Günay Aslan: Kürt siyaseti ve stratejik dönüş meselesi

Yazarlar

Bundan 4 yıl kadar önce Türkiye ve Kürdistan halkları ‘Büyük Barışı’ beklerken savaş yeniden başladı. 

Binbir emeğin ve ağır bedellerin sonucu olarak 2013 yılı başlarında gündeme gelen Çözüm Süreci, ite kaka ancak iki yıl ilerleyebildi. 30 yıllık emeğin ve bedelin sonucu olan süreç iç ve dış çalkantılara anca iki yıl dayanabildi.

Dört bir yanı sarmış barış ve gelecek umutları 2015’le birlikte kırıldı ve yeniden çatışmalı bir döneme girildi.

4 yıldan fazla bir zamandır kanlı bu süreç devam ediyor. 4 yılı aşkın bir zamandır yine oluk oluk kan akıyor. 

Aradan geçen bu süre zarfında çok kan aktı, çok da can yandı. Kürdistan ve Türkiye de çatışmalı bu süreç nedeniyle çok ağır yaralar aldı. 

Uzansan tutacak kadar yakına gelmiş özgür, barışçıl, eşit ve demokratik gelecek 4 yıldır belirsiz kaldı. Ne olacağını, nasıl olacağını da pek kimse bilmiyor.

Savaş tutsağı haline gelmiş, sürekli savaş içindeki Türkiye kendisiyle birlikte bütün Kürdistan’ı da takmış önüne bir belirsizliğe doğru sürüklüyor.

Bu topraklarda kanlı yeni kitlesel boğazlaşmaların mı yaşanacağını, yoksa yeni bir masa mı kurulacağını kimse tam olarak kestiremiyor.

4 yıl önce kırılan özgürlük ve barış umutlarının yeniden ne zaman yeşereceği; yeşerip yeşermeyeceğini öngörebilmek kolay görünmüyor…

Bugün Cizre ve Silopi’de ilan edilen ‘sokağa çıkma yasaklarının’ 4’üncü yıl dönümü. 

Gün vesilesiyle Cizre’de, Silopi’de ve hem ülkede hem de ülke dışında hayatlarını kaybedenleri; devletin vahşice öldürdüğü Kürtleri anma toplantıları düzenleniyor.

Açıklamalar, paneller, televizyon programları yapılıyor ve çeşitli etkinlikler düzenleniyor. 

Konu siyasetin de gündeminde. Siyasi sözcüler ve şahsiyetler yaşanan vahşete dair ‘unutmayacağız’ veya ‘unutturmayacağız’ başlıklı bildiriler yayınlıyor, hesabının sorulacağını belirtiyor, çeşitli  değerlendirmeler ve çağrılar yapıyor.

Kürtlerde bir travma etkisi yaratan Cizre, Silopi, Sur, Nusaybin, Yüksekova’da vd. kaç kişinin hayatını kaybettiği, kaç kişinin yaralandığı, kaç kişinin kayıp olduğu, kaç kişinin tutsak alındığı da tam olarak bilinmiyor.

Sonuçları daha uzun yıllara yayılacak olan bu yara sadece Kürtlerin değil, bütün dünyanın gözleri önünde açık ve sıcak bir şekilde kanayıp duruyor. 

Öte yandan aradan geçen bu 4 yıl içinde Türkiye Kürtlerle topyekün savaş ekseninde yeni rejimini inşa yolunda epey bir mesafe de aldı. 

Gerçi Tek Adam Rejimi bir yıl içinde teşhir ve tecrit oldu ancak, ontolojik devlet; güvenlik bürokrasisi savaş üzerinden kendini yeniden örgütledi ve inisiyatifi yeniden ele geçirdi.

Kürt mücadelesi sayesinde önemli ölçüde darbelenmiş ve tasfiye sürecine itilmiş ulusalcı oligarşi aradan geçen 4 yılda önemli mevziler kazandı. 

Savaşla başlayan süreç FETÖ darbe girişimiyle birlikte daha kapsamlı ve şiddetli bir devlet içi düzenlemeye dönüştü ve böylece bir köşeye sıkışmış geleneksel güçlerin önü açıldı. 

Devlet içinde MHP ve ırkçı gladyosu ile ulusalcı gladyonun yer yer iç içe geçtiği, yer yer de peş peşe dizildiği yeni bir yapılanma yaşandı.

Elbette, bunun da kalıcı olup olmayacağı belli değil. Bölgede yaşanacak şiddetli bir türbülans bunları ağır yenilgilerle karşı karşıya bırakabilir. Erdoğan-Bahçeli-Perinçek üçlüsü Enver-Talat-Cemal üçlüsünün akibetini yaşayabilir.

Türkiye hiç de hesapta olmayan bir yenilgiyle yüz yüze gelebilir ve tıpkı 100 yıl önce olduğu gibi sınırların ve sistemlerin değiştiği yeni yapılanmalar gündeme gelebilir…

Dünyanın ve bölgenin bu karanlık döneminde bunların hepsi de olasılık dahilinde.

Diğer yandan aradan geçen 4 yılda Kürtler önemli mevziler kaybettiler.  Sadece kuzeyde değil, Rojava’da ve güneyde de ağır bedeller ödediler.

Süreç çökmemiş olsaydı ya da çöktükten sonra stratejik bir hata olan ‘şehir savaşları’ yaşanmamış olsaydı Kürt hareketi şimdi bu kadar ağır bir saldırı ve kuşatma altında olabilir miydi?  Kuzey halkı bu derece geri çekilebilir ve kendisini bir seyirci konumuna düşürebilir miydi? 

Aynı şekilde Öcalan’ın ve PKK’nin siyasi meşruiyetini hiç olmadığı kadar güçlendiren Çözüm Süreci çökmemiş olsaydı, Türk devleti bütün toplumsal dinamikleri bu kadar rahat bir şekilde Rojava’ya karşı birleştirebilir ve hem Amerika’nın hem de dünyanın karşısına dikebilir miydi?

Bir yerlerde yanlış giden bir şeylerin olduğu bir gerçek. Ve bu nedenle Kürt hareketi yaşanan vahşetin 4’üncü yılında yeni bir konsept etrafında bazı tartışmalar ve arayışlar yürütüyor.

Özgür basından izleyebildiğim kadarıyla özellikle de Rojava’nın işgalinden sonra, Kürt hareketinde yeni bir arayışın, bir çıkışın şekillenmekte olduğu gözleniyor.

Ne olacağını, hareketin bu gidişata karşı nasıl bir çıkışla karşılık vereceğini yakında göreceğiz. 

Böyle gitmeyeceği konusunda herkes hemfikir olduğuna göre, ne olacağı, nasıl yapılacağı ise sanırım ya tartışılıyor ya da bazı kararlar alındı ve zamana bırakıldı. Benim hareketin sözcülerinin yazdıkları ve söylediklerinden anladığım bu.

Ufukta taktiksel bir politik değişimden çok, kapsamlı bir strateji değişikliği gözleniyor. Böylesi bir değişim elbette aynı zamanda yol, yöntem, araç, kadro vd. değişimi de anlamına geliyor.

Bu değişim savaşa son verilmesi şeklinde mi olacak yoksa son günlerde yeniden gündeme gelen ‘Devrimci Halk Savaşı’ yönünde mi olacak, bilemiyoruz.

İster savaşa tamamen son verilsin, ister köprülerin atılmasını hedefleyen ikinci seçenek tercih edilsin her iki halde de kapsamlı altüst oluşların, yapılanmaların yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Her iki tercihin de çok ciddi sonuçları olacaktır. Kürt hareketi bu değişim riskini göze almış gözükmektedir zira, dediğim gibi böyle gitmediği görülmektedir.

Kürt hareketi samimi ve güçlü bir muhasebe eşliğinde, Kürdistan’ın koşullarına, geçirdiği değişimlere ve Kürt halkın genel eğilimlerine uygun bir biçimde, Öcalan’ın 2013 Newroz’unda ilan ettiği çözüm projesine doğru stratejik bir dönüşüm yaparsa, kendisine yönelik saldırıları ve kuşatmayı siyasal çözümü önceleyen politik bir hamle ile aşabilir diye düşünüyorum.

 Halk hareketinin bu sayede yeniden yükselişe geçebileceğine ve bu dinamizm sayesinde önemli ilerlemeler elde edileceğine inanıyorum…

Ancak işaretler -şimdilik- tam tersi istikameti gösteriyor…

 

İlginizi Çekebilir

Sibel Özbudun: Soru(n)larıyla Başkaldırı(lar)
Hakan Tahmaz: İnsan Hakları ve Suriyeli Mülteciler

Öne Çıkanlar