Mecit Zapsu: Söz, barışa dönüşmezse yara olarak kalır

Genel

Her kelime bir yaradır. Kimi yaralar dile gelince iyileşir, kimi ise sessizliğin gölgesinde büyür. Barış da böyledir: Söylenmediği için korkulur, korkulduğu için ertelenir, ertelendikçe derinleşir. Bir halk, kelimelerini göğsünde saklarsa, dilini içinde boğar, suskunluğunu mezar yaparsa…

O halk yalnızca sessizliğe değil, hakikate de yaklaşır. Çünkü barış, halkların suskunluğunda doğar. Ve bir gün o halk konuşursa, bu yalnızca bir cümle değil, bir çağrı olur. Barış, masalarda çizilen protokollerde değil, vicdanın sızısında başlar. O bir “çözüm” değil, bir tanımadır: Yok sayılanı görmek, inkâr edileni duymak, bastırılanı hatırlamak.

 Barış, halkların birbirine yas değil, yaslanma hakkı tanımasıdır. Barış, Kürt bir çocuğun okulda kendi adını saklamadan okuyabildiği gündür. Anaların yalnızca mezar başında değil, meclis kürsüsünde kendi diliyle konuşabildiği andır. Barış, devletin değil, halkların dilidir. Eğer bu topraklarda barış isteniyorsa, dilden başlamalıyız.

 Çünkü dilden başlayan her yol hakikate çıkar. Ve hakikat, en çok unutturulduğu yerde direnir. İşte bu yüzden unutturulmuş dilleri çağırıyoruz yeniden: Kürtçeyi, Ermeniceyi, Süryaniceyi… Kadınların gözyaşını, çocukların sessizliğini, anaların duasını, edebiyatın aforizmasını. Hepsi birer söz; ama hepsi barışa dönüşmeden önce birer yaraydı. Yaralar hâlâ kanıyor.

Çünkü iktidar, halkların acısını görmezden geliyor. Milliyetçi-şoven politikalarıyla barışı zamana yayıyor, umudu oyalıyor. Bir zamanlar, “Üç ayda her şey yoluna girecek” denmişti. Sorumluluklar yerine getirilecek, halklar huzur bulacaktı. Ama iktidar ayak diretti; süreç tek taraflı kaldı, umut ertelendi. Bugün ise tehditler yükseliyor: Rojava’daki demokratik yapının cihadist yapılara entegre edilmesi isteniyor.

Çünkü tek kaygı, Kürtlerin hiçbir yerde kendi adına bir şeye sahip olmaması. O halde bu halk, sizin sözde barış sürecinize nasıl inansın? Barış süreçleri naziktir. Sağduyu olmadığında provokasyon çoğalır. Fakat iktidar sağduyulu bir dil kurmak yerine saldırgan bir üslup seçti. Kendi medyasıyla kutuplaştırıcı, provoke edici bir söylem dayattı.

Bu dil yalnızca tarafları değil, toplumun tamamını yaraladı. Ama barış, masalarda değil; sokakta, meydanda, evde, dilde ve hafızada direniyor. İktidar engellese de halklar barışı unutmuyor. Çünkü söz, barışa dönüşmediği sürece yara olarak kalır. Ve biz, bu yarayı susturmayacağız.

İlginizi Çekebilir

Türkiye Irak’a elektrik akışını kesti
Suriye: Şam’da bir askeri üste patlama meydana geldi

Öne Çıkanlar