Van İpekyolu Belediyesi, kaldırım işgaline karşı sıkı bir çalışma başlattı. Yayaların yürüyemediği alanları tek tek temizliyorlar. Konu kaldırımlar olunca aslında çok temel bir şeyi konuşuyoruz: Bir şehir nasıl yaşanır bir yer haline getirilir.
Gelişmiş şehirlere gittiğinizde fark ettiğiniz ilk şeylerden biri şu olur: Kaldırımlar boştur. Boş derken yanlış anlaşılmasın; sahipsiz değil, hak sahibinin, yani yayaların kullanımındadır. Ne masa koyulmuştur, ne kasa, ne de bir reklam panosu…
Çünkü orası bir kamusal alandır. İnsanların eşit yurttaşlar olarak bir araya gelebildiği, kimsenin kimseye üstünlük taslamadığı alanlardır buralar. Yani… kaldırımlar aslında birer sokak agorasıdır Yaşlı bir annenin bastonunun değdiği yerdir kaldırımlar. Yürürken karşılaştığımız eş, dost, akrabadır. Ayaküstü hasret giderdiğimiz arkadaşlarımızdır.
Bazen çocukların umarsızca koştuğu bir parkurdur kaldırımlar. Bizde boş gezenleri iğnelemek amacıyla kullanılan ‘Kaldırım mühendisidir’…
Şiirdir kaldırımlar, romandır. Necip Fazıl, şöyle anlatır, kaldırımları : “Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır. Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum! Türküdür, şarkıdır çoğu zaman… Anlatırdı masumca seni bana! Bugün o taşların dili olsa, “Ben artık nefes alamıyorum, çok yorgunum” derdi
Çünkü artık kaldırıma bastığınızda önce bir masa görüyorsunuz. Sonra bir sandalye. Sonra bir reklam panosu. Bir kasa. Bir tente. Yürümek istediğinizde bunlara çarpıyorsunuz, Kaldırımlar artık yaya yolu değil, ticari sergi alanı. Ve belki en kaygı verici olan da bu: Normalleştirmek. Oysa, kaldırımlar, yürüme özgürlüğümüzdür. Yürümek, aynı zamanda düşünmektir.
Nietzsche’nin çok sevdiğim bir sözü vardır: “Tüm büyük düşünceler, yürürken doğar.”
Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler…
Onlar için sokağa çıkmak bile bu şartlarda mücadele demek. Otobüste onlara yer vermeyi biliyoruz, peki kaldırımda neden yol açmıyoruz? Farkında mısınız bilmiyorum ama uzun süredir sokağa çıkıp Maraş ve Cumhuriyet Caddesinde yürümek gelmiyor içimizden. Bu iki caddede kayyum tarafından yönetilen Van Büyükşehir Belediyesinin sorumluluğunda. İşte bu yüzden…
Bugün İpekyolu Belediyesi’nin çabaları kıymetlidir. Ama bu, sadece belediyenin değil, bütün toplumun ortak sorunudur.
Başta VANTSO, Esnaflar Odası ve ilgili tüm sivil toplum kuruluşları kaldırımların boşaltılması için duyarlılık çağrısı yapabilir. Bu konuda asıl görev esnafımızındır. Kaldırımların işgal edilmediği ve sadece yayaların olduğu kaldırımlar daha fazla insan gelmesi demek, daha hayırlı işler demektir.
Kaldırım “benim” değil, “bizim”dir. “Bir şehirde insanlar kaldırımdan yürüyebiliyor mu?” Eğer cevabınız “hayır”sa…
Orada hiçbir şey tam olarak yolunda gitmiyor demektir. Van’ın gerçekten büyükşehir olmasını istiyorsak gelin önce kaldırımlardan başlayalım.











