Sanatça Organizasyon’dan Şirin arkadaş beni arayıp Amed İstasyon Meydanı’ndaki 1 Mayıs kutlamaları için bir sunucuya ihtiyaç duyulduğunu belirttiğinde, oldukça yoğun ve karmaşık bir gün geçiriyordum. Ancak söz konusu emek ve sosyal sorumluluk olduğunda, lügatimde tereddüde yer kalmaz. Teklifi gönülden kabul ettim. Programı, emek alanından kadın bir arkadaşla birlikte sunacağımız bildirildi.
Zaman dar olduğu için hemen sunum kalıplarını hazırlamaya başladım. Ertesi gün, planlamanın son rötuşlarını yapmak üzere Sanatça’nın yolunu tuttum. Oraya vardığımda arkadaşlar toplantıdaydı. Ben ve yalnızlığım, bir sigara dumanının eşliğinde birbirimize konuk olduk. Bir süre sonra Şirin ve Kibar arkadaşlar geldi; programın çerçevesi üzerine kısa bir sohbet ettik.
Çağla ile Tanışma ve Lice Bakışlı Anılar
Çok geçmeden sunucu arkadaşımız Çağla ve koordinasyondan Hebûn (ki içimden ‘bakışları Lice gibi parlıyor’ diyordum) geldiler. Çağla kapıdan içeri girdiğinde hafifçe aksıyordu. O an içim biraz sızladı, bu üzüntümü belli etmek istemedim ama onun sıcak siması, ceylan gibi ürkek bakışları ve pozitif enerjisi öyle güçlüydü ki, sanki onu yıllardır tanıyormuşum gibi hissettim. Çay, incir, ceviz ve kayısıdan oluşan mütevazı bir sofra tadında; program akışını bir nakış gibi kağıda işledik. Toplantı sonrası Hebûn başka bir görüşme için ayrıldı, biz de Çağla ile birlikte çıktık. Çağla beni mahalleye kadar bıraktı, sonra kendisi de 1 Mayıs startının verileceği Amed Büyükşehir Belediyesi önündeki etkinliğe doğru yola koyuldu.
Mahsum ile Tesadüf ve Fiskaya Akşamı
Eve yaklaştığımda basın camiasından kıymetli kardeşim Mahsum aradı. İlk başta bu hazırlıklar içerisinde olduğumu nereden bildiğini anlayamadım; beni Sanatça’da gördüğünü sandım. Meğer Çağla ile Mahsum arkadaşlarmış! Bunu öğrenince keyfim iki katına çıktı. Mahsum daha önce arkadaşından bahsetmişti ama aynı projede bir araya geleceğimizi nereden bilebilirdim?
Akşam hep birlikte, ‘aşkımın en heybetli yeri’ diye tabir ettiğim o eşsiz manzaraya karşı Fiskaya’ya gittik. Orada ince ince bir yağmur çiselemeye başladı. O an, sanki bir aşkın gözyaşları kalbimde derin bir yara açıyormuşçasına yağmurun serinliğini hissettim. Çay ve kahve eşliğinde geçen dopdolu bir sohbetin ardından sunum kartlarını bastırmaya çalıştık ancak saat geç olduğu için açık kırtasiye bulamadık; bu iş yarına kaldı.
Büyük Gün: Platformda Heyecanlı Anonslar
Sabah saat 09:00’da alanın önündeydim. Polisler bomba araması nedeniyle beni kapıda biraz bekletti. İçeri girdikten sonra kartlarımı hazırlamak için İstasyon Çay Bahçesi’ne geçtim.
Platformun önüne vardığımda Çağla beni gülen bir yüzle karşıladı ve o enerjiyle yoldaşlık tadında kucaklaşık. Ardından kültürden sevgili kardeşim Günay geldi, sonra Hebûn, Armağan, Zozan, Behçet ve Hüseyin gibi arkadaşlar birer birer geldiler. Cuma namazı nedeniyle kitle alana biraz geç ulaştı ancak namaz sonrası insan seli İstasyon Meydanı’na aktı. Çağla ile birlikte büyük bir heyecanla tüm kurum ve partileri anons ederek programın açılışına geçtik. 1 Mayıs’ta yaşamını yitiren yoldaşlarımız için saygı duruşunda bulunduğumuz sırada, “Çerxa Şoreşê” marşının okunması nedeniyle gençler ve polis arasında kısa süreli bir gerginlik yaşandıysa da sorumluların müdahalesiyle olay büyümeden yatıştırıldı.
Emeğin Sesi ve İçten Mesajlar: Konuşmalar Bölümü
İstasyon Meydanı’nı büyük bir coşkuyla selamladıktan sonra sıra 1 Mayıs’ın ruhuna, yani emekçilerin söz ve mesajlarına geldi. Kürsüye çıkan her arkadaş, sanki emeğin ağır yükünü omuzlarından indirip mikrofona bırakıyordu.
Arkadaşımız Armağan, sahneye çıkmadan önce platformun arkasında heyecanlı ve devrimci bağlılığıyla dikkatimi çekiyordu. Armağan, kır saçlarıyla bahara geçiş yapan görkemli bir dağı andırıyordu. Birlikte biraz pratik yaptık; ona “Kalbindeki o heyecan, sözlerinin ışığı olacak” dedim. Ve gerçekten de öyle oldu. Mikrofonu eline aldığında o sıcak duyguları bir sel gibi alana aktı; her cümlesi kitle tarafından alkışlarla karşılandı. Yaşa Armağan arkadaş!
Ardından, alın teriyle hayatı var eden emekçi kadınlar adına Müzeyyen Sevim, KESK adına ise Erdal Karakuş konuştu. Sözleri sadece birer açıklama değil, adaletsizliğe karşı bir duruş ve mücadele çağrısıydı.
DBP Eş Genel Başkanı, mücadeleci arkadaşımız Çiğdem Kılıçgün Uçar’ı kürsüye davet ederken, bu topraklarda Zazaca (Kirmanckî) sesi olmadan olmayacağını biliyordum. Onu Zazaca anons ettim. O an halkın gözlerinde bambaşka bir ışık parladı. Çiğdem arkadaş da aynı ruh ve renkle, akıcı ve berrak bir Zazaca ile halka karşılık verdi. O an İstasyon Meydanı dillerin mozaiği gibiydi; Kurmanci ve Zazaca tek bir ses olup Amed semalarında yankılandı.
Müzik Şöleni ve Birlik Halayı: Müzik Bölümü
Müzik bölümü başladığında İstasyon Meydanı artık sadece bir miting alanı değil, bir diriliş alanıydı. Yıllardır dağların ve şehirlerin sesini birleştiren Kürt müziğinin köklü grubu Koma Çiya’yı sahneye davet ettik.
Onları görmek benim için geçmişe yapılan bir yolculuktu. En son 1996 yılında İstanbul Beykoz’da aynı sahneyi paylaşmıştık. 30 yıl aradan sonra, Kürdistan’ın kalbinde, Amed’te yeniden onlarla buluşmak kelimelerle tarif edilemez bir duyguydu. Koma Çiya direniş şarkılarıyla alanı sarstı. Platformdaki arkadaşlarla el ele tutuşup halkın coşkusuna ortak olduk, halaya durduk. O an sadece sunucu değildik; o büyük özgürlük halayının birer parçasıydık. Bu sıcak atmosferde anı fotoğraflarını da ihmal etmedik; her kare tarihe düşülmüş bir mühür gibiydi.
Koma Çiya’nın ardından Miradê Kinê sanatının takipçisi, yetenekli ribab sanatçısı Dilciwan sahne aldı. Ribabının sesi Amed surlarının yankısı gibiydi; her tını kalplerimize kadim bir hikaye ve yeni bir yaşam arzusu ekiyordu. Program bu ahenkle zirveye ulaştı.
Veda Akşamı ve Dostluk Mevsimi: Sonuç
Program sona erdi ama etkisi herkesin yüzünde bir aydınlık olarak kaldı. Etkinlik bitiminde Koma Çiya ile kolektif bir veda fotoğrafı çektirdik ve kendi aramızda kısa bir değerlendirme toplantısı yaptık. Bir başka (tatlı tadında) günde yeniden buluşmak üzere birbirimize söz verdik.
Behçet ve Armağan arkadaş beni arabayla evimin kapısına kadar bıraktılar. Yolda Behçet arkadaş ile komşu köyden olduğumuzu öğrendik, bu da günün bir başka aynısıdı. Araçtan inip arkama baktığımda, bu günün hafızama altın harflerle kazındığını fark ettim. Hebûn’un enerji dolu halayı, Lice dağları gibi parlayan gözleri, Çağla’nın her an bize güç veren ruhu, Armağan’ın içten gülüşü, Behçet’in pozitif duruşu, Hüseyin arkadaşın dürüstlüğü ve vakur duruşu, Zozan’ın sıcakkanlılığı… Her biri 1 Mayıs mozaiğinin birer parçasıydı.
Amed’te bir gün sona erdi ancak kalbimde en büyük aşk olan ‘yoldaşlık’ yeniden filizlendi. Amed gökyüzünün altında bir kez daha hissettim: “Yoldaşlık, en heybetli ve en büyük aşktır.” Bu gün sadece bir kutlama değil, arkadaşların emeğiyle dokunmuş bir şiir gibi hafızamdaki yerini aldı.











