Kenan Azizoğlu: Sessizlikten Doğan…

Genel

Ben sessizlikten doğarım.

Bir Nehir’in kıvrılışında, bir ağaç gövdesinin gerilmesinde, bir taşın çatlamasında, bir pencerenin aralanmasında beliren o ilk titreşim benim.

Ses geri çekilir; geriye derinden yükselen ince bir kıpırtı kalır.

Ben o kıpırtının adıyım; görünmez ama dokunan, sessiz ama iz bırakan.

Zamanın eşiğinde dururum.

Bir söz boğazda asılı kalırken, bir umut usulca solarken oradayım.

Ne yalnızca yıkımım ne de tek başına direniş; ikisinin arasında, nabız gibi atan dar bir çizgide yaşarım.

Her çatlak karanlığa ince bir yol açar; ben o yolun ilk ışığı, ilk nefesi, ilk basamağıyım.

 

Clarice Lispector der ki:

“Bazen bir şey kırılır içimde, ama o kırılma bana kim olduğumu hatırlatır.”

Evet, ben kırılmanın ta kendisiyim; insanı sessizce kendine çağıran iç derinliğindeki o yalın sesim.

 Camın titremesinde, ağacın liflerindeki gizli nefeste, taşın damarlarında, suyun dalgalanan yüzeyinde dolaşırım.

 

Ben ışığım, bir dalgayım; görünmeyen kuvvetlerin yön değiştirirken duyulmayan akışıyım.

Her salınımda, her dönüşte yeniden vücut bulurum.

 İnsanın içinde yaşarım…

Kalbin kıvrımlarında, gözyaşının tuzunda, omzun fark edilmeden çöktüğü yerde beliririm.

Sessizce dolaşırım içimizin dar, karanlık koridorlarını; bazen bir nefesin ucunda bekler, bazen eksik bir cümlenin gölgesinde büyürüm.

Her çatlak, karanlık gibi, ışık da taşır; ben o ışığın en derindeki kıpırtısıyım.

İnsan kırıldığında umut çoğu kez ince bir filiz gibi belirir; ben o filizin aldığı ilk nefesim.

 

Kırılmanın izi karanlığa değil, içte saklı ışığın kıvrımına akar.

Ben sabrın buğusunda, vefanın sessiz köklerinde, ‘kırık dökük duyguları’ taşıyanların yanındayım;

yalanın, riyanın ve güvensizliğin çürüdüğü boşlukların değil, çatlağın içinden sızan ince, sarsılmaz ışığın tarafındayım.

 

Bir söz eksildiğinde yeniden biçimlenirim.

Bir çocuğun sessizliğinde, yağmurun tazelediği toprak gibi yeni bir doğuş taşırım.

Kadının kırıldığı yerde; yok sayılmanın gölgesinde çoğalır, sabrını zarafete dönüştüren o ince ışıkta yeniden beliririm.

İnsanın içindeki kırılma, toplumun büyük yaralarına da ayna tutar.

Sömürü ve adaletsizlik toplumun omuzlarını ezerken, çatlayan çeperde bir nefes olurum.

Bir halk kırıldığında tarih nefesini tutar; bir dil susturulur, bir stran yasaklanır, ama ben yok olmam.

Şengal’in derinliklerinde, Efrîn’in zeytinlerinin damarlarında, Urmiye Gölü’nün serin sularında, Âmed surlarının heybetinde rüzgârla dolaşırım…

 

Toprak acıyı belleğe, yas direnişe dönüştürür; ben susturulanın değil, direnenin izindeyim.

Ben yalnızca kırılma değilim; yeniden biçimlenmenin de kapısıyım.

Her çatlak yeni bir başlangıcı fısıldar.

Ve insanı insan yapan, o çatlağın içinden sızan iyiliktir.

 

 Ben kırılmayım.

Kötülüğe karşı iyiliği büyüten, sessizliğin içinde sabrı tutan, yılgınlığa karşı umudu ateşleyenim.

Her kırıkta yeniden doğarım, her çatlakta ışığı çoğaltırım.

Ben, ince, zarif, kararlı ve sarsılmaz bir direnişin en sessiz ama en parlak dalgasıyım.

 *

kenanazizoglu@yahoo.de

 

İlginizi Çekebilir

Behice Feride Demir: Murat Demir’in ZÊ Albümü
Mecit Zapsu: Kürt gerçeği maskeleri düşürdü

Öne Çıkanlar