Anooshirvan Miandji bir cümlede hem bireyin hem de hareketlerin ahlaki pusulasını özetler: “Etik olmayan bir ortamda etik insan hep geriye düşer. Çünkü dürüst insanın ahlaki sınırları vardır, fakat ahlaksızın hiçbir sınırı yoktur.”
Bu söz, günümüzün “sol” görünümlü ama en temel devrimci ilkelere ihanet eden çevrelerinin karakterini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Burada “ahlaksızlık” yalnızca kişisel bir kusur değil, ilkesizliğin kurumsallaşmış biçimidir.
Gerçek bir devrimci, halkların kendi kaderini tayin hakkını koşulsuz savunur. Bu, enternasyonalizmin temelidir. Fakat sahte solcu için bu ilke, ancak kendi çıkarına hizmet ettiği sürece geçerlidir. Latin Amerika’da toprak işgallerini, Afrika’da anti-sömürgeci ayaklanmaları överken, sıra Kürt halkına geldiğinde susar ya da devletin söylemini tekrarlar. Bu suskunluk, pasif bir ilgisizlik değil, aktif bir onaydır. Çünkü haksızlık karşısında tarafsız kalmak, zalimin yanında durmaktır.
Bu tavır yeni değil; kökleri Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar uzanır. 1920’ler ve 30’larda anti-emperyalist olduğunu iddia eden Türk solunun büyük bölümü, Şeyh Said, Ağrı ve Dersim’deki katliamlar karşısında ya sessiz kaldı ya da “gericiliğe karşı devlet” diyerek meşruiyet kazandırdı. 1970’lerde “proleter devrim” adına, Kürtlerin ulusal talepleri “milliyetçilik” diye reddedildi.
Oysa bu talepler en temel demokratik haklardı. 1990’larda ise devletin kirli savaşına karşı açık tavır almak yerine, “iki taraf da yanlış” söylemiyle çatışmanın politik boyutu örtüldü. Bu zincir, günümüzde hâlâ kırılmış değil. Bugün bu kesimler, Kürtlerin kendi demokratik yönetim modellerini “emperyalizmin oyuncağı” diyerek küçümsüyor.
Kadın öncülüğündeki Rojava devrimini görmezden geliyor. Devlet operasyonlarını “terörle mücadele” olarak pazarlıyor. Kürt özgürlük hareketini şeytanlaştırarak, aslında devletin ideolojik aparatına dönüşüyor. Miandji’nin sözü burada hayat buluyor: Sahte sol, çıkarı için bütün değerlerini pazarlamaya hazırdır. Doğan Durgun’un dediği gibi: “Bir halk faşistlere izahat yapmaz, onların maskelerini indirir. Sen bize değil, biz sana soracağız.”
Bu söz, Kürt halkının sürekli kendini ispat etmeye zorlandığı bu ikiyüzlü ortamın en özlü ifadesidir. Kimi sol çevreler, sosyal medyada Che posterleriyle süslenmiş profillerin ardında, Kürt halkına karşı devletin diliyle konuşuyor. Filistin için slogan atan, Latin Amerika’yı romantize eden, Uzakdoğu devrimlerini destanlaştıran bu kesimler, Kürtler için ya susuyor ya da “emperyalizmin projesi” yaftasını yapıştırıyor.
Oysa Rojava’da kadın öncülüğünde, taban demokrasisine dayalı, ekolojik bir yönetim modeli inşa ediliyor. Gözlerinin önünde, 21. yüzyılın en özgün halkçı deneylerinden biri yaşanıyor; ama onlar bunu görmezden geliyor. Çünkü görmek, bir taraf seçmeyi gerektirir. Bu sessizlik masum değil; pasif bir duruş değil, aktif bir suç ortaklığıdır. Kürtlerin köyleri yakıldığında, susmak suçtur.
Kürtçe yasaklandığında, susmak suçtur. On binlerce insan yerinden sürüldüğünde, susmak suçtur. Cezaevlerinde ölüm oruçları yaşanırken, susmak suçtur. Bu suç, yalnızca Kürtlere değil, tüm halkların özgürlük umuduna ihanettir. Çünkü bir halkın özgürlüğü yok sayıldığında, hiçbir halkın özgürlüğü güvence altında değildir. Bazı insanlar, barışı tartışmayı yalnızca iyi niyet meselesi sanır.
Oysa barışı konuşmak, asgari bir entelektüel düzey gerektirir. Bir kişi tarihsel bağlamları bilmiyor, neden-sonuç ilişkisi kuramıyor ve hâlâ televizyon klişeleriyle konuşuyorsa, onunla tartışmak sadece vakit kaybı değil, umudu da tüketir. Tartışmaya girmeden önce bakılması gereken iki şey vardır: Bu kişi barışı gerçekten istiyor mu ve asgari düşünsel olgunluğa sahip mi?
Yoksa muhatap almamak en doğrusudur. Etik olmayan bir ortamda, etik insan hep geriye düşer. Bu, bugünün acı gerçeği olabilir. Ama tarihin yürüyüşü, geriye değil ileriye doğrudur. Bugün ahlaksız olanın hızı, yarının çürümesidir; bugün dürüst olanın yavaşlığı, yarının kök salmış direnişidir. Halkların hafızası, sahte solun bu ikiyüzlülüğünü unutmaz.
Bir gün bu maskeler yeniden düşer. Ve o gün, yalnızca iktidarlar değil, onlara akıl hocalığı yapan sahte sol çevreler de halkların vicdanında yargılanır.











