:
*Herhangi bir alanda yenilince ne yapacaksın? Hüngür hüngür ağlayıp kendini yerlerde mi paralayacaksın? Mağlubiyete akıl almaz bahaneler üretebilirsin. En iyisi sağlam kafayla yenilginin derin ve çok boyutlu nedenlerini araştırıp tartışmak herhalde…
Sıradan bir spor meraklısı olarak son dönemde 4 karşılaşmada izlediğimiz yenilgiler/kaybettiğimiz maçlar sosyal medyada tartışma konusu oldu.
Milli futbol takımı Konya’da İspanya’ya 6-0 yenildi. Kadın voleybol takımı Dünya Şampiyonasında finalde İtalya’ya yenildi. Basketbol erkek takımı Avrupa Şampiyonasında yine finalde Almanya’ya yenildi. Nihayet Türkiye futbol liginde son 3 yılın şampiyonu Galatasaray da, Avrupa Şampiyonlar Ligindeki ilk maçında E.Frankfurt’a 5-1 yenildi. Oysa bu dört maçtan da mutlak galibiyet bekliyordu bütün Türkiye.
Sen galiba milli ve yerli olan her şeye karşısın! Bu saydığın takımların büyük başarılar kazandığından söz etmiyorsun da mağlubiyetlerini gündeme getiriyorsun.
Milli olan bir çok şeyden haz etmediğim doğru. Mesela Erdoğan çok milli değil mi? Keza Özgür Özel de az milli değil hani! Milli sıfatı hayali bir yaratı. Sınıfların, toplum içinde derin ayrılıkların/çelişkilerin olduğu bir ortamda hiçbir şey milli olamaz. Ayrıca ben bir şeyi gündeme getirmiyorum. Zaten gündemde olan yenilgileri anlamaya, tahlil etmeye çalışıyorum. Maç kaybedince ‘’Ama biz eskiden bu takımı yenmiştik’’ demek hastalıklı bir nostalji. En çok ilgimi çeken bu yenilgiler karşısında spor yöneticilerinin, sporcuların ve taraftarların tutumu, meseleyi ele alış biçimi.
Spora siyaset katmaya çalışıyorsun ama sen. Öyle genel, yuvarlak yargılara varmak doğru değil. Bu saydığın maçların her birini teker teker ve teknik olarak incelersen, mağlubiyetlerin nedenlerini anlayabilirsin. Yoksa senin iddia ettiğin üzere, enflasyon oranı, kayyım atanan belediye sayısı ya da hapisteki insan sayısı ile Milli takımlarımızın ya da Galatasaray’ın mağlubiyetleri arasında ilişki kuramazsın. Bunlar apayrı şeyler…
Sözü ağzımdan aldın. Ben demeden sen söyledin. İşte tam da açıklamaya çalıştığım yaklaşım buydu. Bak şimdi: Türkiye’de hangi alan, hangi sektör, hangi konu doğru dürüst yönetiliyor, düzgün çalışıyor, başarı kazanıyor ki, sporda başarı olsun? Toplumda siyaset, ekonomi, tarih, demografi, spor… hepsi birbirine bağlı. Her bir unsur bir diğerinden etkileniyor.
Nasıl etkileniyormuş ki açıkla da anlayalım. Ya da öne sürdüğün görüşleri eleştirelim.
Bak şimdi bugün hala bir Osmanlı kompleksi (Belki de hayranlığı) var hem devlet katında hem de toplumda. Resmi söylemle ve TV dizileriyle kabartılan bir güç övgüsü. Üç kıtaya hakim, yelkenleri atlastan, dört iklime egemen, muzaffer, devasa, dünya imparatorluğu filan falan… Başımızdaki adam da ‘’Dünya Lideri’’ değil mi? İşte bu nostaljik güç arzusu ile illüzyonu ve şişirilmiş reis efsanesi nedeniyle kendinde bir yenilmezlik duygusu yaratıyor yeni ama çakma Osmanlılar. Dikkat et, Osmanlı tarihi olsun TC tarihi olsun askeri, siyasi, ekonomik ve toplumsal mağlubiyetleri es geçer. Geçmiş, resmi söyleme göre, zafer ve başarılarla doludur.
Peki peki… Sen spor müsabakalarındaki yenilgilere gel artık!
Gelemiyoruz ki… Çünkü bu tarih, siyaset, ideoloji ve kimlik DNA’sında mağlubiyet yok. Yenilmişsek, hakem yüzünden yenilmişizdir, rakip şike yapmıştır ya da şansızlık olmuştur. Bu yaklaşımla son dönemdeki yenilgilere bakacak olursak hakikaten çok talihsiziz. 20 yıldır her çekilişte Milli Piyango bileti almışız, bir kere bile amorti ya da teselli ikramiyesi bile çıkmamış adamın hüzünlü durumuna düşmüşüz. Mağlubiyetler sonrasındaki yönetici ve sporcuların açıklamalarına bakıyorum. Hiç birinde ikna edici, gerekçeli bir yenilgi açıklaması yok. ‘’Bize yakışmadı’’, ‘’Taraftarlarımızdan özür dileriz’’, ‘’En kısa zamanda toparlanıp geri kalan maçları kazanacağız’’ en sık rastlanan beylik sözler. Kimse yenilgilerin çok boyutlu ve gerçek nedenlerini düşünmüyor, tartışmıyor. Teknik, taktik, oyuncu formu, antrenörün tercihleri gibi ikincil nedenlere takılıyor. Maçlarda alınan galibiyet ya da yenilgi, sanki savaş kazanılmış ya da kaybedilmiş gibi algılanıyor.
İktidar milyonlar harcayıp o kadar güzel stadyumlar, spor tesisleri inşa etti. Kulüpler milyonlarca euro harcayıp dışarıdan yıldız futbolcu ve antrenörler getirdi. Buna rağmen istenilen sonuçlar elde edilemedi. Sen de bunu siyasi, ekonomik, kültürel olumsuzluklarla açıklıyorsun öyle mi?
Yine sen söyledin. Para ile başarı kazanılmıyor. Yabancı transferiyle de zafer yok. E o zaman git bak bakalım yurtdışında esas olarak Avrupa’da başarı kazanan takımlar nasıl yapmış? Orada spor akademileri var, her takımın alt yapısı var. 6-8 yaşından itibaren futbolcu/sporcu yetiştiriyor. Bir de tabi spor karşılaşmalarında galibiyet kadar mağlubiyetlerin de doğal hatta kaçınılmaz olduğunu içlerine sindirmiş onlar. Vatan Millet Rhône nehri, İslamiyetin kılıcı gibi saçmalıklara sığınmıyorlar. Bizde ortalama seyirci maça kişisel ya da toplumsal sıkıntılardan uzaklaşmak, deşarj olmak için gidiyor. Ona buna küfür ediyor, bağırıp çağırıp rahatladığını sanıyor. Batı’da ise maça gitmek, sinemaya/tiyatroya gitmek gibi neredeyse kültürel bir etkinlik. Yes indeed… Bir de batıda klüp başkanları ya da yöneticileri, bu makamı komisyon almak ya da başka alanlarda prestij kazanmak uğruna kullanamıyor.
Sen Allah bilir siyasetteki yenilgileri de böyle açıklıyorsundur.
Her şeyi çok iyi anlıyorsun, bravo! Mustafa Kemal’in askerleri yenilmez! Değil mi? Kürdistan kartalları hep muzaffer olur. Değil mi?
(SON/RD)









