1982’de yayımladığı “Günümüzde Ölmekte Olanların Yalnızlığı Üzerine” adlı denemesinde Alman sosyolog Norbert Elias, modern toplumun “ölümden kaçış” halini sert bir dille eleştirmişti.
Elias’a göre çağdaş birey, ölümle yüzleşmektense onu görmezden gelmeyi, kamusal alandan dışlamayı tercih ediyor tıpkı 19. yüzyılda cinselliğin tabu sayıldığı dönemlerde olduğu gibi.
“Seks, bir zamanlar fısıldanarak konuşulan bir konuydu; ölüm ise bugün aynı sessizliğe mahkûm,” diye yazar Elias, “Bu iki temel deneyimi bastırmak, insanın kendi doğasını inkâr etmesidir.”
Ölüm, toplumsal yalnızlığın aynası
Elias, denemesinde ölümün yalnızca bireysel bir olay değil, toplumsal bir tecrit süreci haline geldiğini savunur. Modern tıbbın ve hastane kültürünün, ölmekte olan insanı “bakım nesnesine” dönüştürdüğünü söyler.
Artık ölüm, evin, ailenin ya da topluluğun değil; kurumların ve uzmanların alanıdır.
“Eskiden ölüm, evin bir parçasıydı. Bugünse hastane odalarında yalnızlığa terk edildi.”
Elias’a göre bu dönüşüm, insanların hem ölmekte olanlarla ilişkisinde hem de kendi ölümlülüğüyle yüzleşmesinde bir duygusal yabancılaşma yaratmıştır. Ölüm artık paylaşılan değil, saklanan bir deneyimdir.
Sessizliğin bedeli: Yasın kaybı
Yazar, ölümün tabu haline gelmesinin yalnız ölümü değil, yas tutmayı da görünmez kıldığını belirtir.
Toplumun, acıyı bastırmayı ve hızla “normal hayata dönmeyi” teşvik ettiğini vurgular:
“İnsan, ölümü konuşmadıkça yas da tutamaz. Yas, toplumsal bir bağdır; sessizlik bu bağı koparır.”
Elias, bu nedenle ölümle ilgili konuşmayı bir “duygusal dayanışma biçimi” olarak görür. Ona göre ölümle yüzleşebilmek, yaşamı da daha derin anlamak anlamına gelir:
“Kendi ölümlülüğünü kabul eden insan, yaşamın kırılganlığını değil, değerini kavrar.”
Elias’ın bugün için anlamı
Günümüzde Almanya’da gelişen hospis ve palyatif bakım hareketleri, Elias’ın ölüm kültürüne dair eleştirilerinden ilham alıyor.
Sağlık uzmanları, “ölümle birlikte olmayı öğrenmek” gerektiğini vurgularken, birçok eğitim kurumunda “ölüm pedagojisi” başlığı altında Elias’ın metinleri okutuluyor.
Sosyologun çağrısı, 2020’li yıllarda yaşlanan Avrupa toplumunda yeniden yankı buluyor:
Ölümü konuşmak, ölümü çağırmak değil — yaşamın bütünlüğünü korumak.
/Kaynak: Süddeutsche Zeitung (Jonas Hertel & Coraly von Welser/










