Müslüm Yücel: Türkiye’de Mafya; Kültürel, Siyasal ve Toplumsal Etkiler

Yazarlar

Türkiye’de mafya, son 20-25 yılda belirgin şekilde hissediliyor ve bu etki, gün geçtikçe  sadece ekranlardan değil, kültürel, sosyal ve davranışsal alanlara sızmış bulunuyor. Onlar gibi giyinme, konuşma, yürüme nerdeyse bir ahlak üretiyor… 

Mafya dizileri ve benzer yapımlar, gerçek hayatta şiddet algısını, erkeklik modelini, güç ve hukuk ilişkisini, başarı anlayışını dönüştürüyor. 

Bu dizilerde şiddet normalleşiyor, duyarsızlaşma, sürekli silahlı çatışma, infaz, dayak ve intikam sahneleri izleyende bir sorunu çözme aracı olarak kabul görüyor. İçerikler, insanı duyarsızlaştırıyor ve bunun gerçek hayattaki karşılığı felaket oluyor: Kavga, tehdit korkutucu olmaktan çıkıyor. 

Bundan en büyük nasibi çocuklar alıyor. Okul çağındaki çocuklar dizilerin etkisinde gaspı bir oyunu oynar gibi oynuyor, hatta gerçek gasp olayları yaşanıyor. Gençler sokaklarda racon kesiyor, delikanlılık adına gruplar halinde geziyor, böylece bilimi, sanatı ve sahici siyaseti de bir yana bırakıyorlar.   

Bu diziler, insanları giyindiriyor. Ceketler, belirli şapkalar, uzun paltolar, abartılı takım elbiseler… Son zamanlarda buna eşofman da eklendi. Kılık kıyafet, beraberinde özentiyi getiriyor; kişi kendi olamıyor; karizmatik bir “reis” oluyor. 

Reis, mafya dizileriyle hayatımıza girdi. Bu reis güçlüdür, sadıktır, lüks yaşayandır ve en önemlisi ne yaparsa yapsın cezasız kalan kahramandır. Herkese ceza verir, ceza almaz. Bu toksit bir erkekliktir oysa: Sessiz, duygusuz, şiddet kullanan, “bana dokunamaz kimse” tavrı, özünde ideal değil, bukelemuncadır. Genelde bu rolller hiçbir oyuncu kapasitesi olmayan gayri resmi iktidar adamlarına da bu roller oynatılır. Sinema ve dizi dünyasında oyuncuların yükselişi ise bambaşka bir trajedidir… Sahici oyuncular, yaşamak için onların yedeğinde yer alır… 

Reis formunun altında kolay olduğu kadar ucuz bir başarı yanılsaması vardır: Emek, eğitim yerini “rakibi ez, bağlantı kur” yolu cazip hale gelir. 

Reisle aile ve toplum yapısı da sarsılıyor. Dizilerde aile her şeydir teması işleniyor; anne ve babasına saygılı gibi görünen erkek, başkasına karşı acımasızlaşıyor. Dahası genellikle feodal, aşiretçi ve hukukun üstünde güç ilişkileriyle bu işleniyor. 

Toplumsal değerler alt üst oluyor. Hukuka güven bitiyor. Kendin hallet ya da mafyaya hal ettir mesajı veriliyor. Bu da güç odaklarına gösterilen saygı anlamına geliyor. Her köşe de bir mafya türüyor. Gayri resmi mahkeme, gayri resmi polise dönüyor. Giderek sosyal öğrenme teorisi oluşuyor: İnsanlar gözlemledikleri davranışları taklit ediyor. 

Reyting odaklı bu diziler, şiddeti ve entrikayı abarttıkça, döngü devam ediyor. 

Gerçek mafya hayatı romantik değildir: Korku, ihanet, hapishane ya da erken ölüm riskiyle doludur. Delikanlı olduklarını söylerler ama tek başlarına kedi, yanlarında birileri oldu mu bir anda aslan kesilirler. Yalnız değiller, adamları ve hatırı sayılır, devlet katında adamları vardır; polisten milletvekillerine uzanan bir hat içendedirler…

Türkiye’de yıllardan beri bir siyaset ve mafya ilişkisi vardır ve bu ilişki koparılamaz bir hale gelmiştir. Bu ilişki, dizilerdeki gibi romantik değildir; daha çok güç, koruma, rant ve kontrol üzerinedir, çıkar ağı her şeyin üstündedir. Susurluk, siyaset-mafya bağlantılarının en bilinen sembolü oldu ama bu bile bir süre sonra rol modele dönüştü. Buradaki kimseler kahraman olarak lanse edildi. 

90’lı yıllarda özellikle devletin güvenlik güçleriyle yeraltı dünyası arasında “ulusal çıkar” adına işbirlikleri çokça tartışıldı ve mafya figürleri, istihbarat ve polis tarafından “kullanışlı” araçlar olarak canlı canlı izlendi. 

AKP iktidarı döneminde bu ilişkiler farklı bir boyut kazandı. Sedat Peker’in videolarında üst düzey siyasetçiler, bakanlar ve bürokratlarının uyuşturucu ticareti, cinayet, şantaj ve koruma iddiaları film gibi izlendi, narko-siyaset tartışmasını alevlendirdi ama bu kadardı. 

Muhalefet partileri Meclis’i göreve çağırdı, araştırma önergeleri verdiler: “İktidar-bürokrasi-siyaset-mafya” ilişkilerinin araştırılmasını talep ettiler. Bu ilişkilerin özellikle 90’lı yıllardan daha kapsamlı hale geldiği savunuldu. Ancak bundan da bir sonuç alınamadı. 

Mafyanın siyaseti “koruma ve rant” için, siyasetin de mafyayı “güç ve oy tabanı” veya “kirli işler” için kullandığı açıktı. 

Bugün herkesin canı yanıyor, okul içi ve çevresindeki şiddetin ulaştığı seviye tartışıyor. Bu olaylar, doğrudan klasik mafya örgütleriyle organize bir bağlantı içinde değilsi bile çetecilik, sokak şiddeti ve mafya dizilerinin yarattığı kültürel iklimle ilişkisi olduğu gözden kaçmıyor. 

Bu olaylar, silahlı şiddet dalgasının bir parçası olmaktan ileri gitmiyor. Bu saldırılar, tek bir nedene bağlanamıyor: Aile sorunları, ekonomik sorunlar, uyuşturucu erişimi, akran zorbalığı, ruh sağlığı sorunları ve sosyal medya etkisi. 

Çocuklar ve gençler bir araya gelip bir şey üretmiyor; gençlikten, çocukluktan çıkıp çeteye dönüyor ve çete kültürü okullara sızıyor: Akran zorbalığı, racon, silah taşıma ve intikam mantığı gençlere cazip geliyor ya da getiriliyor. Gençler, özenerek veya korunmak için kimi gruplara yakınlaşıyor. Dile kolay geliyor: Sadece 2025’te suça sürüklenen çocuk sayısı 186 bin civarındadadır. 

Gençler dizilerdeki figürlere özeniyor: Replikler, kıyafetler, delikanlılık adına şiddet. Sosyal medyada racon kesme videoları…. Psikiyatrist Nevzat Tarhan “Mafya lideri gibi rol modeller şiddeti estetikleştiriyor” diyor. Sosyal öğrenmeyle şiddet duyarsızlaşması ve öfke kontrolü sorunları artıyor. 

Diziler ve günlük hayatta devletin ya da devlet gibi örgütlenen mafyatik yapıların büyük hasarı dile oluyor. Bunlar her yerde bitiyor. Toplumsal, siyasal, ahlaki değerlerden çok uzaklar; işsizlikten ve insanların yalnızlığından besleniyorlar. Sen rahat dursan da senin sosyal alanına siniyorlar, bir bakarsın mağduru oynadılar, bir bakarsın güç gösterisi ya da öfke boşaltma hali içindeler. Onlarla kavga edilmez, küfürlerine karşılık verilmez. Güçlü olsalar zaten çözümü kavgada bulmazlar, terbiye sahibi olsalar, küfre sığınmazlar.  Amaçları zaten küfür ya da kavga değildir: Provokasyon. 

Yemek yediğin yerden arabanı park ettiğin yere kadar bu provokasyon alıp başını gider ki bu daha basit gibi görülendir…  

Okullar, gençliğin kendine güvendiği yerlerdir. Küfürler, hakaretler sindirilmez. Serinkanlı olmak gerekir. 

Bu tür olaylar anksiyete veya korku yaratabilir. Mafya dizileri, sosyal medya, hatta sürekli bir meydan okuma hali olarak siyaset küfür, şiddet, güç gösterisini normalleştiriyor. Gençler reis gibi konuşmayı cool sanıyor, ama gerçekte bu arkadaşlıkları bozan, kavgaları tetikleyen bir şeydir. Toplumsal saygınlığı erozyona uğrayan kimseler bunu yapar. Bu kültür basittir, bu kültürde öfke kontrolü yoktur, güçlü olan haklıdır algısı vardır, böyle birileriyle düşman bile olunmaz… 

Mafya, devlet ya da iktidar kontrolündeki gayri resmi güçtür. Yaşadığın yeri, evi, mahalleyi, restoranı, kahveyi denetlemek ister. Eskiden Kürt illeri bundan muaftı, ancak son zamanlarda mafyanın bu illere sıçradığı da görülmektedir… Mahallelerde kabadayılar olurdu ama bunlar da kalender adamlardı, silah taşımazlardı. Arkalarında ne bir polis ne bir siyasetçi vardı…

Devlet otoritesinin, hukukun ve adaletin zayıfladığı dönemlerde boşluğu mafya doldurur ya da güçlenir; bu hem Türkiye’de hem dünyada sıkça görülen bir olgudur. Mekanizma ise şöyle işler; ilki, koruma ve rant ilişkisidir: Siyaset veya bürokrasi zayıf kaldığında mafya, “koruma” sağlar; haraç alır, tahsilat yapar, iş güvenliği sağlar; ikincisi siyasilere ya da hatırlı figürlere kirli işler için şantaj yapar, oy toplar, rakipleri tasfiye eder, buna “hizmet” der. Karşılığında siyasi koruma alır; üçüncüsü, adalet boşluğudur; mahkemeler yavaş, tarafgir veya etkisizse, insanlar “kendi adaletini” mafyaya bırakır. Mafya da bunu fırsat bilir. Dördüncüsü, güvenlik boşluğudur; polis ya da istihbaratın etkinliği düştüğünde çeteler sokakları, mahalleleri, hatta okulları kontrol eder. 

Cenevre merkezli Küresel Organize Suçlara Karşı Girişim tarafından yayımlanan 2025 Küresel Organize Suç Endeksi’ne göre, Türkiye organize suç riskinde dünyada en yüksek suç oranına sahip ülkeler arasında yer alıyor. Küresel Sıralama:  Türkiye, 193 ülke arasında 10’uncu sırada yer alarak organize suç yoğunluğu açısından kötü durumdaki ülkeler arasına yükseldi. Suç Skoru: Türkiye’nin suçluluk skoru 10 üzerinden 7.20 olarak ölçüldü. Bu skor, 5.08 olan küresel ortalamanın oldukça üzerindedir. Devlet İçindeki Suç Aktörleri (State-embedded actors): Raporda en dikkat çekici verilerden biri, “devlet içine gömülü aktörler” kategorisinde Türkiye’nin 9.0 gibi çok yüksek bir puan almasıdır. Bu, suç ağlarının siyaset ve bürokrasiyle kurduğu ilişkinin yüksek olduğunu göstermektedir. Bölgesel Durum: Türkiye, organize suç yoğunluğu açısından Asya’da 3’üncü, Batı Asya’da ise 2’nci sırada yer alıyor. Diğer Bulgular: Raporda, Türkiye’nin suç örgütleri için hem “geçiş” hem de “hedef ülke” haline geldiği, insan kaçakçılığı, uyuşturucu, silah ticareti gibi suçlarda ön sıralarda olduğu vurgulanmıştır. 

Bazı analizler, hukuk ve yargı zayıflığının mafyayı yerel otorite gibi konumlandırdığını söylüyor. Uzmanlar ve raporlar ortak noktada birleşiyor: Devlet desteği veya en azından göz yumma olmadan mafya bu kadar güçlenemez. Ama siyasetin (veya devletin) boşluğu- zaafı, mafyayı davet ediyor. İtalya’da Cosa Nostra, Latin Amerika’da karteller benzer boşlukları doldurdu. 

Türkiye için bu geçerli mi? Kısmen evet, özellikle yerel düzeyde. Ama tam anlamıyla siyaseti ele geçirmesi zor; daha çok parazit gibi beslenir ve siyasetle karşılıklı yarar ilişkisi kurar. Tam doldurma, devletin çöküşü gibi aşırı senaryolarda (Suriye örneği) olur. Suriye’de bugün, bir devlet yoktur. Mafyatik bir yapı vardır. Anayasa yoktur, bir kişinin ağzından çıkan ya da bir kişinin ağzına yerleştirilen sözler vardır. 

Mafyanın güçlenmesiyle toplumsal güven erozyonu yaşarız/ yaşıyoruz, gençlerde şiddet normalleşir, ekonomide haksız rekabet tavan yapar, adalet algısının çökmesine neden olur. 

Diziler bu algıyı romantikleştirerek besliyor ama gerçek mafya ihanet, korku ve yıkım getirir. 

Diziler yalnızca mafya özentisiyle sınırlı değildir. Bir de Kürt merkezli diziler var. Bu dizi filmlerde aile ve aşiret yapılarını mafya yapılanması gibi gösteriyorlar. Çok uzunca anlatmam gerek, ancak kısaca: Hiçbir Kürt aşireti ya da ailesi, TV dizilerindeki bir aile ya da aşiret gibi değildir. Olanlar, benzeyenler var ise onlar da Kürtlükten, aileden, aşiretten eser kalmamıştır. 

İlginizi Çekebilir

Eski Dersim Valisi Tuncay Sonel açığa alındı
İran’da protestolar nedeniyle tutuklanan Abbas Yavari işkence ile öldürüldü

Öne Çıkanlar