüştürerek engellenemez. NATO yasakları kapsamında Ankara’da iki hafta boyunca yurttaşların demokratik hakları yasaklanıyor. Kim tarafından? Valilik bir karar alıyor… Bu karara itiraz ediyoruz. Sadece sözlü değil, hukuk komisyonumuzun başvurusuyla bu kararın yürürlükten kalkması için DEM Parti olarak dava açtık. Savaş politikalarına, NATO’ya, emperyalizme karşı söz söylemek suç değildir, haktır. Gözaltına alınan bütün yoldaşlarımız acilen serbest bırakılmalıdır. Demokratik haklara yönelik bu baskıları asla kabul etmiyoruz.”
“Kobane davası ve bütün siyasi davalar düşmelidir”
Cezaevi ziyaretlerini aktaran Hatimoğulları, “Geçtiğimiz hafta Sincan Cezaevi’ndeydim. Kobane kumpas davasından hukuksuz biçimde tutuklu olan arkadaşlarımızı ziyaret ettim. Dilek Yağlı, Zeynep Karaman, Ali Ürküt, Nazmi Gür, Alp Altınörs, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız ve İsmail Şengül’le görüştüm. Yine Sincan Cezaevinde bulunan Ayşe Gökkan, Leyla Güven ve Melike Göksu’yu ziyaret ettim. Her birinin gözünde bu ülkenin barışçıl geleceğine dair derin bir umut vardı” dedi.
Geçen hafta Ayşe Gökkan’a 19 yıl 6 ay hapis cezası verildiğini hatırlatan Hatimoğulları, “Bu ceza, adaletin değil intikamın dilidir. Hele de barış müzakerelerinin devam ettiği bir dönemde verilen bu cezaları kabul etmiyoruz. Kobane kumpas davası ve bütün siyasi davalar artık düşmelidir. Arkadaşlarımız özgürlüklerine, halklarına kavuşmalıdır. Buradan iktidara tekrar hatırlatıyoruz: AİHM kararları uygulanmalıdır” diye konuştu.
“Yasaklarla ne kadınlar ne de LGBTİ’ler yok olur”
Geçtiğimiz günlerde LGBTİ hakları konusunda paylaşım yapan, Onur Haftası etkinliklerini duyuran sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildiğini belirten Hatimoğulları, “Şu bilinsin ki; yasaklarla, baskılarla ve sansürle ne kadınlar ne de LGBTİ’ler yok olur. Baskıya, sansüre ve nefrete karşı dayanışmayı büyüteceğiz. Düşünce ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünü yok sayanlara karşı herkesin yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.
“Çıplak aramayla ilgili Meclis Başkanlığı inceleme başlatmalı”
Meclise girmek isteyen kadın gazetecilere yönelik kötü muameleye de tepki gösteren Hatimoğulları şunları kaydetti:
“Geçtiğimiz hafta burada, Meclis çatısı altında bir başka baskı yaşandı. Grup toplantılarını takip etmek üzere Meclise girmek isteyen kadın gazetecilere kapıda çıplak aramaya varacak bir girişimde bulunuldu. Bu korkunç bir şeydir. İnsan onurunu zedeleyen bu davranış hakkında gerekli inceleme, Meclis Başkanlığı tarafından acilen başlatılmalıdır. Mecliste emek veren, sesimizi duyuran, yurttaşa haber taşıyan bütün basın emekçilerine teşekkür ediyoruz.”
“Silahların sustuğu her an insanlığın kazancıdır”
ABD ve İran arasında imzalanan mutabakatı ve müzakereleri memnuniyetle karşıladıklarını belirten Hatimoğulları, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının da son bulması gerektiğini dile getirdi. İran devletine de demokratikleşme adımları atılması çağrısında bulunan Hatimoğulları özetle şunları dile getirdi:
“İran-ABD arasındaki anlaşma görüşmelerini memnuniyetle karşılıyoruz. Diyaloğun savaşa tercih edildiği her adım çok kıymetli, çok değerlidir. Silahların sustuğu her an insanlığın kazancıdır. Temennimiz, bu anlaşmanın tamamına ermesi ve kağıt üzerinde kalmamasıdır.
İran-ABD anlaşması sağlanırken İsrail, Lübnan’ı bombalamaya devam ediyor. Dünyanın en güzel kentlerinden biri olan Beyrut’a yağmur gibi bombalar yağıyor. Artık buna son verilmelidir. Bu anlaşmayla birlikte Lübnan’a yönelik saldırılar da bitirilmelidir. Bu hengamede kan ağlayan mazlum Filistin halkı asla unutulmamalı, Filistin işgaline son verilmelidir. Ortadoğu’da silahlar susmalı, barış konuşmalıdır.
Buradan İran devletine de seslenmek istiyorum: İç barışınızı sağlamanız çok önemlidir. Kürtlerin, Azerilerin, Farsların ve Beluçların eşit yurttaşlık hakkı güvence altına alınmalıdır. Kadınların özgürlüklerinin önü açılmalıdır. Bir sanatçı başı açık şarkı söyledi diye kırbaçlanmamalı, hiç kimse idam edilmemelidir. İşçiler, esnaflar ‘Açız, ekmek ve adalet istiyoruz’ diye miting ve yürüyüş yaptıkları için sokaklarda öldürülmemeli, şiddet görmemelidir. Böylesi yeni bir başlangıçla ilerlenmesini umut ediyoruz.
Bir çift sözümüz de İran’daki Kürt halkıyla ilgili olacak: Savaş döneminde Kürt halkının ortaya koyduğu bu tarihi tutuma denk düşen bir karşılık verilmelidir. İran’daki Kürt örgütleri, kimsenin koçbaşı olmadıklarını bir kez daha gösterdi. Kürtlerin tutumu nettir: Irak’ta muhatap Bağdat, Türkiye’de Ankara, Suriye’de Şam, İran’da Tahran’dır. İran rejimi Kürtlere yönelik idam ve inkar politikalarından vazgeçmeli, demokratik bir yöne doğru adım atmalıdır. İran’ın ortak geleceğinin yolu; toplumsal barıştan, kadınların özgürlüğünü esas alan demokratik bir yönetimden geçer.”
/Kaynak: Evrensel/












