:
*Bir fotograf karesi siyasi gündemde çok tartışılıyor. Aslında fotograf, önemli bir siyasi gerçeği yansıttığı için anlamlı. İmaj Felsefesi diye bir disiplinden söz edildiğini duydunuz mu hiç?
Titanic buzdağına çarpıp batarken lüks sınıfın güvertesinde orkestra dans müziğine devam ediyormuş. Bir anlatıya göre, bazı yolcular can filikalarına atlamaya çalışırken, etrafta gayet sakin dolaşan çok şık beyefendiler hanımefendiler sırıtarak kaçınılmaz sonu bekliyormuş.
Neden anlatıyorsun bu sahneleri? Neyi ima etmeye çalışıyorsun? Bugün yaşadıklarımızla senin bu anlattıklarının alakası ne?
Ben biliyorsun müzmin hatta radikal bir muhalifim. Bugün yaşadıklarımıza baktım da Titanic geldi aklıma.
Kusura bakma ama ben muhaliflikle Titanic arasındaki bağlantıyı kuramadım.
Senin adın Bilal mi?
Yoo değil… Sen benim adımı biliyorsun ama yine de neden Bilal mi diye niye soruyorsun?
Peki o zaman sana iki kare fotograf daha hatırlatayım: Biri nispeten yeni. Voleybolcu genç kadının yüz ifadelerini getir gözünün önüne. O kadın, ahlaka, protokole aykırı hiçbir şey yapmadı. Özel olarak bir show yapma ihtiyacı da hissetmedi. Sadece içinden nasıl geliyorsa öyle davrandı. Yüz ifadesi doğaldı. Monark’a nasıl bakılması gerekiyorsa öyle baktı. Bir de daha eski bir fotografta Meclis Genel Kurul salonundaydı galiba, bugün tartışma konusu olan Parti’nin kıvırcık saçlı bir kadın milletvekilinin Monark’ın koltuk değneği konumdaki ‘’Sayın’’ sıfatlı kişiye bir bakışı vardı ki, evde, sokakta, okulda, işyerinde Monark’a ve yakın çevresine lanet ve beddua okuyan milyonlarca yurttaşın yüz ifadesini resmediyordu. Bu iki fotograf doğru, iyi ve güzel fotograflar. Çünkü siyasetin gerçek yüzünü yansıtıyor.
Galiba anlamaya başladım. Ama bence sen yanılıyorsun. Resepsiyondaki fotograf karelerine çok takılma. Normal protokol durumları bunlar.
Fotograf, altyapısı, tarihi, siyasi-ideolojik gerekçesi olmayan bir imaj değil. Okudun mu bilmiyorum, Fransa’da İmaj Felsefesinin kurucusu ve teorisyeni Marie-José Mondzain adında bir akademisyen var. Onun kitaplarında bu konu ayrıntılı olarak açıklanır. Bir resim nasıl okunur? Resimle gerçek arasındaki ilişkiler nasıl çözülür? Resmin önünde ve arkasında neler olabilir? Neye nasıl bakmalı, nasıl görmeliyiz? gibi çok önemli sorulara yanıtlar arıyor Mondzain. Resepsiyondaki sırıtmalar – ayıp olmasın diye yaltaklanma demiyorum- anlatılan bir fıkra ya da komik bir duruma tepki/yankı olarak ortaya çıkmış bir yüz ifadesi değil. Bir siyasetin, bir tutumun göstergesi/dışavurumu. Üstelik Monark o karede gülümsemiyor ki… Size ne oluyor?
Hocam, ben 15 dakikalığına adımı değiştirip Bilal yapayım da sen bana bu işi basit bir şekilde anlatıver n’olur… İşin içine öyle Mondzain, felsefe, altyapı, imaj gibi herkesin bilmediği sözler etmesen belki anlarım.
Zor olacak ama deneyeyim. İki soruya yanıt ara ilk başta: Sen fotograf albümlerinde, Hitler, Mussolini, Stalin ya da Putin’in çevresinde sırıtan muhalif kişilere rastladın mı hiç? İkinci sorum da şöyle: Şimdi o karedeki insanlar, baskı altında, mağdur, hakları gasp edilmiş, işkence, zulüm altında, her gün Silivri ya da ölüm tehdidiyle ayakta durmaya çalışan milyonlarca yurttaşın Meclis’deki seçilmiş temsilcileri. O milyonlarca yurttaştan bir teki bile Monark’a sırıttı mı hiç?
Galiba yavaş yavaş anlıyorum senin itirazının gerekçelerini. Senin muhalif olmak tanım ve uygulamanla onların ki farklı galiba öyle değil mi?
Muhalifliğin onbin tanım ve duruşu yok ki… Eğer gerçekten muhalifsen, siyasi olarak iktidarın tezlerini eleştirir, kınar, kendi tezlerini egemen kılmaya çalışırsın. Bunu yaparken de, ben sana Monark’a küfür et, git yüzüne tükür filan demiyorum ki, ama hiç olmazsa onun karşısında dik dur, ciddi ol, gevşeme, sırıtma, siyasi tutumunu yüz ifadene de yansıt. Bak mesela bir muhalefet partisi, o ‘’birlik ve beraberlik’’ tablosuna girmemek için toplantıyı boykot etti. Tantanalı şatafatlı resepsiyona da katılmadı. Bu bile bir tutum. Baktım bir de 1-2 milletvekili kameraların karşısına geçip abuk sabuk gerekçelerle bu meşum fotografdaki manzarayı aklamaya, meşrulaştırmaya çalışıyor. Yazık. Bari suskunluk gibi asil bir tutum takınsaydınız…
Sen ‘’Terörsüz Türkiye’’ projesine karşı çıktığın için böyle düşünüyorsun galiba.
Hayır ben ilke olarak hiçbir barış ve demokrasi projesine karşı çıkmam, şimdiye kadar da çıkmadım. Ama mevcut projenin barış ve demokrasiyle neredeyse hiçbir ilgisi olmadığını gözlemliyorum. Olsaydı, hapislerde hala bu kadar çok siyasi olur muydu? Olsaydı, bugün Belediyelerde hâlâ bu kadar çok kayyım olur muydu? Olsaydı, yaşlı kadın Komisyonda ana diliyle konuştuğu için sesi kısılır mıydı?
Unutma ki batan gemiye binen de batar.
‘’Terörsüz Türkiye’’de muhalifler Monark’a sırıtmaz!
(SON/RD)










