:
İnsan sanıldığı kadar akıllı, becerikli, dürüst bir yaratık değil. Onun toplumla ilişkisi çok girift. Tarihi, bugünü ve geleceği öyle kolayca anlayamıyor, çözemiyor insan. Hep Mutlu olmak istiyor. Mersin’e bağlı sevimli bir ilçe…
Dün ikinci torunum doğdu. Bugünkü gazetelerde 12 askerin mağarada zehirlenerek öldüğü haberi var.
Birey ile toplum arasındaki ilişkiler, Durkheim değil Aristo’dan bu yana felsefecilerin, sosyologların, bilim insanlarının ve herkesin önemli bir sorunu. Hala tartışılır. Henüz neticeye varabilmiş değiliz. Kimi bireyler, toplumu yaratıp inşa ettiklerini iddia eder. Bu yetmiyormuş gibi topluma önderlik, rehberlik, peygamberlik ettiklerini öne sürer. Bazıları da toplumu bir hasta olarak gördükleri için onu tedavi etmeye çalışır. Bunlara toplum mühendisi denir. Sosyal Darwinizm militanlarıdır.
Adam bunalım içinde. Psikologa görünüyor. Derdini anlatıyor. Doktor diyor ki ‘’Dert etmeyin. İlk fırsatta bir sirke gidin, oradaki palyaçoyu izleyin. O sizi güldürecek böylece sıkıntılarınızdan kurtulacaksınız’’. Adam cevap veriyor: ‘’Hocam, o palyaço benim!’’
Bir başka grup birey de, kendisini ve kendisi gibi olanları hiç hesaba katmaz. ‘’Abicim bu toplumun DNA’sında var. Bu millet adam olmaz. Orta Asya’dan beri böyle gelmiş böyle gider’’ der durur. Bunların bir de dini ve dinci versiyonu mevcut: ‘’Her şeyi Tanrı tayin eder. Mukadderata karşı çıkılmaz. Mecburuz çekmeye başımıza ne gelirse’’ derler. Önce Cuma namazına gider oradan da para ile cima etmeye yönelirler. İki arada bir derede üç adet naylon faturayla banka hesaplarına birkaç milyon TL havalesi yapar. Kendileri mutludur çünkü kamu mutsuz.
Amanda Lear teyze demiş ki: ‘’Mutluluk, yarısı boş bardağa bakıp, ‘Aman neyse votka koyacak yer var’ demektir’’. Votka mutluluk, yarısı boş bardak mutsuzluk mu oluyor?
Toplum dediğimiz küme, bireylerden oluştuğuna göre, tüm bireyler mutlu olursa toplum da yani kamu da otomatik olarak mutlu olur değil mi? ‘’Otomatik olarak’’, ‘’doğal olarak’’, ‘’dolayısıyla’’, ‘’sonuçta’’, ‘’haliyle’’ gibi sözcüklere hep çok temkinli yaklaşmak lazım. Bu kelimeleri, çoğunlukla bir şeyi açıklayamadığımız zaman kullanırız.
Üstelik bir elin parmakları birbirine benzemediği gibi bir toplumun bireyleri de birbirine benzemez. Fakiri var zengini var, genci var yaşlısı var, kadını var erkeği var, kentlisi var köylüsü var… bin bir çeşit insan var. Eskilerden biri ‘’sınıf gerçeği’’ diye bir kavramdan söz eder, hatırladınız mı? Bir de ‘’diyalektik’’!
Siyah kör piyanist Ray Charles, bir ikilemi şahane bir şekilde itiraf etmiş: Ben körüm ama benden daha mutsuz insanlar var. Mesela siyahlar!
Memlekette halen yaklaşık 500 bin insan cezaevlerinde yatıyor. Bu gidişle bu sayı katlanarak artacak.
İki mahkûm yeni tanışmış:
– Seni neden buraya attılar?
– Siyasi bir fıkra anlatmıştım. Suç atfettiler. Peki ya sen?
– Ay ben de o fıkraya gülmüştüm. Suçluyu övmekten girdim içeri.
– Hahaha haaa…
Birey diyor ki ‘’DemMod’un Eko-Jineolojik Paradigmasını kendimleştirmemiz şart!’’. Kamudan resmi bir cevap geliyor: ‘’Terörsüz Vatan!’’.
Geçmiş olsun.
(*) Ben Mazué’nin ‘’Les Nouvelles’’ (Haberler) şarkısından.
(SON/RD)











