Ali Engin Yurtsever: Gerçek Her Zaman Sözden Büyüktür

Yazarlar

              Tarihin, dönemsel çalkanışlarını geride bırakıp, büyük sıçramalarla ileri atılıp birey ve halkların yaşamında büyük sarsıntılar yarattıktan sonra durgunlaşıp sakin bir evreye gireceği dönemin başlangıcındayız. Bu dönem yaşanıp geçtikten sonra tarih yine “durgun akan bir don” gibi kendi seyrinde akacaktır. Ancak henüz o dönemde değiliz, tam tersi bir önceki süreçteyiz. Bu nedenle neyin, ne zaman değişeceğini ve hayatımıza nasıl bir etkide bulunarak bize neler getireceğini şimdilik bilemiyoruz. Bu bilinmezlik hem huzursuzluk, hem de mücadeleyi beraberinde getiriyor. Huzursuzuz çünkü birey ve halk olarak ne derece etkileneceğimizi bilemiyoruz. Artık yerleşmiş bulunan yaşam alışkanlıklarımızın değişeceğini bilmek yeni yaşama geçmek konusunda bizi korkunun hücresine hapsediyor. Ancak diğer yandan da hem tarihsel örnekler, hem de ulus olarak tarihimiz bize bazen determinist bir kadercilik, bazen de salt kadercilik anlayışının geride bırakılarak, iradi bir mücadeleyi zorunlu kılarak hareket etmemizi ve bu bağlamda geleceğimizin şekilleneceğini işaret ediyor. 

            Sadece bize ait değil bu durum, bölgemiz ve dünya yeni bir tarihsel değişim, dönüşüm dönemine girdi. Bir önceki sürecin (her ulusa göre oluşan) haksızlıkları bu yüzyılda yeni koşullarda tekrar masaya yatırılacak ve bir sonraki yüzyıl bu dönemlerde şekillenecektir. Kimi devletler tarihe karışacak, kimi uluslar devletleşerek veya başka isimde sahneye çıkacaktır. Bir önceki yüzyılı oluşturan teorik gerekçelerin oluşturduğu temeller, yerini yeni teorik gerekçelerin oluşturduğu temellere bırakacaktır. Sınıfsal bir temelin oluşturduğu bu savaş hali, sınıfların ortadan kalkacağı döneme kadar sürecektir.

         Her devlet ve her örgütsel yapılanma, bu dönemi durduğu ve hayatı yorumladığı yerden karşılayarak hazırlanıyor. Elbette kimileri bir önceki dönemin kazanımlarını korumak, kimileri de kendi kayıpları olan o kazanımları yerle bir ederek yeni ve kendilerine ait kazanımları hedefleyerek tarih sahnesinde özne olmayı gerçekleştirmeye çalışıyor.

       Sözler; yolumuzu çiziyor. Sözler; geleceğimizi ve pratik tutumumuzu belirliyor. Elbette politikada söylenen sözlerin geçerliliği teorinin pratik tarafından sınanması ile eş değer olarak önümüzde duruyor. Iç ve dış koşulların değişimi, sözlerimizin ömrünün ne kadar olacağını da gösteriyor. Geleceğe dair toplumsal bir sözü olan örgütsel bir yapılanmanın bugünden söyleyeceği sözlerin hayata geçmesi için gerçeklik içeren koşulları elden bırakmadan, bütün taktik sapmaları belirlemesi ve bu sapmaların aynı zamanda stratejik hedeften ayrılmaması gerekir. Günümüzde gerek örgütlerin, gerekse devletlerin kendilerini bağlayıcı sözlerden kaçınmalarının altında bu politik esneklik yatmaktadır. 

        Halen adı konulmayan bir sürecin yürütülmesi üzerine Kürtlerin ve Türk devletinin yorumu, değerlendirmesi ve pratik adımları henüz bir noktada buluşmuş değil. İlk başladığında yüksek perdeden “mecliste konuşulup, umut hakkının tanınması” üzerine söylenen sözlerin hükmü vadesini doldurmuş gibi görünüyor. Türk devleti (esir tutsaklar, ana dil eğitimi, KKTH ve işgal alanlarının işgalini gündemden düşünerek) ve taleplerini artan bir şekilde dayatmaya çevirerek, başka bir ülke! olan Suriye’de örgütlü olan özerk yönetimin silahlı gücünün feshine kadar getirmeye başladı. Hiç kuşkusuz bir adım sonrası özerk yönetimin feshi ve bölgenin işgal edilmesi olacaktır. En sonunda ise Kurdistan’ın her karış toprağının tamamıyla sömürgeleştirilmesi ve Türk bayrağının her yere dikilmesi hedefini açıktan yapacaklardır. Süreç üzerine sağlıklı bir tartışma yürütülme olanağı olmadı. Toplumun bilgilendirilmesinden nedense kaçınıldı.

  Türk halkının böyle bir talebi olmadı ama Kürt halkı bu duyarlılığı hep canlı tuttu, ancak sonuç alamadı. Kısa sürede biteceği ve demokratik bir Türkiye’de Kürt halkının varlığının tanınarak yeni bir anayasanın çatısı altında yaşanacağı sözünün geçerliliği yürürlükten (şimdilik) kalktı. Çünkü belirleyici olan gerçekliğin temel olarak Rojava’nın geleceği olduğu ortaya çıktı. Olanak bulabilseler Rojava’ya saldıracaklar. Bu tehlike her zaman gerçekleşebilir. Bu, aynı zamanda uluslararası güçlerin ve Kurdistan sorununun uluslararası olduğunun onaylanması demektir. Son iki yıllık bölge politikalarına bakarak diyebiliriz ki; Hindistan’a giden yolda Çin gücünün tasfiye edilmesi temel hedeftir. Iran ve Türkiye var olan durumlarını sürdüremeyecek olan iki ülkedir.

   Bunun gerçekliğini bilen bu ülkeler gerçekleşecek ölümlerinin süresini uzatmak ve mümkünse uygulanan politikanın dışında kalabilmek için sürekli adım atıyorlar. Belki Türkiye biraz daha varlığını sürdürebilir ama Iran ömrünü doldurmuş bulunuyor. Her iki ülke değişime kapalı bulunuyor. Bir değişimin kendi sonları olacağını biliyorlar. Değişime de kapalı oldukları için toplumsal çürüme yaygınlaşıyor, gittikçe katmerleşiyor. İran daha kapalı olduğu için bilgi aktarımı daha az oluyor ama Türk toplumsallığının çürümesini dünyanın her yerinden görebiliyoruz. Uyuşturucu, rüşvet, diktatörlük uygulamaları ve temel olarak ahlaksızlığın toplumsal bir reddinin olmaması, kendi toplumsallığını koruyan Kürt halkına da bulaşmaya başladı. Kurdistan’da artık açığa çıkan bu bozulma sayın Öcalan tarafından da mahkum edilmiştir. Geç olmadan bir iradi müdahale gerekmektedir. Üzerinde doğru tutuma sahip bir disiplin hissetmeyen bir toplumsal yapı son hızla bozulacaktır. 

      Sözlerin büyüsünün ağırlığına boğmak istiyorlar bizi. Bin yıldır sömürgeci olarak bulundukları ülkemizde; aslında kendilerinin “ev sahibi” ve koskoca bir coğrafyanın “hamisi” olduklarını, onların gölgesi altında yaşanacak olan hayatın cennetle eş değer olduğunu kabul etmemizi istiyorlar. Ancak bin yıllık tecrübemiz gösteriyor ki ne değiştiler, ne de değişmeye niyetleri var. Tek istekleri sonsuza kadar hükümran olmak. Bu hükümranlık altında da  Kürtlerin kölelik statüsünün devam etmesini sağlamak. Fakat ömrünü dolduran bir devlet var karşımızda. Denedikleri her baskı Kürt halkı tarafından direnişle karşılanıp, boşa çıkarıldı. 

     Sözlerin büyüsü ütopik dünyaya aittir, sözlerin büyüsü gerçeklikten kaçmak isteyenlere bir sığınaktır. Ancak gün ışıdı ve büyü bozuldu. Şimdi gerçekliğin zamanıdır. Çünkü gerçeklik; her zaman sözlerden daha büyüktür.

      

        

İlginizi Çekebilir

Yunus Behram: IŞİD’in Suriye’de Uluslararası Koalisyona Saldırısı…
Analiz: Bir kabus; Warner Bros üzerindeki savaş Hollywood’u altüst ediyor

Öne Çıkanlar