Zeynep Celaliyan, Yezid Cezaevi’nden kaleme aldığı mektubunda ‘Kürdistan’ın sıcakkanlı ve misafirperver halkını ve Kürt müziğini, toprağın kokusunu, kelebekleri, yemyeşil ağaçları, çayırları özlüyorum. Yüreğim berrak pınarları, akan ırmakları, yüksek dağları, yıldızlı geceleri özlüyor’ diye belirtti
İran yargısı tarafından tutuklanan Kürt kadın siyasetçi Zeynep Celaliyan 25 Şubat 2008’de Yezid Cezaevi’ne gönderildi.
Siyasi tutsak Zeynep Çelaliyan hukuksuz bir şekilde yapılan göstermelik yargılamaların ardından idam cezasına mahkum edildi ancak daha sonra cezası müebbet hapse çevrildi. Zeynep Celaliyan’ın tutuklanmasının üzerinden 17 yıl geçti. Siyasi tutsak Zeynep Celaliyan, tutuklanmasının yıldönümü vesilesiyle Yezid Cezaevi’nden bir mektup yayınladı.
Zeyneb Celaliyan mektubunda şu ifadelere yer verdi:
“Ellerim çiçek kokuyordu ve çiçek ektiğim için cezalandırıldım. Ancak hiç kimse çiçek ekeceğimi düşünmemişti. Bu zulüm kalbimde öyle bir derin bir acı bıraktı ki asla unutamayacağım. Ben küçük bir çocuktum ve özgürlük ve özgür yaşam için büyük bir mesajın taşıyıcısıydım. 25 Şubat 2008’de Kirmanşah’a doğru yol çıktım, ancak yolda zalim çeteler beni kaçırıp garip bir yere götürdüler.
Siyah giysili nöbetçilerin tuhaf bir geleneği vardı. O korkunç yerde kimsenin kimseyi görmesine izin verilmiyordu. Gözlerimi siyah bir bezle kapatmışlardı ve sordular; ‘Adın ne?’, ‘Adım Zeyneb’ dedim. Beni dövdüler ve tekrar sordular; ‘Adın ne?’ Bir kez daha ‘Adım Zeyneb’ dedim. Tekrar işkence yaptılar ve tekrar sordular; ‘Adın ne?’ Tekrar tekrar sordular, onlarca kez. Cevap verdiğimde de sustuğumda da bir şey değişmiyordu. İşkence devam etti. Bunların hastalıklı zihniyetlerini anlayamıyordum. O karanlık yerde ışık verecek bir pencere yoktu. Çünkü zalim nöbetçiler kör kurbağalar gibi ışıktan korkuyorlardı.
İdam cezasına tepki
Birkaç ay sonra beni cezaevine gönderdiler. Orada tutuklu kadınlar vardı. Ancak onların davranışları, tanımadığım adamlarınkinden çok daha kötüydü ve bunun acısı benim için çok daha büyük bir acıydı. Aylarca süren bekleyiş ve acı dolu sessizliğin ardından, bir gün hapishane hoparlöründen nefret dolu bir sesle çağrıldım. Ellerimi ve ayaklarımı zincirleyip beni resmi mahkemeye çıkardılar. Hakim ile 3 dakika kadar anadilimde konuştum. Ben tanımadı söylediklerimi dinlemedi bile. Bana idam cezası vererek neyi destekledi? Bilemiyorum.
Annemin sabrı
Daha sonra Tahran’a götürüldüm ve altı ay boyunca hücrede tutuldum, suçlarımı itiraf etmeye zorlandım ve zorla sorgulamalara tabi tutuldum. Birkaç yıl sonra hükümet muhafızları, tehdit ve korkutmayla annemi Tahran’a götürdüler. Annemin ağlamaları anlayış doluydu ve tarifsizdi. Çocuğundan ayrılmanın ve çocuğunun idam cezasına çarptırılmasının acısına dayanmak onun için çok zordu. Annemin sabrı acısından büyüktü, zulüm ve zorbalığa boyun eğmedi. Annem büyük bir kaygının simgesiydi; Elbette ki, bu büyük acıyı ve üzüntüyü ifade etmeme kelimeler yetmeyecekti.
Sokağa çıkma yasağı
6 ay sonra Kirmanşah’a gönderildim. Sık sık memleketime tayin talebinde bulundum. Ancak kabul edilmedi ve ben Kirmanşah cezaevinde 7 yıl kaldım. Daha sonra şehrimin hapishanesine gönderildim ve orada 4 yıl boyunca psikolojik ve ruhsal baskı altında kaldım. Sokağa çıkma yasağı ilan edildiği bir gece ki cezaevinde ölüm sessizliği hakimken, zalim gardiyanlar yine gelip, ellerimi ve ayaklarımı zincirleyip beni Qerçek Cezaevi’ne götürdüler. Geçici bir gözaltı merkezinde tutuldum ve orada koronavirüse yakalandım. Burada hiçbir tıbbi yardım vermediler, tedavi edilmedim. Çiğerlerim çok kötüydü. Defalarca doktor talebinde bulundum ancak bir türlü dönüş olmadı. Beni açlık grevi yapmaya zorladılar.
Sürgün ve baskı
Günlerce bekledikten sonra gecenin sessizliğini benim öksürük sesimin bozduğu ve tutukluların uykuda olduğu bir gece yarısı, zalim gardiyanlar tekrar gelip beni kelepçeli olarak zorla Kirman’a götürdüler. Haykırışlarımı duyacak bir kulak, yaşadıklarımı görecek bir göz ve beni anlayacak bir yürek yoktu. Kirman’da ne bir telefon görüşmesi ne de ziyaret olmadan aylarca süren tecrit ve izolasyondan sonra, karanlık ve sisli bir akşamda, cezaevi yetkilileri zor kullanarak beni Kirmanşah’a sürgün ettiler.
Yıllardır karanlık içindeyim
Bu zorlu sürgün yolculuğunda sonra yorgun ve hasta bir bedenle nefes almak için gözlerimi kapattım. Ancak gardiyanların sesleri bana dinlenme fırsatı vermiyordu, ellerimi, ayaklarımı ve gözlerimi bağladılar ve beni Yezid’e getirdiler. Uzun yıllar bu karanlığın içinde, bütün acılarıyla, sıkıntılarıyla, telefon görüşmeleri olmadan, ziyaretler olmadan geçirdim. Ben dört yıl dört aydır Yezid Hapishanesi’ndeyim.
Hapishanenin dışındaki hayat hayalimde
Bu karanlık hapishanede gözlerimi kapatıyorum. Hapishane dışındaki hayatın kadastrosu hâlâ hayalimde. Annemin sıcacık kucağını, babamın şefkat dolu bakışını, ablamın gülümsemesini, hatta ağabeyimin sinirini bile özledim. Kürdistan’ın sıcakkanlı ve misafirperver halkını ve Kürt müziğini özlüyorum. Toprağın kokusunu, kelebekleri, yemyeşil ağaçları, yemyeşil çayırları özlüyorum. Yüreğim berrak pınarları, akan ırmakları, yüksek dağları, yıldızlı geceleri özlüyor.
Tüm acılara ve çilelere rağmen 17 yıl geçti… 17 yıl!
Değerli Doğu Kürdistan ve İran halkı,
Bu rejim ülkemizi talan ediyor, gençlerimizi katlediyor, idam ediyor veya ağır hapis cezalarına çarptırıyor. Doğal kaynaklarımızı talan ediyorlar, ülke ekonomisini çökertiyorlar, her yere yoksulluk ve açlık yayıyorlar.
Bu acımasız yıkıcılar karşısında ne zamana kadar sessiz kalacaksınız? Ülkenizin ve çocuklarınızın geleceğinin mahvolmasını daha ne kadar bekleyip hiçbir şey söylemeyeceksiniz? Böylesi bir hayatı hak ediyor muyuz?
Ey bu memleketin değerli insanları!
Hep birlikte birleşelim ve tek sesle haykıralım;
Cinayetlere hayır, idama hayır, hapse hayır, yoksulluğa hayır, açlığa hayır…
‘Haksızlık karşısında öfkeleniyorsanız, siz benim yoldaşlarımsınız. -Che Guevara’
Zeyneb Celaliyan
Yezid Hapishanesi-25 Şubat 2025”
/Kaynak: RojNews/