Delil Karakoçan: İlerlemenin Trajik Diyalektiği

Yazarlar

Düşünür, felsefeci Sokrateskaçıp kurtulmasını salık verenleri umursamaz, baldıran zehri içirilerek öldürülür.  Hallac-ı Mansur, darağacına asılır, parça parça edilerek idam edililir. Büyük hekim ve hümanist Miguel Servet, kilise tarafından kitaplarıyla birlikte yakılır. Felsefeci, Şair Bruno, engizisyonca önce “sapkın” ilan edilir, ardından Roma’da diri diri yakılır. Kimyager ve Hukukçu Lavoisier, -ki şu anekdot çok anlamlıdır- boynunun vurulmasını beklerken kitap okuyordur. Cellat onu giyotine götürmek için yanına geldiğinde Lavoisier, nerede kaldığını unutmamak için okuduğu kitabın arasına ayraç koyar… Galileo Galilei, ömrünün önemli bölümünü ev hapsinde geçirir. Matematikçi gök bilimci Pisagor, öğrencileriyle birlikte ateşe verilerek yakılır.

Daha sayısız uzak-yakın örnekleri vardır.

Bu trajik öykülerin akla getirdiği ilk şey “Neden?” sorusudur. Evet “Neden?” Nedeni şudur: Geleneksel düzenin dışına  çıkılmadan ne yeni bir şey bulunabilir ne de yaratılabilir. Var olanın, bilinir olanın dışına çıkmak sorulara yanıtlar arar. Bundandır ki, her yeni şey, her yeni fikir, her yeni buluş, her yeni akım ve adım düşünsel ve inançsal açıdan kurulu düzenin, düşünce ve yaşam düzeneğinin dışına çıkmayı gerektirir. Bu ise, her toplumcu düşünürü, entelektüeli, geleneksel düzen ve sistemin çelişkisi yapar. Çünkü, Entelektüel öncüler kanıksanmış yerleşik tabuları yıkar(lar), statükoyu bozar(lar);  bu edimleriyle geleneksel olanla/güçlerle  karşı karşıya kalırlar.

Öncü entelektüellerin ödediği bedel, yaptığı fedakarlık hayatlarına mal olur. Bu mal oluş “büyük kayıp” gibi görünse de aslında “kolektif kazanım”dır.

Eğer bu tutumu takınmayıp “geri adım” atmış olsalar (dı), savundukları doğrular, “kişisel bir fikir” ya da “ölü bir fikir” olarak kalacaktı. Dahası toplumsallaşmayacak, büyük devrimsel değişimlere yol açmayacaktı.

Adanmış yaşamlar anlatır ki:  Bir fikrin toplumsallaşması sadece o fikrin doğruluğuyla gerçekleşmez; bedel ödemeyi de gerektirir. Zira, bilim insanlarının, entelektüel öcülerin kendi hayatlarını önemsemeyerek “hiçe sayması” davalarının ciddiyetini de kanıtlar. Güven verir ve kitleselleşmesini sağlar.

Trajik öykülerin ve bu öykülere özne olanların anlatmak istediği bir diğer şey de şudur: “Sahip olduklarınız; konfor alanlarından çıkmayı reddedenler sayesinde değil, bilinmeyen uğruna bedel ödeyenler sayesinde inşa edilmiştir.” İnsanlık, gelişimini bilime ve bilim insanlarının, entelektüel öncülerin kararlı duruşlarına borçludur. Tarih, idealleri ve inançları için bedel veren  ya da bedel ödeyen sayısız trajik örnek sayarak “yol da olanlara” ve “yol almak isteyenlere” ışık tutar.

Bugünkü hayatı ve sahip olduklarımızı biz yaratmadık. O, Tarih boyunca zorbaların, özellikle de engizisyonun akıl almaz baskı, yasak, sürgün ve işkence uygulamaları karşısında cesaret ve inançla duran bilim insanlarının ve entelektüellerin eseridir.

Diyalektik kural şudur: Her değişim bir “sürtünme” yaratır. Sürtünme ise, eskinin mukavemeti ile yeninin enerjinin yarattığı çarpışmadır. Birer “mirasyedi” olmak istemeyenler bu enerjiye sahip olur. Kurulu olanın, verili olanın dışına çıkarak üretir. Bunu göze alamadığında ise fikirler, önermeler, paradigmalar sadece “hayal” olarak kalır ve asla somutlanamaz.

/Kaynak: Munzurpress.com/

İlginizi Çekebilir

Amed Mardin: İsrail Bağımsız Kürdistan Kurar mı?
Kılıçdaroğlu’ndan Burcu Köksal mesajı: “CHP’de kalmalı”

Öne Çıkanlar